Hacer Sayman, Şişhane ile Galata arasındaki Müellif Sokak’ı ‘Kameleon’ adlı projesiyle yeniden canlandırmayı hedefliyor.

Yazı Yağmur Güvenç

Şişhane’yi Galata’ya bağlayan Müellif Sokak, karanlık ve izbe görünümüyle adeta yalnızlığa mahkûm edilmişti. İstanbul’un bu bölgesine aşık Hacer Sayman’ın hayata geçirdiği ‘Kameleon’ projesi sayesinde bugünlerde bambaşka bir renge bürünüyor. ‘Kameleon’, genç tasarımcıların ürünlerini sergileyen bir ‘konsept dükkân’, mini kafe ve sanat galerisinden oluşuyor. Avrupa’nın farklı kentlerindeki benzerlerinden bir farkı yok bu anlamda.

Hacer Sayman, 20 yıl boyunca şehrin yine bu bölgesinde Artrium isimli antika dükkânı ve işlettiği lokanta ve açtığı kafe gibi girişimleriyle, sevdiği bu bölgeye yeni bir yaşam şansı veriyor adeta. Ve şimdi sıra Müellif Sokak’ta…

Bukalemun anlamına gelen ‘Kameleon’, değişimi ve yenilenmeyi simgeliyor. Sayman’ın öncüsü olduğu bu oluşum içerisinde genç tasarımcıların ürünlerini biraraya getiren Crea ve İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’nin koleksiyonunun sergilendiği ‘Kameleon&lMOGA’ adlı galeri bulunuyor. Müellif Sokak’ın lezzet durağı ‘BAK-KAL’ da projenin bir parçası.

Hacer Sayman işe nasıl giriştiğini anlatıyor bize; “Bu sokakta, artık iş yapamayan birkaç işyeri vardı. Bu dükkânları kiralayarak başladım işe. Sonra yolları çiçeklendirdik, sokağı canlandırdık. Patlayan bombalarla Beyoğlu kan kaybetse de yeniden eski hareketliliğine kavuşacağına inanıyoruz.”

Müellif sokaktan bahsedebilir misiniz?

Ben bu sokağı eski haline kavuşturmak istedim. Dedim ki, Viyana’da, Budapeşte’de Prag’ta oluyor, İtalya’da zaten var, burada niye olmasın? Batı’da ‘concept store’ diye bir kavram var. içine giyim de koyuyorsun, spor da koyuyorsun, tasarım şeyler oluyor, küçük bir kafesi de oluyor. Türkiye’de sistem farklı işliyor. Bölüp mekanlara tek tek ruhsat veriliyor. Halbuki hepsi tek bir projenin parçası olarak var.

Tünel Geçidindeki tüm dükkanları pasaj haline getirmek için kiralayarak kaderini değiştirmiştiniz. Bir süre bu projeyi sürdürdünüz. Başlama ve bitiş sürecinden bahseder misiniz?

Orası da Viyana esintisiyle oldu. Akşamları esrar satılan bir yerdi. Terk edilmiş gibiydi, kokuyordu, içinde bir antikacı vardı. Ben de Refik Meyhanesi’ne giderken her gün onun önünden geçerdim. Bir gün geçerken bana yapıştılar, ‘Hacerhanım burayı devralın’ diye. Müzik aletleri pasajı olacaktı. Ben de Artrium olarak dükkanı devraldım. Oranın rantı artınca kendi arttırdığım rantı ödeyememeye başladım. Bir kafe açtık; KaVe. Ben kapadıktan sonra orası bir efsane oldu. Benden devralan zincir de güzeldi ama benim yarattığım ticari olmayan durum da kayboldu.

Sizin çalışmalarınız zamanla tarihin içinde yer bulan, organikleşen bir konuma sahip oluyor ancak çoğu dönüşüm projesinde aynı hikâyeyi bulamıyoruz.

Mekanın ruhuna hitap etmek ve korumacılık önemli. Korumacılık bireysel olmamalı, kurumsal olmalı. Müellif Sokak, İstanbul’un en korunmuş sokağı. Önceden Atiye Sokak vardı. Aniden mağazaların hepsi kafeleşti. Ondan sonra burası kaldı. Bütünlük, kültürberaberliği çok önemli. Bu sokağın köşesine kokoreççi açılıyordu, durdurdum. Projemi gerçekleştirdim. Burada kokoreççi olsa benim espresso içilmez.

Tarihi mekanları işlevsel bir dönüşümden geçirirken sahip olunması gereken bir bilinç var mı?

Biz bir deryada yüzüyoruz; Osmanlı var, Roma var. Çelik Gülersoy şöyle söylerdi; ‘Biz bilgilenmiyoruz, bilmediğimiz için de görmüyoruz.’ Bilgilenmek lazım. Biz islamdışı kültürleri de yok sayıyoruz. İKSV’nin müzik rotalarında bize Yeniköy’ü gezdirmişlerdi. Orada üç kilise vardı. Hepsinde konser dinledik. Acayip mekanlar var.

Assos Sivrice’de bir deniz fenerini kiralayarak dünyanın ilk deniz feneri temalı kütüphanesini oluşturdunuz. Deniz fenerini kiralamak, orada bir kütüphane yaratmak nasıl mümkün oldu?

Benim değil, eşimin projesiydi bu. Assos Sivrice Köyü’nde bir yer kiralamıştık. Her gün fenerin önünden geçiyorduk. Fransız arkadaşlarımızla geçerken onlar kütüphane olsa ne güzel olurdu demişlerdi. Sonra bizi biri aradı, deniz feneri ihaleye çıkıyor diye haber verdi.

Deniz kıyısında çok yıprandığından devlete yük olacaktı restorasyonu. 10 yıllığına kiraladık. Arkadaşlarımızın dediği gibi kütüphane yapmaya karar verdik. Önce deniz eserleriyle ilgili bir kütüphane yapalım dedik ama o sonsuz bir kaynaktı. Sonra deniz fenerleriyle ilgili kütüphane yapmaya karar verdik. O gün bugündür eşim Yücel’in tüm emeklilik paraları buraya gidiyor.

Deniz feneri kütüphanesinde araştırma yapan kimse oldu mu?

Biz aynı zamanda orada yaşadığımızdan çok kişi gelemiyor. Ancak araştırma yapan iki kişi oldu.