Afrika’nın ortadoğusunda bulunan küçücük bir ülke olan Ruanda, zengin doğası ve yeni turizm yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Eşi benzeri bulunmayan bir deneyim ise Goril Safarisi…
Yazı Leyla Melek
Fotoğraflar Leyla Melek, Sarp Özkar

Afrika’daki pek çok ülkeye uçmaya başlayan Türk Hava Yolları’nın yeni destinasyonlarından biri de Ruanda’nın başkenti Kigali. İstanbul’dan 7 saatlik bir uçuşla Kigali’ye ulaşıyorsunuz. Ruanda denince ilk akla gelen 21 yıl önce ülkede yaşanan içsavaş ve soykırım. 1994 yılında nisan ayı başında ülkedeki iki kabile olan Tutsi ve Hutular’ın arasında çıkan içsavaş tam 100 gün sürmüş ve 1 milyondan fazla kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Ülkenin toplam nüfusunun o zaman 7 milyon olduğunu düşününce…
Ben o günlerde Sabah grubunda Dış Haberler Servisi’nde çalışıyordum. Her sabah yabancı ajansların geçtiği haberlere ve fotoğraflara inanamayarak bakardım. Beni en çok etkileyen de genç, yaşlı, kadın, çocuk demeden insanların pala ve balta gibi evlerinde, tarlalarında kullandıkları kesici aletlerle parçalanarak öldürülmüş olmalarıydı. 100 gün sonra Ruanda’da soykırım sona erdi ve ülkede barış sağlandı. Batı dünyasının çoğunlukla seyirci kaldığı soykırım sona erdikten sonra Ruanda halkı, yaralarını sarmaları için yine yalnız bırakıldı.
Ben de doğrusu bu konuda son 20 yıldır pek kafa yormamıştım.Ta ki Ruanda’ya davet edilinceye kadar. İlk öğrendiğim Ruanda’nın artık son derece güvenli ve istikrarlı olduğuydu. 20 yıl önce kabileler arası barış sağlandıktan sonra, çok yol katedilmişti. Hatta Ruanda’nın bölgedeki en istikrarlı ülke olduğunu söylemek mümkün. Artık herkes Ruandalı, hiç kimse Hutu ya da Tutsi değil!
Ruanda’ya gittiğimiz Nisan ayı, 20 yıl önce soykırımın başladığı günlerdi. Her yıl Nisan’ın 7’si ile 14’ü arası tüm ülkede bayraklar yarıya indiriliyor ve soykırımda ölenler anılıyor. Başkent Kigali’de geçirdiğimiz birkaç gün, tüm şehirde bu anma havasını yaşadık.
İlk uğradığımız yerlerden biri Ruanda Soykırım Müzesi oldu. Kigali’de ölenlerin isimlerinin yazıldığı müzenin bahçesindeki anıta çiçek koymak için Soykırım Haftası’nda müzeye gelenlerle karşılaştık. Yüzlerce kişi sıraya girmiş, yavaş yavaş müzenin bahçesine giriyorlardı. Tam bir yas havası hakimdi. Müzede, 1994 soykırımını anlatan fotoğraf ve videolar var. Dünyanın başka yerlerinde yapılmış soykırımlar da unutulmamış. İçeride Bosna, Almanlar’ın Namibya ve Nazi soykırımlarını anlatan köşeler bulunuyor.

