Kendisini Mezopotamyalı olarak tanıtan Batman doğumlu ressam Ahmet Güneştekin, Marlborough Gallery’nin sanatçıları arasına ğırdiıkten sama yurt dışı serlerine ağırlık verdi. 2014 yılı sonuna kadar Monako, Budapeşte ve Miami’de sergilere katılacak.

FASHION&TRAVEL Batmanlı mısınız? Hayatınızın ilk yılları nasıl geçti?
AHMET CÜNEŞTEKİN 1966 yılında Batman’da dünyaya geldim. Batman medeniyetler tarihi açısından önemli bir yerleşim. Bu yüzden de kendimi, doğup büyüdüğüm topraklarda kurulmuş medeniyetlerin hem mirasçısı, hem de taşıyıcısı olarak gördüm hep. Mezopotamyalı biri olarak bu mirasın farkına daha çocuk yaşta varmamın bütün işlerime yön verdiğini düşünüyorum. İlk ve orta öğrenimimi doğduğum kent olan Batman’da tamamladım. Mutlu bir çocuk olarak büyüdüm diyebilirim. En çok mutluluk duyduğum uğraş ise resimdi.

F&T Sanata ve resme ilginiz nasıl başladı? Sizi resme yönlendiren oldu mu?
AG Her çocuk gibi ben de resim yapmaya, kâğıt, kablo, tel, çamur gibi şekle sokulabilen nesnelerden yeni bir şeyler üretmeye meraklıymışım. Çocukluğun bu plastik sanat araçlarına merakını bende diğer çocuklardan farklılaştıran asıl öğe Mezopotamya halk ozanlığı geleneğinin en köklü söylenceleri olmuştur. Sık sık dinlediğim bu halk öyküleri ve anlatılar beni ve ürettiklerimi büyük ölçüde etkilemiştir. Çocukluğumda, bu öykülerin söylendiği halk buluşmalarında bulunmayı çok severdim, öyküleri büyük bir merakla dinler, anla-tılanlan düşüncelerimde canlandırıp bir film gibi izlerdim. Sanata yönelimimi, bu öykülerin resim yeteneğimle buluşması tetikledi diyebilirim. Tabii yaşadığım coğrafyanın renklerle olan ilişkisinin de bu yönelimi önemli bir ölçüde etkilediğini düşünüyorum. Çizdiğim şekiller, ağabeyimin ve babamın dikkatini çekmiş. Bu işte bir yeteneğe sahip olduğum sonucuna varıp benimle ilgilenmeye başlamışlar. Sonrasında ilkokulda, bu yeteneğimi ve ilgimi fark eden öğretmenlerimin desteğiyle resimle aramda sıkı bir ilişki sağlanmış oldu. Bir resim öğretmeniyle ilk defa ortaokul üçüncü sınıfta tanışmış biriyim. Okuma ve araştırma alışkanlığı edindiğim dönemde daha iyi tanımaya başladığım Anadolu ve Batı kültürünün, Mezopotamya kültürüyle birçok ortak öğe banndırdığını gördüm. Efsanelerin izin sürmeye başladığım zaman o efsanelerde yaşayan kahramanlar çizdiğim resimlere girmeye başladılar sonra ve bütün işlerimin önemli bir parçasına dönüştüler. Dolayısıyla Mezopotamya ve Anadolu kültürünün yapısında var olan temel öğelerin ve kişisel geçmişime etkilerinin yetenek ve ilgi alanlarımı şekillendirdiğini söyleyebilirim.

