DÜNYANIN EN ÖNEMLİ METROPOLLERİNDEN BİRİ OLAN NEW YORK’U, ORADA UZUN YILLAR YAŞAMIŞ TÜRK BİR GAZETECİNİN KALEMİNDEN DİNLEMEYE NE DERSİNİZ? ZÜLAL KALKANDELEN, NEW YORK’U ANLATTIĞI KİTABINDA OKUYUCUSUNU HEM İYİ HEM DE KÖTÜ YÖNLERİYLE ETKİLEYİCİ BİR GEZİNTİYE ÇIKARIYOR. KİTABIN İÇTENLİĞİ, ELE ALDIĞI MEKÂNLARIN ÇEŞİTLİLİĞİ VE YAZARIN KENDİSİNİN ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFLARIN GÜZELLİĞİ İLE ŞEHİR HİÇ BÖYLE GERÇEKÇİ VE ETKİLEYİCİ GÖZÜKMEMİŞTİR. HEM KENDİSİYLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ RÖPORTAJLA HEM DE “NEW YORK’U YAŞAMAK” ADLI KİTABINDAN BÖLÜMLERLE SİZLERİ ZÜLAL KALKANDELEN’İN GÖZÜNDEN OLDUKÇA FARKLI BİR NEW YORK GEZİSİNE DAVET EDİYORUZ.

Zülâl Kalkandelen ismi Cumhuriyet okurları için aslında hiç de yabancı değil. 2001 tarihinden beri New York yazılarınız yayınlanıyor. Peki, bu yazıları kitaplaştırma fikri nasıl ortaya çıktı?

Gazetemizin Pazar Yazıları sayfasına New York’tan yazıyordum. Siyaset, günlük hayat, müzik, edebiyat ve topluma dair farklı konuları ele aldığım o yazılar, okuyuculardan epey ilgi görüyordu. Aynı dönemde bir müzik eleştirmeni olarak da, dünyaca ünlü müzisyenlerle röportajlar yapıyordum. Bunları bir araya getirip kitaplaştırma fikri Remzi Yayınevi’nden geldi. Gazetede yer almayan bazı eklemeler de yapınca kente dair keyifli bir kitap oldu.

Kitapta son yirmi yıl içindeki New York gözlemleriniz de yer alıyor. Yazım süreci nasıldı? En çok nelerden etkilendiniz?

New York’ta yaşadığım yaklaşık beş yıllık dönemden sonra İstanbul’a geri döndüm ama ilişkim kopmadı. Hala orada arkadaşlarım, tanıdıklarım var. Döndükten sonra sıklıkla kenti ziyaret ettim, hatta bazı önemli olayları gazete için izlemek amacıyla gittim. Gazetenin Dış Haberler sayfası için Demokrat Parti’nin ve Cumhuriyetçi Parti’nin kongrelerini takip ettim. Birçok festivali yerinde izledim. Yazma süreci zamana yayılan, kenti keşfederek deneyimlediğim, çok dolu dolu geçen bir süreçti. Irak Savaşı ile birlikte Bush yönetimindeki Amerika’nın karanlık bir dönemi başladı. En çok etkilendiğim olay, olumsuz anlamda, kentte tanık olduğum 11 Eylül saldırıları oldu. O gün ve sonrasında olanlar, yaşadığım sürece unutamayacağım bir kâbustu. Yanan ağır materyallere insan bedenleri karışmış, sokaklara yağıyordu…

Kitabınız ismini “New York’ta Yaşamak” yerine “New York’u Yaşamak”. Neden bu ismi tercih ettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Orada herkesin kendine özel bir New York’u var. Belli bir yaşam tarzının hüküm sürmediği bir kent. Birbirinden farklı hayatların yaşandığı yüzlerce New York yaratabilirsiniz. İyi ve kötü sürprizlerle dolu, iniş ve çıkışları aynı anda içinde barındıran ve deneyimlenmesi gereken, şaşırtıcı bir kent New York. İçinde yaşasanız da kenti deneyimlemiyorsanız, yani kentin sizi içine çekmesine izin vermeyip kendi gettonuzda sıkışıp kalıyorsanız, New York’ta yaşar ama New York’u yaşayamazsınız. Bunu vurgulamak istedim.

