Public School markasının kurucusu olan New Yorklu iki genç tasarımcı, iki sezondur DKNY koleksiyonlarına yön veriyor. Onları daha yakından tanımak istedik.

ftm_2016-3_78-1Birlikte çalışmaya nasıl başladınız?
Sean John markasında çalışırken tanıştık. Tabii o zaman çok daha büyük bir tasarım ekibinin üyeleriydik. Sonra ikimiz de markadan ayrıldık ama iletişimi kesmedik. Arrive mağazası için yaratılan bir özel marka üzerinde birlikte çalışırken uzun süreli bir arada çalışma fikri gelişti. Ve Public School markası da böyle doğdu.

Hem kendi markanız olan Public School, hem de DKNY olmak üzere iki markanın da koleksiyonlarını birlikte tasarlıyorsunuz. Bu kadar yakın çalışmak pek çok kişi için zorlayıcı olurdu. Sizin sırrınız ne?
Çok yakın çalışıyoruz ve bu tamamen işbirliğine dayalı bir çalışma şekli. Öncelikle çok iyi anlaşıyoruz. Zevklerimiz ve altyapımız benzer olduğu için pek çok konuda aynı fikirde oluyoruz. Anlaşamadığımız konular da oluyor tabii. O zaman da kimin fikri konusunda daha güçlü inanışa sahip olduğuna bakıp ne yapacağımıza karar veriyoruz.

LVMH gibi lüks ile özdeşleştirilen dev bir gruba ait olan bir marka için çalışmak nasıl? Avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Avantajlar çok açık… Pek çok kaynak sağlanması, çok geniş kalifiye ve uzman bir ekiple çalışma imkanı, reklam ve pazarlama konusunda grubun desteği ve buna benzer pek çok şey.

DKNY için hazırladığınız koleksiyona gelecek olursak, çıkış noktanız neydi?
Koleksiyonu hazırlarken çıkış noktamız üst düzey terzilik oldu diyebiliriz. Madonna’nın Blonde Ambition turnesindeki çizgili, kruvaze ceketli pencereli takım elbiseyi giymiş görüntüsü bize ilham oldu. Sonra seksenli yılların sonuna ve doksanlı yılların başına bakmaya başladık. O dönemdeki süper modeller Christie Turlington, Kate Moss, Linda Evangelista, Stephanie Seymour ve Naomi Campbeli… Dönemin moda fotoğrafçılarıysa Bruce Weber, Herb Ritts gibi isimlerdi. Onların özellikle siyah-beyaz fotoğrafları o dönemde dikkat çekiciydi. İşte tüm bu ikonik modeller, fotoğrafçılar da bizim için esin kaynağı oldu.

DKNY kadınını anlatırken, ‘biz her zaman onu bir genç kız değil, bir kadın olarak tanımlıyoruz’ demiştiniz. Pek o genç kız büyüdü mü, yoksa bu yeni DKNY kadınının içinde o genç kızdan izler de var mı hala?
DKNY kadını, ciddiye alınmak istiyor ama kendisi aşırı ciddi biri de değil! Donanımlı biri, her türlü durumla başa çıkabilir. Dünyada neler olup bittiğiyle çok ilgili, üstelik sadece kendi yaşadığı yerde değil, dünyanın her yerinde olanları öğrenmek konusunda istekli. O gerçek bir kadın; ayakları yere basıyor ama kendisiyle ilgili hayalleri de var. Hatta bu ikisinin mükemmel bir dengesine sahip diyebiliriz. Dolayısıyla da yaş DKNY kadınının tanımında pek de önemli bir yere sahip değil.

Biraz önce çizgili takım elbiseden ilham aldığınızı belirttiniz. Bu markanın 1990’lı yıllarda kullandığı temel parçalardan biri. Sonbahar 2016 koleksiyonu için başka hangi temel parçaları korudunuz ve yeniden yapılandırıp kullandınız?
Genel olarak amacımız koleksiyonu yukarıya taşımaktı; hem algı, hem de kalite olarak. Renklerin, kumaşların seçimi, kalıp ve proporSiyon konularına yaklaşımımız çok farklıydı. Çünkü bugünkü DKNY kadınının tavrı ve ruh hali eskisine göre daha farklı.

Public School koleksiyonunuzun seslendiği kadın seksapeli olan bir kadın. DKNY kadınını o anlamda nasıl tanımlarsınız?
DKNY kadını, seksapelini açıkça ortaya koymaz. Onun sofistike bir seksapeli vardır. O çok gerçek bir kadın. Üstelik kendisi için hedefleri büyük. Yaptıklarıyla değil, yapacaklarıyla tanımlanır. Çekiciliği de burada yatıyor. Hırsı ve bu hırslarını gerçekleştirme yolları onu çekici kılar.

