Bayındır Sağlık Grubu İstanbul Hastanelerimin Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak ile kalp sağlığı üzerine keyifli ve son derece bilgilendirici bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul doğumlu olmama rağmen tüm öğrencilik hayatım Ankara’da geçti. TED Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimi aldım ve sonrasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girerek Kardiyoloji ihtisası yaptım. Tüm hayatım boyunca akademik kariyer yapmak benim için vazgeçilmez bir tutkuydu. Bu nedenle kardiyoloji uzmanı oldukdan sonra üniversitedeki akademik kariyerime devam ederek hem geleceğin tıp doktorları yetiştirdim, hem de yurt içi ve yurt dışı birçok önemli kongrede sunumlar ve bilimsel dergilerde makaleler yayınladım. Birçok uluslararası ilaç geliştirme çalışmalarında Türkiye koordinatörü olarak ülkemi ve üniversitemi yurt dışında temsil ettim. Amacım aslında öğretim üyesi olduğum üniversiteyi bir“research institute” haline getirmek ve birçok önemli çalışmada Türkiye’yi bilim merkezi yapmaktı. Ancak o dönemdeki üniversiter hayat ve Türkiye’nin bilime bakış açısı ve bilimin bir devlet politikası olmaması nedeniyle önüme bürokratik birçok zorluk çıkarıldı ve bu hayalimi gerçekleştirmeme engel oldu.

Research Institute hayalimin gerçkleşmeyeceğini anladığımda ciddi bir hayal kırıklığı yaşarken İş Bankası’nın iştiraki olan Bayındır Sağlık Grubu’ndan İstanbul’da yeni kurulacak bir hastanenin kurucusu olma teklifi geldi, işin içinde İş Bankası olduğundan hiç tereddüt etmeden üniversitedeki görevimden ayrılıp 2010 yılında doğduğum kente yeni bir geleceğe yelken açmak için geri döndüm. O günden beri de Bayındır Sağlık Grubu İstanbul Hastaneleri’nde Kardiyoloji Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktayım.

Üniversiteden ayrılmanın en zor kısmı sizin için ne oldu?

Üniversiteden ayrıldığımda tek üzüldüğüm nokta öğrencilerimden ayrılmak oldu aslında. Onlarla geçirdiğim zamanlar en değerli zamanlardı. Hoca olarak öğrencilerimden yükek performans bekiliyor ve ders anlatırken herkesi tek tek tahtaya kaldırıp interaktif bir ders anlatmaya ve dersin sonunda eğer dersi öğrenemedilerse bunun onlardan değil benim dersi iyi anlatamamadan kaynaklandığını söyleyerek derse başlardım. “Gelecekte ben hasta olduğumda sizler tecrübeli doktorlar haline geleceksiniz ve ben kendimi sizlere emanet edeceğim eğer şimdi iyi öğretemezsem bunun cezasını daha sonra yine ben çekerim” derdim.

Doktor olmayı ve branş olarak kardiyolojiyi seçmenizin özel bir nedeni var mıydı?