Screen Shot 2015-03-14 at 18.03.33

F&T Eğitiminizi nerede, nasıl şartlarda tamamladınız?
AG 1986’da Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’ne girdim ancak bir süre sonra üniversiteyi terk ettim. Bu tamamen sanatın öğretimine, sanatçının eğitimine olan bakış açımdan kaynaklı bir eylemdi. Akademiden vazgeçtikten sonra, herhangi bir eğitim sürecine girmediğim anlaşılmamalı. Hem çok okudum, hem çok araştırdım, hem çok dinledim. Bunlan yaparken de çok gezdim. Bir resim öğretmeniyle ilk defa ortaokul üçüncü sınıfta tanışan biri olarak o güne kadar ve o günden bugüne kadar sürekli deneme yanılma yöntemleriyle öğrenmeyi tercih ettim. 1997 yılından 2010 yılına kadar yaptığım Anadolu ve Mezopotamya seyahatlerimde elde etmiş olduğum bilgi ve o dönem içinde yaptığım deneysel çalışmalar sonucunda bugünkü özgün kimliğimi kazandım.

F&T Sanata bakışınızı bize anlatır mısınız? Sanat sizin için araç mı, amaç mı?
AG Teknolojinin yaşamlarımıza yerleşme biçimi bütün kavram ve değerlere olan yaklaşımımızı dönüştürüyor. Bireyin ürettiği eserden çok makinelerin ürettiği nesnelerin sanat eseri olarak algılandığını görüyoruz. Bu algılama öznelliklerin göz ardı edilmesinin yolunu açıyor. Öznelliklerimizi yadsımadan, gözlem yapmanın, düşünce üretmenin, eylemlerimize yön vermenin, bu yolda çaba göstermenin doğru yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Pratik ya da kavramsal düzeyde sanata bu çabalar dışında anlamlar yüklemek onun dönüştürücü gücünü görmezden gelmek olacaktır.

Screen Shot 2015-03-14 at 18.03.51

F&T Kendinize Türkiye’den ve yurt dışından örnek aldığınız sanatçılar var mı?
AG Edebiyata çocukluk yıllarımda ilgi duymaya başlamıştım. Yaşar Kemal yazılı edebiyatla ilk karşılaşmamdır. Düşüncelerimi önemli ölçüde etkilemiştir ve etkilemeye de devam etmektedir. Son 15 yıldır yakından görüşüyoruz ve aramızda bir bab- oğul ilişkisi var. Kullandığımız araçlar ve yöntemlerimiz farklı, fakat ürettiğimiz düşünce ve kavramlar benzeşiyor. Benim tablolarımla yapmaya çalıştığımı Yaşar Kemal yazılı edebiyatta evrensel düzeyde gerçekleştirmiştir, ikimiz de ürettiklerimiz arasındaki bu örtüşmeyi fark ettiğimizde aramızdaki bağın da güçlendiğini hissetmiştik. Diğer taraftan sinema da benim dünyayı algılayışımı oldukça şekillendirmiştir. Yılmaz Güney etkilendiğim kişilerdendir. Yaşamı boyunca mücadele etmek zorunda kalması, düşüncelerini anlatacak araç olarak sinemayı kullanma biçimi özgündür. Kendi ülkesinde yaşadığı baskı ve zora rağmen uluslararası düzeyde kabul edilmiştir. Nuri Bilge Ceylan’ın Yılmaz Güney’in mirasını bir anlamda devraldığını düşünüyorum. Türkiyeli sanatçıların Cannes’da kazandığı ödüller beni de gururlandırıyor. Avrupa’da doğan modern sanatın kökenlerini Michelangelo’nun heykellerinde görebiliyorum. Modern akımın son dönem eserlerini üreten ressamlardan biri olarak Van Gogh’un eserlerinden de çok etkilendim. İnatçı kimliği, üretkenliği ve değerinin ancak öldükten sonra anlaşılmış olmasının benim için farklı bir anlamı var. Dünya edebiyatında ise Cervantes’in Don Kişot’unun edebiyat tarihinin temel eserlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Fransız Edebiyatı’nda ise Balzac modern edebiyatın en önemli referanslarından biri olarak benim de algı dünyamı biçimlendirmiştir.