Kreatif Direktör olarak görev başına geldiğinizde marka nasıl algılanıyordu? Bu algıyı değiştirmeyi mi amaçlıyorsunuz?
Donna Karan DKNY markasını ilk yarattığında, New York kadınının pratik giyim ihtiyaçlarına cevap verme ve bunu yaparken de talep edilen bir marka olma hedefi vardı. Markanın geçmişinden kendimize yakın hissettiğimiz ve bugün için de geçerli olması gerektiğini düşündüğümüz bir özellik. Bu özelliğe sahip çıkıp günümüze taşırken iki fikir arasındaki mücadeleyi temel aldık: Pratiklik ve arzu. Biz bu fikirleri alarak yeniden yapılandırıyoruz ve markanın yeni enerjisi de buradan geliyor.

Bugün moda dünyasında çok konuşulan bir konu olan transcinsiyet konusuna da değinmek isteriz. Public School markasının koleksiyonları son derece androjen özellikler taşıyor. Size göre kadın ve erkek birbirlerine daha yakın mı giyinmeli? DKNY kadın ve erkek koleksiyonları arasındaki çizgi ne kadar ince?
Biz cinsiyetsiz ya da cinsiyetleri birbirine yaklaştıran koleksiyonlar hazırlama amacıyla yola çıkmıyoruz. Buna inanmıyoruz. Bizim jenerasyonumuzda ‘kız’ ve ‘erkek’ tanımları eskiye göre birbirine çok daha yakın. Yapısal olarak vücutlar birbirinden farklı. Biz de koleksiyonları hazırlarken bunu göz önüne alıyoruz. DKNY bir kadın markası olarak doğmuştu. Bugün ise kadın ve erkeklerin giyebilecekleriyle ilgili kısıtlamalar azaldı. Biz ‘androjen’ gibi tanımlamaları pek sevmiyoruz. Kişinin, kadın ya da erkek olsun, kendisini rahat hissedebileceği ve ifade edebileceği kıyafetler giymesi gerektiğini düşünüyoruz. Hazırladığımız koleksiyonlarda da bu çeşitliliği sunmayı amaçlıyoruz.

Bugüne kadar DKNY, marka olarak şehirli kadın ve erkeğin tercihi olarak öne çıktı. Öte yandan moda her zaman kültürel, politik ve hatta ekonomik olaylara tepkiyi de içinde barındırır. Size göre moda bugün gündelik hayatımızla ilgili ne söylüyor?
DKNY her zaman New York ve çevresinde olan bitenle çok ilgilidir. Çevremizdeki kültürün bir parçası olmak her zaman savunduğumuz birşey olmuştur.

Moda dünyasında bugün en heyecanlı bulduğunuz gelişme nedir?
Altkültürler ve genç kültürel bakış, bugün moda dünyasındaki pek çok tasarımcı için ilham kaynağı. Özellikle biz, New York’ta doğmuş ve büyümüş kişiler olarak buradaki tecrübelerimizden çok şey öğrendik. Bu yaşanmışlığı çok değerli buluyoruz. Moda dünyası da bu iki faktöre önem verme durumunda kaldı çünkü son derece gerçekler. İşte tam da bu yüzden bize çekici geliyor ve ilham kaynağı oluyorlar. Gelecek neslin beklentisi de bu yönde.

İki farklı markanın koleksiyonlarını hazırlıyorsunuz şu an. Bu sizin için zorlayıcı oldu mu ve işe bakışınızı değiştirdi mi?
Organize çalışmaya özen gösteriyoruz. Bu hem kolay, hem de zor birşey çünkü biz iki kişiyiz. Çok zorlandığımız anda sorumlulukları ayırıp paylaştırabiliriz. Ama bizim yapmayı tercih ettiğimiz şey işleri basit ve kolay halledilir tutmaya çalışmak. Burada denge çok önemli. Bir de hiçbir şeyi fazla ciddiye almamaya özen gösteriyoruz.

Son olarak, herkes sizin günümüzün en yetenekli tasarımcı ikilisi olduğunuzu söylüyor. Başarıyı nasıl ölçersiniz? (satış rakamları, sosyal medyadaki popülerlik vs…)
Ha, ha, ha… (gülüşmeler). Bunu zaman gösterecek. Herhalde bundan 30 yıl sonra geriye bakıp ‘evet, biz insanların nasıl giyindiğini ve daha da önemlisi kendilerini nasıl hissettiklerini etkiledik’ diyebileceğiz. Başarının gerçek ölçüsü de bize göre bu.