Tıp fakültesini seçmemin en önemli nedeni bana göre rol modelim olan babamın da bir tıp doktoru olmasıydı. Onun yardıma ihtiyacı olan hastalarıyla kurduğu sıcak ilişkileri, gece gündüz demeden kendini mesleğine adaması ve mesleğinden aldığı manevi tatmin beni çok etkiliyordu. Tüm ölümler kalp durunca oluyor. Hastalığınız her ne olursa olsun ölüm kalbin durmasından sonra gerçekleşiyor. Ve kalp bütün organlara hayat veren bir pompa, biz farkında olmadan bile sürekli çalışıyor ve 70 -80 yıl boyunca bitip tükenmez bir enerji ile tüm vücudu besliyor. Kardiyolojinin beni etkileyen yanı ise ölüme karşı saniyeler içinde mücadele ederek yaşam savaşını kazanmak için çok çalışmak ve kusursuz çalışmak gerekliliği. Kalbi durmuş insana masaj yaparken anjiyografi laboratuvarına alıp, kalp damarlarının içine girip damarını açıp hayata döndürmenin değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Kardiyoloji hata kabul etmeyen, saniyeler içinde doğru aksiyonları almanızı gerektiren, çok dinamik ve teknoloji bağımlı bir bilim dalı. O kadar hızlı ilerlemeler kaydediyoruz ki, on yıl önce yapılması hayal olan tedavileri bugün uygulayabliyoruz. On yıl önce tedavisi olmadığı için ölüme terkedilen yaşlılığa bağlı kalp kapağı hastalarının bugün, 45 dakikada anjiyo yapar gibi kasıklarından girerek kalp kapaklarını değiştirebiliyoruz. Daha da önemli tarafı bana göre kalp hastalığı önlenebilir bir hastalık ve kimse kalpten ölmemeli diyorum ben. Bugün on yaşında bir çocuk olsam ve bana büyüyünce ne olmak istersin deseniz, doktor olmak değil kardiyolog olmak isterim diye cevap veririm. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgi kalpten geçiyor ve kalp öyle güçlü bir organ ki her türlü kötü yaşam tarzına rağmen yıllarca bizi koruyor.

Türk insanının kalp sağlığı notu nedir? Başka ülkelerle kıyaslayabilir misiniz?

Maalesef çok kötü. Tüm dünyada olduğu gibi obezite, diyabet ve kalp hastalığı salgın olarak geliyor. Türk insanı spor yapmayan, sedenter yaşayan, sağlıksız ve abur cubur ile beslenen, kaderciliğe inanmış bir kültürden geliyor. Oysa yaşam çok renkli ve güzel. Sigara içen, kilosuna dikkat etmeyen sağlık bilinci düşük, bilimsellikden uzak gerçeklere inanan ve mucizevi tedavi yöntemlerinin peşinden koşup kendince doğal sandığı şekilde beslenen bir toplum… Dünyada bize en çok benzeyen ülke belki ironik gelecek ama Amerika. Dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika da obezite, diyabet ve kalp hastalığı salgını ile karşı karşıya. Avrupa’da sağlık bilinci çok daha yüksek.

Peki kalp sağlığımızı nasıl koruyabiliriz? Kadın ve erkeklere farklı şeyler mi öneriyorsunuz?

Akıllı insan kalp hastası olmaz diyorum. Kimler kalp hastası olma riskini taşıyor sorusunun cevabı ne yapmamız gerektiğini bize anlatıyor. Tansiyonunuz yüksek, şeker hastasısınız, kolesterolünüz yüksek, spor yapmıyor ve kilolu iseniz, bir de bunlara ek sigara içiyorsanız kalp hastası olmamanız bir mucize. Bakın bu saydıklarım aslında bizlerin önleyebileceği ve kontrol edebileceği riskler. Bana göre hepsinin ortak mekanizması kilo. Vücut kitle endeksi 25’in üstünde ve bel bölgesinde yağlanma olması bütün kötülüklerin anasıdır bana göre. Kilo insülin direncini tetikliyor ve insülin direncinin başlaması ile beraber tansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği başlıyor ve kalp hastalığının ilk temeli atılmış oluyor. Damarlarımız içinde normalden fazla şeker, tuz, kolesterol bulunursa kalp hastalığı kaçınılmaz hale geliyor. Önlenebilir ölümlerin en önemli nedeni sigara ve günde bir adet içmek ile bir paket içmek arasında bir fark yok risk açısından. Tüm bunları engellemek elimizde ve çok güçlü bir silahımız var; spor. Spor kilonuzu kontrol ederek insülin direnci, diyabet, hipertansiyon ve hiperkolesterolemiyi önleyen çok kuvvetli bir silah. Hem bedava, hem de sağlıklı, hem de reçetesiz. Sporu yaşam tarzı olarak benimsemiş bir insan tüm organlarını korumaya başlamış demektir. Sporun olmazsa olmazı ise sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenmek demek mucizevi bir mutfak olan Akdeniz mutfağı ile beslenmek demek. Kadınlar kalp hastalığı açısından bir 1 o yıl kadar daha şanslı aslında erkeklerden. Erkekler 40 yaşların başında kalp hastalığına yakalanırken kadınlar menopoza girene kadar kalp hastalığından korunuyorlar. Ancak menopoz sonrası risk kadınlar aleyhine daha yüksek hale geliyor. Kalp hastalığından korunmada kadın ve erkeğin yapmaları gerekenler bire bir yukarda saydığımız yaşam tarzı değişikliklerini uygulamak.

