Mart ayı başında Netflix’de gösterime giren ve başrollerinde Hazal Kaya, Selahattin Paşalı, Tansu Biçer ve Engin Hepileri’nin oynadığı ‘Pera Palas’ta Gece Yarısı’ dizisinin yönetmeni Emre Şahin, sorularımızı yanıtladı.

Netflix’de yayınlanmaya başlayan, yönetmenliğini yaptığınız ‘Pera Palas’ta Gece Yarısı’ projesi hakkında bilgi verir misiniz?

‘Pera Palas’ta Gece Yarısı’ genç bir gazeteci olan Esra’nın İstanbul’daki efsanevi Pera Palas Oteli ile karşılaşmasını konu alıyor. Otel hakkında yazı yazmak üzere görevlendirilen Esra, yanlışlıkla 411 numaralı odanın 1919 yılına açılan bir kapı olduğunu keşfeder. Geçmişe doğru bir yolculuk yapar ve siyasi bir komplonun ortasına düşer. Artık Esra, kurnaz otel müdürü Ahmet ile birlikte tarihin akışını ve geleceğini korumak zorundadır. Ancak Esra, İstanbul’un en çılgın kulübünün sahibi, yakışıklı ve gizemli Halit ile tanışır tanışmaz, 1919 İstanbul’unda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ve kimsenin aslında söylediği kişi olmadığını anlar.

Proje ortaya nasıl çıktı?

Charles King’in yazdığı aynı isimli kitap çıktığında hemen okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. Türkiye’nin önemli bir dönemini, 1800’lerin sonundan modern zamana geçişi anlatan bir araştırma kitabıydı. Kitap bu dönemi bütün olaylara şahitlik etmiş Pera Palas Oteli’nin gözünden anlatıyordu bir bakıma. Otele giden gelen ilginç ve önemli konukların hikayeleriyle dönem dönem anlatarak güzel bir resim çizdi kitap. Biz de buradan esinlenerek bambaşka bir hikaye kurduk. Günümüzden birisi otele girer de kendini başka bir zamanda bulursa neler olur, neler hisseder bunun üzerine heyecanlı ve eğlenceli bir hikaye kurduk. Ben de zaten çocukluğumdan beri hep otelle aramda ayrı bir bağ olduğunu hissetmişimdir. Belki başka bir hayatta oradaydim ben de 🙂

Çekim sürecini de anlatır mısınız? Pera Palas’ta çekim yapmak nasıldı?

Çekimlerin aslında küçük bir kısmı otelde gerçekleşti çünkü otelin neredeyse tam bir kopyasını kendi platomuzda kurduk. Ama otelde çektiğimiz sahnelerde çok eğlenerek ve zevk alarak çalıştım. Özellikle balo sahnelerini çekerken tüylerim diken diken oldu. O salon o kadar çok önemli şeye ve insana şahitlik ettikten sonra bizim de o anları tekrar yaşamamız çok güzel anlardı.

Yönetmenliğini üstlendiğiniz ‘Rise of Empires: Ottoman’ belgesel/dizisi de Netflix platformunda yerini aldı. Netflix’de yayınlanan bu iki proje de tarihi yapımlar. Tarihe özel bir ilginiz var mı?

Tarihe gerçekten çok meraklıyım. Tam bir ‘History nerd’ olduğumu söyleyebilirim. Özellikle İstanbul gibi bir yerde tarihin parçası olarak yaşıyoruz zaten ve bu bence İstanbul’un kendine has hissinin ve enerjisinin önemli bir sebebi. Tarihten öğrenilecek çok şey var.

‘40’ filminde Ali Atay’la çalışmıştınız. Bu dizideyse eşi Hazal Kaya başrolde. İkisinin oyunculuk tarzını, disiplinini, çalışma şeklini kıyaslar mısınız? İkisi de işlerini çok ciddiye alıyor. Aradaki benzerlikler, farklılıklar neler?

Öncelikle ikisi de çok yetenekli bunu söylemeye gerek yok zaten. İkisi de cok profesyonel ve kendilerini projeye tamamen verip çok katkı sağlıyorlar. Bir yönetmen için çalışması çok zevkli, her ikisi de… Sete getirdikleri enerji herkese yayılıyor. Hazal’ın, özellikle ön çalışma sürecindeki disiplini ve titizliği gerçekten mükemmeldi.

Bugüne kadar pek çok ödül aldınız. Sizin için en özel, en anlamlı olanı hangisi?

Hiç bir zaman ödül odaklı biri olmadım. Tabii ki insanların yaptığınız işleri beğenmesi ve takdir etmesi güzel ama benim bu mesleği yapmamdaki sebep ödüller değil. Ama gene de bir ödülü seçecek olursam üniversite yıllarımda ilk kısa filmimle kazandığım ödüller derim. Beni teşvik etmesi anlamında rol oynadı o ödüller.

Biraz da gelecek planlarınızdan bahseder misiniz? Bundan sonra sizi hangi projelerde göreceğiz?

Şu anda farklı aşamalarda bir çok projem var. Bunların bazıları Türkiye’de bazıları yurt dışında. Kendimce önümdeki beş seneyi planladım diyebilirim. Umarım projeleri yakında paylaşabilirim.

Çok kültürlü bir aileden geliyorsunuz. Babanız Türk, anneniz Amerikalı. Çocukluğunuzun bir kısmı Amerika’da, bir kısmı Türkiye’de geçmiş. Ben de benzer bir aile yapısından geliyorum ve bunun gazetecilikte bana çok katkı sağladığına inanırım. Bu çok kültürlülüğün yaratıcılığınız üzerinde ne gibi bir etkisi var sizce?

Hayatım boyunca hep Türkiye ve Amerika arasında gittim, geldim. Bence hayata bakış açımda çok önemli bir rol oynadı bu. Hem Türkiye’de kendimi evde hissettim hem de Amerika’da. Ama bunun yanında Amerika’da arkadaşlarım bana hep Türk derdi, buradaysa Amerikalı. Bu sayede olaylara hem içerden hem dışardan objektif bakabilmeyi öğrendim. Bu hikaye anlatımıma da yansıyor. Her olayda birden fazla bakış açısı olduğu gibi bu bakış açılarının hepsi hem doğru hem yanlış olabilir. Bir tarafın bir fikri olması öteki tarafın fikrini yanlış yapmıyor. Böyle bir yerden baktıkça hikayeler bence daha katmanlanıyor ve renkleniyor.

TARİHİ DİZİ

Pera Palas’ta Gece Yarısı genç bir gazeteci olan Esra’nın İstanbul’daki efsanevi Pera Palas Oteli ile karşılaşmasını konu alıyor. Otel hakkında yazı yazmak üzere görevlendirilen Esra, yanlışlıkla 411 numaralı odanın 1919 yılına açılan bir kapı olduğunu keşfeder. Geçmişe doğru bir yolculuk yapar ve siyasi bir komplonun ortasına düşer. Artık Esra, kurnaz otel müdürü Ahmet ile birlikte tarihin akışını ve geleceğini korumak zorundadır. Ancak, Esra, İstanbul’un en çılgın kulübünün sahibi, yakışıklı ve gizemli Halit ile tanışır tanışmaz, 1919 İstanbul’unda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ve kimsenin aslında söylediği kişi olmadığını anlar.