ruanda3

ruanda4
TURİZM YATIRIM

Kigali’de geçirdiğimiz sabahtan sonra dağlara doğru yola çıkıyoruz. Ruanda’da en çok turizm yatırımları öne çıkıyor. Bin Tepeli Ülke olarak tanımlanan Ruanda, harika bir doğaya sahip. Hatta Amazonlar dışındaki dünyanın tek yağmur ormanı burada bulunuyor. Ülkenin kuzeybatısındaki Nyungwe Yağmur Ormanı, çok turist çeken ulusal park alanı.
Turistlerce en ilgi gören ise Goril Safarisi. Bizim de istikametimiz Volcanoes Ulusal Parkı ve buradaki Dağ Gorilleri. Sadece Ruanda ve iki komşusu Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda’nın paylaştığı volkanik dağlarda yaşamlarını sürdüren dağ gorilleriyle bir saat geçirmek için dünyanın dört bir yanından turistler akın ediyor. Ruanda’da bu safariye katılmanın günlük bedeli kişi başına 750 USD. Bu üç komşu ülkede toplam 480 adet goril var ve nesilleri tükenme tehlikesi altında olduğu için korunma altındalar. En pahalı safari Ruanda’da ama diğer iki komşusunun aksine burada size orilleri görme garantiniz var.
GÜMÜŞ SIRTLI GORİLLER
Dağ Gorilleri, Batı dünyasında “Gümüş Sırtlı Goriller” olarak tanınıyor. Aslında gümüş sırtlılar, 12 yaşını geçmiş erkek goriller. Yaşlanınca erkeklerin saçlarının beyazlaması gibi, gorillerin de sırtlarındaki tüyleri gümüşümsü beyaz rengini alıyor. Genetik olarak insana en benzeyen, genetiğimizin yüzde 98’inin aynı olduğu bu goriller, bambu ormanlarıyla kaplı dağlarda, 8 ila 17 üyeden oluşan geniş aileler halinde yaşıyor. Aileye en yaşlı erkek liderlik yapıyor. Ortalama yaşam süreleri ise 45 yıl.
Ruanda’da 10 goril ailesi insanlara ‘alıştırılmış’. Yani, insanların onları görmeye gitmelerine alışkınlar. Bunun dışındaysa turistlerin görmediği 9 aile daha bulunuyor. Safariye çıkacağımız sabah erkenden buluşup ulusal park girişinde rehberlerimizle buluşuyoruz. Her aileyi, her gün 8 kişilik bir turist grubunun ziyaret etmesine izin veriliyor ve yanlarında sadece bir saat kalınabiliyor. İki rehberimiz bize göreceğimiz Sabyinyo ailesini tanıtıyor, resimlerini gösteriyor, isimlerini söylüyorlar. Gorillerin yanında nasıl davranmamız gerektiğini anlatıyorlar. Goriller insanlara alışkın ama ne de olsa bizden bayağı iriler. Yetişkin bir erkek gorilin ağırlığı 200 kiloyu bulabiliyor.
Daha önce Güney Afrika’da safariye çıkmış biri olarak beklentim, ciple gorillerin yanına kadar gideceğimiz, hatta onları cipten izleyeceğimiz yönündeydi. Ne yanılgı! Volcanoes Parkı’nı çevreleyen duvarın kenarında cipten indik ve grubumuza eşlik edecek 2 asker ve 2 ‘ranger’ ile buluştuk. Sonra duvardan atlayarak ormana daldık. ‘Ranger’lar önümüzden yürüyerek ellerindeki palalarla bambu ormanında bize yol açıyorlardı. Çamura bata çıka, her yerimize bambular batarak tepeye tırmanmamız ve sonunda gorilleri bulmamız üç saati buldu. Hepimiz yorgunluktan bitkin düşmüştük. Son birkaç metreyi de aşıp sakince yavrusunu emziren anne gorili, az ilerde de tembel tembel yere yatmış kestiren gümüş sırtlıyı gördük. Bu Sabyinyo ailesinin lideriydi. 45 yaşını geçmiş olduğunu tahmin ettikleri, yaşamının son günlerindeki koca Gümüş Sırtlı. Gerçekten de çok büyüktü! Ve çok kötü kokuyordu! İnanılmaz derecede kötü, hiçbir şeyle kıyaslayamayacağım bir kokuydu. Biraz sonra uyanan bu kocaman goril, bambu yaprakları atıştırmaya başlıyor. Bu arada rehberlerimizin birer buçuk yaşında olduklarını söyledikleri iki yavru az ötede oyun oynuyor. İki anne ise çocuklarını uzaktan izliyor.
Onlarla ilgili okuduğum bir kitapta, gorillerin gözlerinin içine bir kez bakınca onun etkisinden asla kurtulamayacağınız yazıyordu. Gerçekten de o insana böylesine benzeyen duygu, akıl dolu gözler insanın içine işliyor. Gorilleri ziyaretimiz bir saat ile sınırlıydı. Sürenin sonunda üzülerek onların yanından ayrılıyoruz ve yine saatler sürecek olan zorlu dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Yaşadığımız olağanüstü tecrübenin etkisindeydik hepimiz.

