Havalar iyice soğuduğu zaman, bir de karanlık bastırınca, insanın canı hiçbir yere gitmek istemiyor. Kabul. Hatta sürekli battaniye altında oturup sıcacık limonu çay içme isteği… Yok yok, inadına gitmek, sınırları durmadan zorlamak lazım. Çivi çiviyi söker, ha gayret evden çıkmak lazım. İşte size kış aylarında Avrupa’da tatile gidebileceğiniz 10 şehir önerisi. Hazırlıklara şimdiden başlayın.

1 – KÖLN

Romalılar tarafından M.Ö. 38’de kurulmuş. İmparator Nero’nun annesinin adı Colonia’dan da ismini almış. Şahane bir kış gezisinin adresi bence. Noel pazarlarıyla ünlü. Tarihi katedralin altındaki de en bilineni. Müzeleri, tarihi yerleri zaten gez gez bitmez. Bu mevsim, şehre ayrı bir ruh geliyor. Ah, nasıl güzel oluyor, nasıl büyülü karelerle insanı sarhoş ediyor…

2- BERLİN

Kabul, Almanya’yı fazla sever oldum son yıllarda. Ama Berlin’in iyice kozmopolitanlaşan havası büyüleyici değil mi? Kasım ortasından yılbaşına kadar açık, bazen yüz kadar noel pazarına ev sahipliği yapıyor şehir. Her yerden ışıklar göz kırpıyor; süslü ağaçlar, insanı rahatsız etmeyen bir müzik sarıp sarmalıyor. Ben artık gece pek az çıkıyorum, ama gençlere göre gece hayatı tek kelimeyle yıkılıyor!

3 – LONDRA

Canım benim. Her mevsim ayrı güzel. Ama Aralık – Ocak ayları bendeki yeri başka. Oxford Caddesi’nden Trafalgar Meydanı’na kadar yürüyün. Yılbaşı sirki, lunaparkı, her sene parklarda kurulmuş oluyor bir kere. Caddeler boydan boya ışıklandırılmış. Ünlü mağazaların vitrinleri, hayatınızda görmediğiniz heyecanlı bir dekorun içine çekiveriyor sizi. Dünyanın bütün dilleri karışmış, tek ağızdan yeni yılı, kışı, hayatı kutluyor sanki. Zaten yapacak sonsuz şey varken, görecek yüzlerce oyun, sergi, müzeye zaman, para, enerji yetişmezken… Ah, bir de Covent Garden’da seyyar arabalarda sıcak çikolata satanlar detayı var, kokusu hep burnuma geliyor nedense.

4 – PARİS

Dünyanın hala merkezi bir bakıma. Ama yazın nasıl bir kalabalık var, akıllara seza. Eyfel’de iki saat sırada bekleyip vazgeçtik geçen Mayıs’ta. Kışın kalabalık çok daha makül boyutlarda bir kere. Aman çok sıkı giyinmeyi unutmayın, içlikler falan. Bazı günler dondurucu oluyor… Buna rağmen, hele bir de kar yağmışsa… Romantizm ne demek, işte onu canlı yaşıyorsunuz. Kibar ışıklar, estetiğin, zerafetin, sanatın kışla birleşmesi. Sen nehri kenarındaki sahaf tezgahlanndan bile akordeon tınıları, kahve kokuları yükseliyor. Cafe’ler, en Paris şarkıları döndürüyor. Beyaz örtünün altında pariayan Paris, yine parfüm kokuyor.

