BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ? HEPİMİZ ZAMAN ZAMAN BU SORUYU KENDİMİZE SORUYORUZ HATTA SALGINLAR, İKLİM PROBLEMLERİ, ARTAN ŞİDDET DERKEN SIK SIK ÜTOPİK BİR DÜNYANIN HAYALİNİ KURARKEN BULUYORUZ KENDİMİZİ. İŞTE TAM DA BU NOKTADA OYUNCU VE SENARİST KİMLİĞİ İLE TANIDIĞIMIZ ALPER KUL, ‘DIŞARIDAKİLER’ ADLI İLK ROMANI İLE BU İÇ SESİMİZE KULAK VERDİ VE O HAYALİNİ KURDUĞUMUZ DÜNYAYI KİTABINDA YARATTI. KUL UN ÇOCUKLUK DÜŞLERİNDEN YOLA ÇIKARAK KURGULADIĞI BU ROMANDA, İNSANİ İLİŞKİLERİN ÇIKAR İLİŞKİLERİNE İNDİRGENMEDİĞİ, HER EMEĞİN KIYMETİNİN BİLİNDİĞİ BİR YAŞAM VAR. BİZ DE KİTABI VESİLESİYLE BİR ARAYA GELDİĞİMİZ ALPER KUL İLE SİZLERİ KÖTÜLÜKLERDEN IRAK BİR ÜTOPYAYA DAVET EDİYORUZ.

“Dışarıdakiler” ile ilk romanınızı yayınladınız. İlk nasıl çıktı bu fikir ve yazmaya karar verdiniz?

Yazmak beni rahatlatıyor. Uzun zamandır ağır travmalar yaşanıyor ülkemizde de dünyada da. İnsan olarak bu duruma kayıtsız kalamıyorsunuz. Çevrenizdeki bu dünyayı algılayabilmek adına kendinizi sorguluyorsunuz sürekli. Her şeyin yolunda gittiği ütopik bir dünya kurgulamak, arada oraya kaçıp rahatlamamı da sağlıyor. Hayal kurmayı seviyorum. Gün içerisinde bazen kendimi o köyde hayal ediyorum. Bir kaç dakikalığına gidip geliyorum oraya. İyi geliyor. Yazar olarak senaryo yazma eğilimim var ama bu hikâye roman olarak yazdırdı kendini. Bol tasvir ve detay var. İklimi, soğuğu, kokuyu daha rahat anlatabiliyorsunuz romanda.

Dışarıdakiler’i çocukluk düşlerinizden yola çıkarak yazmışsınız. Yazım süreci nasıldı? En çok hangi düşlerinizden ilham aldınız?

8-9 yaşları. Anneannemin bahçesindeki ceviz ağacına tırmanmışım. Eğri dalların birine sırtımı vermiş, açıklı koyulu yeşil yapraklar arasında uzanıyorum ellerim ensemde. Bu an sürekli aklıma gelip yüzüme tebessüm kondurur benîm. En saf haliyle doğanın karnına sığınmışım. Ana rahmindeki kadar huzurluyum.

Her şeyin yolunda gittiği ütopik dünyayı kurgularken bu ana uğramamak olmazdı. Ceviz ağacı Kam Ağaç oldu, sırtımı verdiğim dallar da vadinin yüksek duvarları.

Kitapta ütopik bir Vadi’den bahsediyorsunuz. Nasıl bir yer bu Vadi? Kurgularken nelerden etkilendiniz? Böyle bir dünya kurmak sizce ne kadar mümkün?

Etrafı dik ve yüksek kayalarla çevrili bir köy var. Para ve mülkiyet kavramının olmadığı, tüm işlerin imece usulü çözüldüğü bir köy. İnsanları birbirleriyle olağanüstü bir iletişim içerisindeler. Konuşmalarını vücut dilleriyle de destekledikleri bir lisanları var. Beden dili gerçek duyguyu pekiştirdiği için köyde kimse yalan nedir bilmiyor. Tertemiz, güzel insanlar bunlar. Böyle bir dünya ütopya gibi görünse de Tüm dünyada da doğalar kültüne inanan, çevresine saygıyla, sevgiyle yaklaşan, doğaya hükmeden değil, kendini onun ufak bir parçası olarak gören mütevazi insanlar var.