F&T 2013 yılında Venedik’te ilk yurt dışı kişisel serginizi gerçekleştirdiniz. Bu nasıl gerçekleşti ve serginizin temasını anlatabilir misiniz?
AG Türkiye dışındaki ilk kişisel sergimi, 29 Mayıs-25 Ağustos 2013 tarihleri arasında, Venedik Bienaliyle eş zamanlı olarak, “Bellek İvmesi” başlığıyla Venedik’te gerçekleştirmiştim. Sergi kapsamında “Yüzleşme” isimli eserimin yanı sıra “Bellek”, “İnkâr”, “Düdük” ve “Dil” adlı videolar ile “Recm” adlı yerleştirme yer almıştı. İtalya’nın en önemli sanat eleştirmenlerinden Achille Bonito Oliva yerleştirme içindeki video çalışmalarının son on yılda üretilen en etkileyici çalışmalardan olduğunu söylemişti. Bellek İvmesi toplumsal belleğin insanlığın ürettiği trajedilere karşı refleksini sorgulamaya, farklı dillerin kullanımlarını baskılayan yaklaşımları, din ve milliyetçilik arasındaki paradoksal ilişkiyi irdelemeye yönelik bir çalışmaydı. 55. Venedik bienali süresince Ai Weiwei ve Jeremy Deller’nin işleriyle birlikte üzerinde en çok konuşulan çalışmalardan biri olmuştu.

F&T Sonrasında açtığınız sergiler neler?
AG Bellek İvmesi’nden sonra düzenlenmeye başladığı 2006 yılından itibaren her yıl kişisel sergi düzeyinde yer aldığım 13. Contemporary İstanbul’a Marlborough Gallery tarafından temsil edilerek katıldım. 26 Kasım 2013 – 4 Ocak 2014 tarihleri arasında da Marlborough sanatçısı olarak ilk kişisel sergimi Marlborough New York’ta gerçekleştirdim. 21 Nisan -18 Mayıs tarihlerinde de Hollanda’nın Den Bosch kentinde uluslararası bir galeri olan Mark Peet Visser Gallery’de kişisel sergimi açtım. Mark Peet Visser Gallery Hollanda ve Belçika’da beni temsil ediyor. Son kişisel sergimi ise 4-9 Haziran tarihleri arasında KunstRAI Amsterdam’da yine Mark Peet Visser Gallery’nin temsiliyle gerçekleştirdim. Kişisel sergilerim dışında dünyadaki çağdaş sanat fuarlarına katılıyorum ve eserlerim uluslararası galerilerin karma sergilerine ve koleksiyonlarına giriyor. Marlborough Gallery’nin Madrid ve New York’taki karma sergilerinde eserlerim şu anda sergileniyor. Bu yıl içinde Art Basel Hong Kong ve Miami Beach, Art Breda, The Armory Show, Arco Madrid, Art Market Budapest, Contemporary İstanbul ‘14 gibi uluslararası çağdaş sanat fuarlarına katılıyorum.

Screen Shot 2015-03-14 at 18.04.13

F&T Marlborough Gallery’e nasıl dâhil oldunuz? Ve bu galeriyi biraz anlatır mısınız bize?
AG Karaköy’deki Antrepo No. 3’te 06 Kasım – 30 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleştirdiğim “Yüzleşme” sergim hakkında The New York Times muhabiri Susanne Günsten, International Herald Tribune’de tam sayfa bir haber yapmıştı. Haberin yayınlandığı günlerde Contemporary İstanbul’daki sergileri için İstanbul’da bulunan Marlborough Gallery direktörleri de bu haberi okumuş ve hakkımda bilgi toplamışlar. 8 Mayıs 2013’te yaptığımız özel bir imza töreninin ardından da galerinin sanatçıları arasına katılmış oldum. 1946 yılında, “Marlborough Fine Arts” adıyla Londra’da kurulmuş Marlborough Gallery, ilk yıllarında Monet, Pissaro, Sisley, Renoir, Van Gogh gibi klasik ressamların eserlerini sergilemiş. New York’un yanı sıra Londra, Madrid, Monaco, Barcelona ve Santiago’da da galerileri bulunuyor. 1960’h yıllardan başlayarak Kandinsky, Kurt Schwitters, Francis Bacon, Henry Moore, Jackson Pollock, Egon Schiele, Picasso ve Mark Rothko, Fernando Botero ve Manolo Valdes gibi önemli sanatçıları da sanatçı listesine katmış. Dünyanın sayılı sanat kurumlan arasında ve plastik sanatlarda dünya çapında oldukça saygın bir yere sahip.