Hangi yaşta, hangi testleri, tahlilleri yaptırmalıyız?

Tıpta erişkinliğe geçiş yaşı 16’dır ve ilk kardiyolojik kontroller bu yaşlarda yapılarak riskler belirlenmeli ve sağlıklı bir yaşam için gereken önlemler alınmalıdır. Bu yaşlarda belirlenen risklere göre takip sıklığı hekim tarafından belirlenir. Aileden gelen genetikler riskler yanında kan testleri ile şeker, kolesterol, tiroid ve böbrek fonksiyonlarının ölçülmesi, EKG çekilmesi, yüksek riskli kişilerde ekokardiyografi ve efor testi gibi testlerin yapılması gerekir. Kalp bütün organların çalışmasını etkilerken, bütün diğer organlar da kalbi etkiler.

Beslenmenin kalp sağlığımız üzerindeki etkisini biraz daha açar mısınız? Hastalarınıza kalp sağlıklarını korumaları için nasıl bir diyet öneriyorsunuz?

Sağlıklı beslenmek demek mucizevi bir mutfak olan Akdeniz mutfağı ile beslenmek demek. Bugün birçok popüler diyet görüyoruz, okuyoruz, duyuyoruz. Bunlar mucizevi şeyler vaat ediyorlar. Ancak tıp literatürüne girmiş ve bilimsel olarak ömrü uzatan, kalp hastalığından koruyan tek bir diyet var o da akdeniz mutfağı, içerisinde rengarenk sebzeler, meyveler, baklagiller, zeytinyağı, balık, ceviz ve fındık olan bir mutfak. Ülkemiz bu konuda çok şanslı çünkü biz de bir akdeniz ülkesiyiz. Bunu fırsata çevirmeli doğru beslenmeli ve uzun yaşamalıyız. Öncelikle sağlık okuryazarlığımızı artırmalıyız. İnternette, basında gördüğümüz herşeyi gerçek kabul ederek inanmamalı, bilimsel olarak kanıt var mı diye araştırmalıyız. Diyet sağlıklı ve sürdürülebilir birşey değil bana göre. Kendinizi zorlayarak 3-5 ay yaptığınız bir diyet, sonrasında ciddi bir rebound ile ters etki gösteriyor. Verdiğiniz kiloları 2 misli geri alıyorsunuz. Sağlık ile diyet kavramları bana göre çok ters. Diyet değil ama sağlıklı bir beslenme tarzını benimsemek uzun yaşamın en önemli sırrı.

Eskiden genetik faktörlerin kalp sağlığında daha belirleyici olduğuna inanılırdı. Şimdi durum biraz farklı sanıyorum. Spor, kilo, beslenme gibi faktörler kalp sağlığımızı genetik faktörlerden daha mı fazla etkiliyor?

Çok güzel ve önemli bir soru. Genetik faktörler halen çok önemli ancak sağlıklı yaşam tarzını benimseyerek genetik riskleri bertaraf etmek mümkün. Bana göre en önemli şey beslenme ve spor. Beslenme, spor ve stres yönetimi tek başına ilaçlardan ve hatta stent ve bypass operasyonundan bile daha faydalı olabilir.

Gelecekte tıpta kalp sağlığıyla ilgili ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?