Hiç tanımadığı bir dünyaya “Dışarı”dan gelen ve orada “kendi sesini” duymaya çalışan Demir’in hikâyesini anlatıyorsunuz. Peki, Demir karakterini yazarken nelerden esinlendiniz?

Demir, ona öğretilmiş tüm ‘başarı’ kriterlerini zor bela tamamladığında çevresinde taktir göreceği kimsesinin kalmadığını fark etmiş, huzur ve mutluluk bulamamış, aidiyet duygusunu olmayan, kendini arayan ‘normal’ bir insan. Şehirleşen insan doğadan uzaklaştığı için kendine de yabancılaşıyor. Demirde özünü bulma yolunda kendini tanıyor. Bu hepimiz için çok bildik, tanıdık bir hikâye.

Tiyatro, televizyon, sinema ve senaristlik derken bu kez sanatseverlerin karşısına yazar kimliğinizle çıkıyorsunuz. Yazma süreci sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bazı hikâyeler tiyatroya yakışıyor, oyun oluyor, bazıları sinemaya. Bu hikâye roman olarak var etti kendini. İnanın benden bağımsız ilerledi çoğu şey. Hakim olmadığım konularda kilitlenip kaldı. Çok çalıştım. Destekler aldım, kitaplar okudum. Kurguda, duyguda tutarlılık istedi. Benim istediğim gibi değil kendi istediği gibi ilerledi. Romanın artık son faslına girmişsin, kızla oğlanı öpüştüreceksin, olmuyor. O Fidan, Demir’i uzun süre öpmedi. Direndi.

Beş kere uygun ortam yaratıp öpüştürmeye çalıştım, olmadı. Bir buse ancak. En olmadık yerde o da.

Yazım sürecine devam edecek misiniz? İkinci kitap gelir mi?

İkinci roman için de şöyle… Yazarken işin içine girip, bitirene kadar çıkmamak lazım bence. Ayrı bir dünya. Yazımı üç yıl sürmüş olmasa devamı hemen gelir derdim de… Beni çok heyecanlandıracak bir hikâye bulmadan yapamam.

Kitapta yalanın olmadığı, doğanın para için tahrip edilmediği, kadınlara ve çocuklara güvenli bir yaşam olanağı sunan bir vadiyi anlatıyorsunuz. Bizim dünyamızda ise küresel ısınma bulaşıcı hastalıklar gibi sorunlarla uğraşıyoruz. İki çocuk babasısınız, çocuklarınızın bundan sonra yaşayacağı dünya sizi endişelendiriyor mu?

Evet. Çok düşünmek istemediğim bir konu bu. Çocuklarını korumak konusunda çok haddini aşan bir konu. Çaresizsin, iyi olur İnşallah.

Eşiniz Aylin Kontente ile karantina döneminde eğlenceli videolarınızla hepimizi bolca güldürdünüz. Peki, sizin ev hayatınız nasıl? Kahkahası ve eğlencesi bol olan bir ev mi?

Mutlu, tatlı bir aileyiz. Aman nazar değmesin.

Güldür Güldür Show sahnesinde çok eğleniyorsunuz. Perde arkası nasıl geçiyor?

Sahnede oynarken fazla eğlenip şımardığımız, güldüğümüz yerler oluyor. O anlarda herkesin göz bebeklerinde beş yaş hallerini görüyorum. O kadar gerçek ve içten eğleniyor ki herkes… Mutlu oluyorum. Oyun sonrası da kulisimiz hemen dağılmaz. Sohbet, müzik devam eder. Güzel insanlar var çevremde şükürler olsun. Seviyorum ailemi. Sahnede de gerçek hayatta da kimse kimsenin düşmesine izin vermez. Alır bambaşka bir yere taşır.