Dünyanın en büyük açık hava müzesi olarak adlandırılan Luksor, Mısır’ın en çok turist çeken antik şehirlerinden biri. Günümüzün Luksor şehri, tarihçilerin M.Ö. 3200 yıllarında kurulmuş olduğuna inandıkları antik Teb şehri üzerine ve çevresinde yükseliyor bugün. Binlerce yıllık tapınakları, kral mezarlıkları ve müzeleriyle, mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri…

 

 

Mısır’ın gizemli şehirlerinden biri Luksor. Ülkenin güneyinde, Nil Nehri’nin doğu yakasında, MÖ 16. Ve 11. yüzyıl arasında en parlak dönemini yaşayan antik Teb şehrinin olduğu yerde yükseliyor. Yüzyıllar sonra Arap egemenliğinde El-Uksur ismini almış. El-Uksur zaman içinde değişime uğrayarak Luksor adını almış. Şehrin mücevher anlamına gelen ismini Araplar vermiş anlayacağınız. Nil Nehri kenarında, tarihi yaşatan, romantik bir kent Luksor. Eski Yunanlılar’ın Teb olarak bildiği Luksor, antik Mısır şehri Thebes Harabeleri’nin üzerine kurulmuş olduğundan, dünyanın en büyük açık hava müzesi olma özelliğini taşıyor.

 

LUKSOR GEZİLECEK YERLER

Dev Memnon Heykelleri

Teb tapınaklarının en gösterişli olanı, III. Amenhotep’in mezartapınağı. Çok az bir bölümü günümüze ulaşabilmiş olan tapınağın en çarpıcı özelliği, yüksekliği 21 metreyi bulan, dev boyutlu iki heykel. Bu heykeller Memnon Heykelleri olarak biliniyor. Kahire yakınlarındaki taş ocaklarından çıkarılan kuvarsit kumtaşı bloklarından yapılan bu dev ikiz heykellerin her biri 720 ton ağırlığında.

Yunan mitolojisinde şafak tanrıçası Eos’un oğlu olan Memnon, Truva Savaşı’nda Asil tarafından öldürülmüş. Kuzey yönündeki heykelden bazı günlerde şafakla birlikte arp sesine benzeyen bir ses yükseldiği rivayet edilirmiş. Bu yüzden bu heykel şarkı söyleyen Memnon adıyla anılırmış.

 

Hatşepsut Tapınağı

Bu tapınak Mısır’ın kadın firavunu Hatşepsut için yapılmış. Krallar Vadisi’nin hemen yakınındaki tapınak oldukça büyük ve görkemli. Tapınak için vadiye hakim bir yer seçilmiş. Tapınağın arka tarafı da sırtını kayalara yaslamış bir konumda bulunuyor. Hatşepsut, eşi II. Thutmose öldükten sonra üvey oğlu III. Thutmose’un küçük olduğunu öne sürerek tahta geçmiş. Kadınların firavun olmadığı bu dönemde, kendisini topluma kabul ettirebilmek için Tanrı Amon-Ra’nın kızı olduğunu iddia etmiş. Neticede öyle güçlü bir firavun olmuş ki 21 sene koca Mısır’ı yönetmiş. II. Ramses ve sonraki bazı firavunlar tarafından tahrip edilen tapınak, daha sonra Hristiyanlarca manastıra dönüştürülmüş.

 

Krallar Vadisi

Eskiden Mısır’da firavunların güneşin oğlu olduğuna inanılırmış. Öldükten sonra da eğer ruhuna yol gösterilirse ve gerekli araç gereçleri de olursa tıpkı güneş gibi her gün yeniden doğacağı düşünülüyormuş. Bu amaçla ilk önceleri firavunlar için mezar olarak büyük piramitler yapılmış. Daha sonraları Krallar Vadisi’ne gömülmüşler. Firavunlar, şanlarına yakışacak ihtişamlı piramitlerin yapımı çok pahalı olunca piramit yerine kayalıkları oyup mezarlar yaptırmaya başlamışlar. Bunu yaparken de görünüşü piramite benzeyen bir dağın eteğini seçmişler. Zamanla bu mezarlar Krallar Vadisi olarak ortaya çıkmış ve 63 firavunun mezarını barındırmış. Mezarlardan en iyi durumda olanı Firavun Tutankamun’un, ki o da sadece 9 yıl ülkeyi yönetmiş, çok genç ölmüş.

Krallar Vadisi ve çevresindeki diğer antik örenyerleri, 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklendi. Ve burada arkeolojik çalışmalar halen sürmektedir.

 

Karnak Tapınağı

Karnak Tapınağı, Antik Çağ’da yapılan en büyük ibadet yeri. Tapınağın en etkileyici yeri, kızıl renkli yüzlerce sütunun yan yana sıralandığı bölüm. Tapınağı gezmek için en az üç saat ayırmanız tavsiye ediliyor.

 

Luksor Tapınağı

Yeni Luksor şehrinin kalbinde yer alan bu göz alıcı tapınak, Yeni Krallık döneminin 9. firavunu III. Amenhotep tarafindan, Eski Mısır Tanrılarının en büyüğü Amon-Ra adına MÖ 14. yüzyılda inşa edilmiş. Daha sonraları Tutankamon, II. Ramses, Büyük İskender, Romalılar ve Müslüman Araplar tarafindan çeşitli ekleme ve yapılarla günümüze kadar gelmiş. Tapınağı sabahın ilk açıldığında, kalabalıklar gelmeden ya da taşlar ışıldarken gün batımında ziyaret etmelisiniz. Gece ışı klandı rı İd ığı zamana kadar da tapınaktan ayrılmayın. Kolonlardaki ışık oyunları gerçekten de görülmeye değer. 14. yüzyılda Şeyh Ebu El Haggag adına burada bir cami de inşa edilmiş. 1885 yılında arkeolojik çalışmalar başlatılmış, yüzlerce yılın kalıntıları temizlenmiş ve tapınağın bugün görebildiğimiz en eski hali ortaya çıkartılmıştır. Ama cami yerinde bırakılmış, hatta bir yangından sonra gördüğü hasar onarılmıştır.. Luxor Tapınağı şehrin tam ortasında olduğundan her yerden görülebiliyor. Tapınak, dünyanın en çok sütunlu ve en büyük dinsel kompleksi olma özelliğini taşıyor. Sultanahmet Meydanı ve Paris Concorde Meydanı’nı süsleyen dikilitaşlar bu tapınaktan alınmış.

 

Mumya Müzesi

Müzede, ziyaretçilere mumyalama sanatı anlatılıyor. Mumyalamada kullanılan aletler hakkında fikir sahibi olabilir, kediler, balıklar ve timsahların mumyalarını görebilirsiniz.

 

Luksor Arkeoloji Müzesi

1975 yılında açılan müzede ülkenin tarihi hakkında bilgi verecek eserler sergileniyor. Kahire Müzesi kadar çok tarihi eser barındırmasa da mutlaka görülmesi gereken bir yer.