Kitapta yer alan görseller de size ait ve oldukça etkileyici fotoğraflar var. Fotoğrafların çekim sürecinden de biraz bahsedebilir misiniz?

New York, benim için bir açık hava müzesi gibi. İnsanlar, duvarlar, binalar, toplu taşıma araçları, kafe ve restoranlar, sokaklar sanki bir geçit yerini andırıyor. Tabii bunda farklı kültürlerin yansımasının etkisi çok. O nedenle gördüklerimi arşivlemek için sürekli fotoğraf makinemle gezdiğim bir kent. Günlük koşturmaca arasında bir anda yakaladığım kareler de var, özel olarak belli bir yere gidip çektiklerim de… Turistik bir yaklaşımla değil, oradaki yaşamın merak edilebilecek yönlerini vurgulayan fotoğraflar çekmeye çalıştım.

Uzun yıllar New York’ta yaşamışsınız. Kitapta bahsetmediğiniz ama sizi çok etkileyen deneyimleriniz var mı?

Bir keresinde Irak Savaşı’na karşı yapılan bir toplantıda yanıma Lou Reed oturmuştu. Müziğine ve sanatına hayran olduğum Laurie Anderson ile birlikteydi. Anderson’a merhaba dedim ama Lou Reed ile konuşmaya cesaret edemedim. Yıllar önce İstanbul Müzik Festivali’ne geldiğinde gazeteci olarak basın toplantısındaydım. Agresif davranmış, sorulara sadece “Yes”, “No” diyerek yanıt vermiş, bazı kişileri terslemişti. Sanırım o zamandan kalan bir çekingenlik olmuştu bende. Ama savaş karşıtı gösteriye gelip başından sonuna kadar dinlemesi etkileyiciydi.

New York’ta yaşadığım yıllarda da hayvan özgürlüğü eylemlerine katılıyordum. O yıllarda orada bu konuda ses çıkaranların olması benim için müthişti.

New York’u hem iyi hem de kötü yönleriyle anlatıyorsunuz. Okurlarımız için de birkaç örnek alabilir miyiz?

Bana en çok hitap eden yanı, müzik sektörünün çok canlı olmasıydı. Yıllarca Atina’ya kadar gelip oradan turneyi tamamlayarak ülkelerine dönen müzisyenlerin ardından üzülerek büyüdüm. New York’ta Türkiye’ye gelme olasılıkları olmayan çok sayıda grubun konserini izleme fırsatı bulmak benim için büyük zenginlikti. Hatta turnede David Bowie’nin peşine takılıp kent kent onu takip ettiğim bile oldu.

Kentin bir diğer en iyi yönü mükemmel kütüphaneleri. Bu kitabın önemli bölümünü ikinci evim dediğim 42. Cadde’deki Halk Kütüphanesi’nde yazdım. Kışın sıcak, yazın serindir; bedava interneti ve yüksek tavanlı görkemli binasıyla her daim davetkârdır.

Parklar da, New York’ün en çekici yanlarından biri. Kent içinde gidebileceğiniz, piknik yapıp yeşile doyabileceğiniz, kendinizi özgür hissedebileceğiniz çok sayıda park var. Central Park gibi şehrin ortasındaki çok değerli bir bölgede devasa bir alanın park olarak korunabilmiş olması gerçek bir mucizedir.

New York’un en kötü yönü ise, kapitalizmin acımasızlığını iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir kent olması. Büyük metropollerde olduğu gibi orada da insanlar arasında muazzam gelir farkları var. Lüks tüketim mallarının satıldığı ışıltılı caddelerin beş-on sokak ötesinde ise korkunç dramlar yaşanabiliyor. Her şeyin en iyisi ve en kötüsü var. Sürekli pompalanan alışveriş kültürünün havaya bile sinmiş olması, beni en rahatsız eden yanıydı.