ruanda2

BİRAZ TARİH

1884 yılında Almanya tarafından sömürgeleştirilen Ruanda, Almanlar’ın 1.Dünya Savaşı’nda yenilmeleri sonucu 1916’da Belçika’ya bırakılmış. 1962’ye kadar sömürge idaresindeki ülkede “pro-Tutsi / anti-Hutu” bir politika uygulanarak “avantajlı azınlık” yaratılmış. 1994 yılında Hutu’ların Tutsi’leri katlettiği soykırımın temellerinde de bu politika yatıyor.
Kigali’de Otel Ruanda filmiyle ünlenen ‘Hotel Des Mille Collines, yani Türkçe çevirisiyle Bin Tepeler Oteli’nde konakladık. Soykırım sırasında otel müdürünün kişisel çabaları sonucu otele sığınan 1268 kişi hayatta kalmış. Film, bu hikayeyi anlatıyor ama burada konuştuğumuz pek çok kişi filmin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

ruanda5

VERİMLİ TOPRAKLAR

Ruanda yemyeşil bir ülke. Çay ve kahve bahçelerinin yanı sıra pek çok farklı meyve ve sebzenen yetiştiği tarlalar yol kenarlarında sıralanıyor. Ve herkes her daim yürüyor. Kadınlar başlarının üzerinde patates, muz, mısır ve başka her türlü sebzelerle dolu çuvallarla kilometrelerce yürüyorlar.
Kigali’ye dönmeden ülkenin en büyük gölü olan Kongo sınırına yakın olan Kivu Gölü kıyısına gidiyoruz. Göl kıyısındaki plajlar gerçekten görülmeye değer. Ve dağlardaki safari otellerinin aksine bu bölgede de kolonyal stilde sahil otelleri dikkat çekiyor.
Kongo sınırına doğru yaklaştıkça Kongo’daki iç karışıklar nedeniyle ülkelerini terk etmiş Kongolu mültecilerin sığındığı kamp alanlarını geçiyoruz. Ruanda sınır bölgelerindeki değişik kamplarda, binlerce Kongolu kalıyor.
Kigali’ye dönerken ise açıkhava hapishanelerinden birinin önünden geçiyoruz. Soykırım sonrası mahkemesi tamamlanmış suçlular bu hapishanelerde yeniden tohluma kazandırılmak üzere rehabilite ediliyor.
Ruanda oturmuş bir devlet sistemine sahip ve istikrar kazanmış bir ülke. Merkeze bağlı yerel idareler güçlü ve yetkilendirilmiş. Her ayın son cumartesi günü öğlene kadar sokaklarda halk ortak temizlik yapıyor. Devlet Başkanı Paul Kigame dahil herkes bu temizliğe katılmak zorunda. Diğer Afrika ülkelerinde (ya da Ortadoğu’da) alışık olduğumuz üzere çöplerin rastgele fırlatılması söz konusu olmadığından ülke gerçekten de tertemiz. Doğayı koruma konusunda kararlı olan Ruanda’da plastik poşet kullanımı da ülke genelinde yasak.
Beş günlük kısacık Ruanda gezisinden müthiş anılarla ve yüzlerce çekilmiş selfie’yle dönüyoruz. Uçakta, hayatının çoğunu Ruanda’nın dağlarında gorillerle geçiren Dian Fossey’I düşünüyorum. Hayatını anlatan ‘Gorillas in the Mist’ filmini seyretmek dönüşte ilk işim olacak.

Ramazan Bayramı için Prontotour’un Türk Hava Yolları direkt uçuşu ile 11 Temmuz hareketli, Ruanda ve Uganda’yı birlikte keşfedebileceğiniz bir seyahat paketi bulunuyor. Ruanda’da başkent Kigali, Volkanlar Milli Parkında Goril safarisi, Uganda’da Kampala, Bunyoni gölü ve Kibale Milli parkında şempanze safarisi dahil, 4-5 yıldızlı otellerde tam pansiyon konaklama ile 4900 Avro’ya satılıyor…