Yıllardır Dior Homme parfümlerinin yüzü olan ünlü oyuncu Robert Pattinson ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Oyunculuk kariyeri ve yeni Dior parfümüne kadar pek çok konuda sorduklarımızı yanıtladı.

 

Bu yeni Dior Homme kampanyasında en çok hoşuna giden ne oldu?

Bu tarz reklam çekimleri harika birer deneyimdir, hiç şaşmaz. Ayrıca Blaze videolarını hep çok sevmiş ve yaptıkları işlerle yarattıkları bu canlı ve kinetik enerjiden her seferinde büyülenmişimdir.

 

Bu Dior Homme kampanyası öncekinden ne ölçüde farklı?

Sanırım bu bir öncekinden biraz daha duygusal. Yine çok ‘cool’ ama biraz daha olgun hissettiriyor.

 

Yeni kampanyanın sloganı ‘I’m your man’. Bununla ne kastediliyor?

Senin için kişisel bir anlamı var mı?

Leonard Cohen’in daimi hayranıyım. Şarkı da o kadar güzel ki! Bence ilk akla gelen de o, Leonard Cohen benim adamım.

 

Bu kampanya ile hangi maskülen imajı ön plana çıkarmak isterdin?

Dilediğince özgür olmayı.

 

Kendini kamera karşısındaki o adama ne kadar yakın hissediyorsun?

Onunla birbirimize bir ölçüde oldukça benziyoruz. Aslında bu tip performansların hakkını vermek için kendimin dışına çıkmam gerektiğini düşünmüşümdür hep ama bu kampanyada birlikte çalıştığım insanlarla kendimi çok rahat hissettim.

 

The Blaze olarak da tanınan Guillaume ve Jonathan Alric ile çekimler nasıldı? Kreatif süreçteki paylaşımlarınızdan biraz bahseder misin?

İkisi de müthiş insanlar. Onlarla 2017’de Cannes’da tanıştım. Videolarında hep bir heyecanlandırma potansiyeli görmüşümdür. Bir gün harika bir uzun metraj çekebileceklerini düşünüyorum. Club sahnesinde bana dans hareketlerini bizzat göstermeleri, gördüğüm en eğlenceli yönetmen davranışlarından biriydi. Çekimden önce Londra’da birkaç kez konsept hakkında konuştuk ve ben New York’a geldiğimde her şey o kadar iyi organize edilmişti ki gelir gelmez çekime başlamak beni hiç huzursuz etmedi.

 

Bizimle çekimle ilgili bir anını, bir anekdotu paylaşmanı istesek?

Bu muhtemelen 200 dansçının önünde kendi kendime dans etmem olurdu. Bu kesinlikle ilk ve belki de sondu.

 

Hazırlanırken sana ilham vermesi için Ferrara, De Palma gibi yönetmenlerin filmlerini ya da Brando gibi ikonik maskülen figürler izledin mi ya da başka kültürel referanslardan mı faydalandın?

Christopher Walken’lı The Fat Boy Slim videosu…

 

Mikael Jansson ile birlikte çalışmak nasıldı? Onu önceden tanıyor muydun yoksa bu ilk karşılaşmanız mıydı?

Onunla daha önce hiç çalışmadık ama işlerini beğendiğim bir fotoğrafçı. Üstelik zahmetsizce çalışabileceğiniz biri ve çok yetenekli bir sanatçı.

 

Günümüzde birinin erkeği olmak sence ne anlama geliyor?

Anlamın kimin erkeği olmaya çalıştığına göre değiştiğini düşünüyorum. Esnek olmak gerek!

 

New York adeta bu filmin oyuncularından biri. Bu şehir senin gibi bir ‘English Man in New York’a ne hissettiriyor? Sana ilam veriyor mu?

New York City’nin enerjisi bence herkese ilham veriyor. Bu şehre ne zaman gelsem kendimi şarj olmuş hissediyorum. Ama burada uzun süre kalamam. Benim ritmim şehir ritminden daha yavaş.

 

Dior markasıyla ilişkinden biraz daha bahseder misin?

Dior ile çalışmaya başlamadan önce marka bana ulaşılmaz bir stil ikonu gibi görünürdü. Çalışmaya başladıktan sonra ise yıllar içerisinde orada çalışanların ne kadar sıcakkanlı olduğunu görüyorsun. Ziyaretlerimde hep cana yakın ve dost bir tavırla karşılaştım. Tüm çalışanların bıraktığı intiba harikaydı. Tarihindeki şöhretin sebebi bu olsa gerek.

 

Dior’un seninle ilk temasa geçtiği zamanı hatırlıyor musun?

Tabii ki! Los Angeles’ta, yedi yıl önce. O gün tanıştığım arkadaşlarla halen görüşüyorum.

 

Dior ile çalışmanın en keyifli yanı nedir? Yaratıcı süreç nasıl işliyor?

Dior ile çalışmak daima bir zevk. Çok rahat. Kimsenin velvele etmediği güzel kıyafetler. O kıyafetler içinde dolanırken kimse size bir şey demiyor. Çalışanların hepsi inanılmaz eğlenceli. Çekim bitimindeki partiler ise daima baş tacı.

 

Epey zamandır, 2013’ten bu yana Dior Homme’un yüzüsün. Bunun senin için anlamı nedir? Bu keyif veren bir rol mü?

Kesinlikle. Bir marka ile çalışmak başlangıçta beni endişelendirmişti ama Dior hiçbir yönden tipik bir şirket değil bence. İşinin ehli terzilerden tüm Dior parfümlerinin perde arkasındaki koku dehası François Demachy’ye kadar herkesin hünerinden çıkan o inanılmaz zanaatı ilk elden görme şansım oldu. Dior ile gerçekleştirdiğimiz her projede kendimi evimde hissediyorum.

 

Bu kokunun yüzü olmak sence kişisel gelişimine etki etti mi?

Mutlaka. François Demachy gibi dünyaca ünlü bir yaratıcının koku yaratımı sahne arkasına girmekten tutun, Kris Van Ache, Kim Jones ve elbette Karl Lagerfeld gibi dünyanın en iyi tasarımcılarıyla arkadaş olmaya kadar çok az kişinin parçası olma şansı yakaladığı bir dünyaya adım atmamı sağladı. Aynı zamanda bu denli ikonik bir markanın nüvesinde birbirine sıkıca sarılmış bir harika insanlar ailesinin yer aldığını görme fırsatı da buldum. Büyük bir şirketin, çıkarları için taviz vermeyi seçmeyip mutlak kalite yaratımını esas alarak yönetilebildiğine şahit olmak gerçekten güzel.

Dior ile çalışmak stiline ve parfüm kullanımına etki etti mi?

Galalarda eskisinden daha şık göründüğüm kesin. Koku konusunda da Dior ile çalışmak parfümün daha günlük bağlamda da ustalıkla kullanılabileceğini fark etmemi sağladı. Parfüm sürmenin başa çıkmak gereken çok büyük bir mesele olması gerekmiyor. Üstelik sürdüğünde insanlar fark ediyor ve beğeniyor.