F&T İşlerinizden bize bahsedebilir misiniz? Tuvallerinizin dışında heykel ve halılarınız var. Kullandığınız malzeme ve teknikleri anlatır mısınız?
AG Serbest bir teknikle, farklı disiplinlere ait yöntemleri kullanarak çalışmayı seviyorum. Kendimi tuvalle sınırlamıyorum, aynı zamanda mimari yaklaşımları da kullanmayı tercih edebiliyorum. Optik degrade serisi, boyutlu eserler ve yerleştirmelerim bu yaklaşımlarımın sonucunda ürettiğim eserler. Sanat pratiğinin genel kabul görmüş uygulama biçimlerinin dışında kalmaya özen gösteriyorum. Eserlerimi çeşitli endüstri malzemelerinin üzerlerine işliyorum. Bu anlayışı halı ve kilimle birleştirmeyi amaçladım. Bildiğiniz gibi, Anadolu’nun geleneksel halı ve dokuma yöntemleri sadece estetik olarak değil bir iletişim aracı olarak da kullanılır. Ürettiğim eserlerin bireyi belirli ölçülerde dışlayan teknoloji ile saf ve emeğe dayalı geçmiş arasındaki çelişkiyi de görünür kıldığını düşünüyorum.

F&T Güneşin İzinde projesinden bahsedebilir misiniz?
AG “Güneşin İzinde” projesi kapsamında 2005 yılından itibaren, Türkiye sanat tarihine girmiş ya da girmeye aday ressam, heykeltıraş, video ve fotoğraf sanatçısı, sanat eleştirmeni, sanat tarihçileriyle birlikte sergiler, paneller, söyleşiler, çeşitli sanat etkinlikleri yaptığımız 45 il, yüzlerce ilçe ve köy dolaştık. Bu etkinliklerde benim için ayrı bir değeri olan ise “çocuklarla resim” atölyeleriydi. Bu süre boyunca 10 binlerce çocukla, tarihi yapıların bulunduğu açık ya da kapalı alanlarda resim atölyeleri düzenledik. Projenin çıkış noktası mitoloji ve efsanelerdi tabii. Tarihi mekânları gezip oralarda yaşanmış hikâyeleri, destanları, mitleri araştırıp derledim. Kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının kurtarılması için ilgili kişi ve kurumların dikkatini çekmeye yönelik çalışmalar yaptık. Gezi süresince tüm çalışmaları profesyonel çekim ekibimle birlikte sesli ve görüntülü olarak kayıt altına aldık. Bu görüntüleri belgesel formatta kurgulayıp TRT kanallarında her hafta birer bölüm olmak üzere belgesel dizisi olarak yayınladık.

Screen Shot 2015-03-14 at 18.04.31

F&T Yurt dışında işlerini en beğendiğiniz sanatçılar kimler?
AG Çağdaş ve modern sanata yön veren ve yenilikçi fikirler geliştiren, şaşırtıcı eserler üreten sanatçıların eserlerini takip etmekten keyif duyuyorum. Manolo Valdes ve Anish Kapoor işlerini takip ettiğim sanatçılardan.

F&T Önümüzdeki dönemde hangi sergileriniz olacak?
AG Eylül ayında Marlborough Monako’da kişisel sergim için hazırlanıyorum. Bu yılın sonuna kadar Art Market Budapeşte, Contemporary İstanbul ve Art Basel Miami’de eserlerim sergileniyor olacak. Şu anda Marlborough New York ve Madrid galerilerinde de eserlerimin sergilenmeye devam ediliyor.