Tıp giderek tedavi edici olmakdan önleyici olmaya doğru hızla gelişiyor. Kardiyoloji tamamen teknoloji bağımlı bir bilim ve bugün artık bir çok sorun cerrahi olarak değil daha az invaziv olan kardiyolojik tekniklerle çözülüyor. By-pass ameliyatları, kapak ameliyatları giderek dramatik bir oranda azalıyor, bunun yerine daha modern ve hastayı hırpalamayan teknolojik tedavi yöntemlerini kullanıyoruz. Gen analizlerinin yapılmasıyla artık herkese aynı tedavi uygun değil, her insan farklıdır ve bu nedenden her insana göre etkin tedavi stratejisine geçiyoruz. Giyilebilir teknolojik cihazlarla günün 24 saati, tansiyon, nabız, kilo, egzersiz, ritm bozukluğu gibi veriler sürekli takip edilebilir hale geliyor. Hastanelere gitmeksizin uzaktan takip ile sağlık verilerimiz kayıt altına alınarak bir sorun çıkmadan önce hastalığı önleyebilmek mümkün hale geliyor.

Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı?

Günümüz internet çağı ve internette herşey var ancak kontrol yok. Ne doğru, ne yanlış ayırt etmek imkansız. Tıp alanında internet ise çok daha tehlikeli. Her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz ama internette olmayan tek şey bana göre tecrübe. Tıp bilimi sadece okumak olsaydı işimiz kolaydı, ancak tecrübe bu işin en önemli kısmı. Tabii ki hastalığımızla ilgili bilgileri internetten edinelim ancak bu bilgileri mutlaka doktorumuzla tartışalım ve en doğrusunu bulmaya çalışalım. Doktora gittiğimizde bize önerdiği bir tedaviyi koşulsuz kabul etmeyelim, mutlaka sorgulayalım ve mutlaka yine bir başka doktordan ikinci bir görüş alalım. Ben kendi hastalarıma da bunu öneriyorum. İkinci bir doktora gidin, onun da fikrini alın, buna saygı duyarım, bu sizin en doğal hakkınızdır diyorum. Hasta kime inanır ve güvenirse en doğru seçim budur. Bu hem hastayı hem de doktoru rahatlatan bir yaklaşım bana göre. Bir risk alınacaksa bunu doktorla beraber hasta da almalı. Bu bir takım oyunu. Ben hastaya doğruları ve yapılması gerekenleri anlatırım, bir nevi gol pası veririm eğer o da o pası alıp gole çevirirse, yani doğru olanı yaparsa sağlığına kavuşur ve bu ikimizin başarısı olur. Sağlıklı ve 100 yaşına kadar yaşayabileceğimiz bir yaşam bizi bekliyor.

KALP SAĞLIĞIMIZIN YAŞAM KALİTEMİZ, GENEL SAĞLIĞIMIZ VE YAŞAM SÜREMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELERDİR?

Dünyada ve Türkiye’de bir numaralı ölüm nedeni kalp ve damar hastalıklarıdır. Maalesef bu giderek artan bir salgın haline geliyor.
50 yaşına kadar kalp hastası olma riskimiz yüzde 60. Bu çok yüksek bir oran ve hem kadın hem de erkek için geçerli. 50 yaşından önce kalp hastası olursanız bu sizin ömrünüzden en az 20 yıl çalıyor. 60 yaşına kadar kalp hastası olmazsanız 8o’li yaşları görmeniz işten bile değil. Ben daha da ileri bir söylem olarak kalbimize iyi bakarsak en az yüz yıl yaşamamız mümkün diyorum. Kaldı ki kalp sağlığına uygun yaşamak ve beslenmek kanserden de KOAH’dan da felçten de Alzheimer’den de koruyor insanı. Yani sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek tüm organlarımızın ömrünü ve dolayısıyla yaşamı uzatmak mümkün.

BİRTAKIM TESTLERLE HASTALIKLARLA İLGİLİ TAŞIDIĞIMIZ RİSKLER SAPTANABİLİYOR ARTIK. BU TESTLERİ ÖNERİYOR MUSUNUZ?

Kesinlikle öneriyorum, iyi doktor hastalığı önleyen, kötü doktor ise hastalığı tedavi eden doktordur. Kalp hastalığı önlenebilir bir hastalıktır ve kader olamaz. Risklerimizi belirleyip yönetmek bizi uzun yıllar sağlıklı ve kaliteli yaşatır. Bu nedenle risklerimizi belirleyecek tetkikleri düzenli olarak yaptırmak gerekir.