5 – ROVANİEMİ

Helsinki’den iç hatlar seferleriyle ulaşılıyor. Finlandiya’nın bir şehri, Laponya bölgesinin en güzel temsilcisi. Büyülü bir masala giriyorsunuz. Her yer beyaz. Aralık ve Ocak aylannda gün ışığı ancak birkaç saat. Ren geyikleri ve haskilerie kızak turları yapacaksınız. Okula kayarak giden çocuklara imrenerek bakacaksınız. Buzkıran gemisiyle yolculuğa çıkıp, astronot kıyafeti ile Kuzey Buz Denizi’ne atlamak bile mümkün. Elf’lerin çalıştığı Noel Baba köyü ve Buz Otel’i sonra uzun uzun yazmak isterim…

6 – BRÜJ

Brüj de romantizmin ve kış konusunun başka bir açıdan tanımı. Adına yapılmış filmle çok meşhur olsa da, bozulmamayı beceriyor. Belçika’da, Brüksel’den kısa bir tren yolculuğuyla ulaşmak mümkün. Bir ortaçağ şehri, ortaçağ’da da kalmış gibi. Dantelcileri, biblocuları, hele de o çikolatacılan… Meydanı falan insanın aklını oynattıracak kadar güzel. Uzun kalınırsa sıkıcı gelir belki de, bilemem; ama bir günlük kış gezilerinde, yürek çarptıran bir şehir. Kanallar, karla kaplı çatılar, küçük ışıklar ve çikolata kokusu…

7 – SVALBARD

Kuzey Buz Denizi’nin bitmeye başladığı yerdeki takımadalar. Norveç’e bağlı. Yazın gece yok, kışları da zifiri karanlıkta geçiyor hayat. Yani birkaç hafta sadece. Ama sıkı durun, hiçbi havai fişek gösterisinin yapamayacağı büyülü bir gösteri var burada. Kuzey Işıkları. Bazen günlerce, her gece. Maviler, yeşiller, pembelerle sürekli değişen tablolar izlettiriyor doğa size. Muhteşem bir deneyim, fırsatınız olursa kaçırmayın.

8 – KOPENHAG

Bence İskandinav ülkelerinin en güzel ülkesi Danimarka’nın başkenti. Listede son sırada, ama “last, but not least”! DanimarkalIlar, malum, dünyanın en mutlu insanları. Sürekli gülümsüyorlar, en ufak bir tereddütlü adımda, birisi yardımcı olmayı teklif ediyor. Ülkenin her yaştan insanı, havalar nasıl olursa olsun, bisikletlerinin tepesinde. Mutluluk ve medeniyet, ilk adımdan itibaren herkese bulaşıveriyor. Şehir dışı gezileri, parklar, yakın adalarla günlerce, haftalarca gezebilirsiniz. Ama rengarenk evleri, noel pazarları, perdesiz pencerelerden sızan renkli ışıklan, meydanları, parklanyla unutulmaz manzaralar sunuyor. Şehrin mutlaka görülmesi gereken Tivoli Bahçeleri, kasım ortasından yılbaşına kadar açık; bu bilgi de aklınızda bulunsun dedim.

9 – TALLİNN

Baltık Denizi kıyısındaki başkent. Estonya’nın gururu. Nasıl iyi korunmuş, kollanmış bir ortaçağ şehri, nasıl sevimli, nasıl insanı çekiveren bir havası var; anlatabilmem çok zor.

Tallinn’de Estonyalı sayısı kadar da FinlandiyalI ve Rus nüfus var. Nüfusu azıcık olan şehir, Toompea Tepesi’nin en tepesine tırmandığınızda gördüğünüz manzarayla sizi acayip çarpıyor. Bin yıllık eczanelere girince de kafanız iyice yerinden oynuyor. Sokak konserleri, soğuğa rağmen meydanda toplanan korolar, olaya iyice büyü tozu serpiyor.

10 – PRAG

Paris’in Çekya’da olanı sanki. Sadece herşeyin yan yarıya daha ucuz olduğu ve Fransızca konuşmayan bir Paris burası. Çekya’nın başkenti. Vitava Nehri’nin iki yakasında kurulmuş. Wenceslas Meydanı, Old Town, Prag Kalesi, Astronomik Saat, bitmeyen gece hayatı, yoğun sanat programıyla müthiş bir şehir. Yaz aylarında, aynı Paris gibi, çok kalabalık. Bence Prag asıl güzelliğine kışın kavuşuyor. Yerel halkın hep bir ağızdan söylediği şarkılar, yerel biramızı tadın diye ısrar kıyamet lokantalara hep bu mevsim rastladım.