Merhum işadamı Hacı Sabancı’nın eşi, iş insanları Demet Şabancı Çetindoğan ve Ömer Sabancı’nın annesi Özcan Sabancı ile bir süre önce anılarını topladığı “Ben Seni Bırakır Gider miyim?” isimli kitabı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bu keyifli sohbetimizi sizinle de paylaşmak istedik.

 

Anılarınızı bir kitapta toplama fikri nasıl ortaya çıktı?

Eşim, dostum çok uzun yıllardır ısrar ediyorlardı. Böyle bir kitabı ziyadesiyle dolduracak bir hayat yaşadığımı söylüyorlardı. Son yıllarda özellikle oğlum Ömer ve kızım Demet, bu yönde beni motive ediyordu. Evlatlarım da istiyordu açıkçası… Bizim doğup büyüdüğümüz yıllar, bir ulusun tarihi yeniden yazılıyordu. Biz de aile olarak bu tarihi sürecin tam ortasındaydık. Anadolu’yu da, İstanbul’u da biliyorduk. Ülkenin inşa sürecinde nasip oldu, biz de aile olarak önemli roller oynadık. Zor yıllardı. Çok bedeller ödendi, çok sıkıntılar çekildi ama çok işler de başarıldı. Hani derler ya ‘Hayatımı yazsam roman olur’ diye. Bizim elimizde olan ve olmayan birtakım sebeplerden dolayı hayatı bir roman gibi yaşadık. Sonuçta da işte bu kitap ortaya çıktı. Arkamda böyle bir eser bıraktığıma çok memnunum. Benden sevdiklerime, daha doğrusu beni sevenlere eskimeyen bir hatıra oldu sanırım…

 

Kitabınızın adı da çok ilginç: ‘Ben Seni Bırakır Gider miyim?’ Hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

Eşim Hacı Sabancı bana hep böyle derdi. Beni bırakıp gitmeyeceğine söz vermişti… Çok düşkündü bana. Ben de ona… Fakat ölüm karşısında kim ne yapsın… Yine de bir anlamda dediğini yaptı. Öyle bir iz bırakmış ki hayatımda, gittikten sonra da hep berabermişiz gibi içimde yaşamaya, büyümeye devam etti. Bugün hala ona güveniyorum, içimde hissediyorum. Hala onu çoook seviyorum. Çok da özlüyorum.

 

Ailenin kısa tarihini sizden dinleyebilir miyiz?

1906 Hacı Ömer Sabancı ile Kayseri’nin küçücük köyü olan Akçakaya’da başlayan koca bir tarih… Zeka dolu bir kişilik olan Hacı Ömer (amcam, ki daha sonrasında kayınpederim oldu) tabiatın daha yumuşak, toprağın daha cömert, ticaretin daha canlı olduğuna inandığı Çukurova’ya gitmeye 14 yaşında karar vermiş. Hacı Ömer Sabancı, harikulade bir zeka ve yorulmak bilmez çalışma gücü ile karşısına çıkan tüm müşkülü yenerek Türkiye’de Cumhuriyet devrinin özel teşebbüs sahasında en büyük sanayi kuruluşlarının temeli olan ilk şirketini kurdu… Ömer Hacı Sabancı’nın hayatta en iyi bildiği şeyler, ailesine bağlılık, çocukları ile bir arada bulunmak ve çalışmaktı. Bu da ailede gelenek haline geldi. Eserleri vücuda getirmek zordur. Ama vücuda gelmiş eserleri yaşatmak daha da zordur. İşte bunu başarmış kudretli bir iş adamıdır. Bu mantıkla da 6 evlat, 6 başarılı iş adamı yetiştirmiştir. Burada dikkate değer nokta, altı oğlunun altısını da başarılı sanayici ve tüccar olarak yetiştirmesidir. Her birinin çok iyi yetişmiş, çalışkan, gururlu, sözlerinin eri olmalarıdır. Aslında işin sırrı buradadır. Ailenin, ailemin tarihini anlatabilmek için bu kitabı yazdım. Kısacık anlatamam ki… Ama belirtmek isterim ki; Sabancı ailesinin neredeyse her ferdi ele aldığı her konuya bir farklılık, bir zenginlik getirmiştir. Anadolu’nun bir köşesinde doğup büyüyen insanlar, hayal dünyalarının sınırlarını aşıp evrensel bir başarı hikayesine imza atmış dürümdalar, işte vizyon dedikleri şey budur.

 

Eşiniz Hacı Sabancı ile evlenmeniz nasıl oldu?

Çocukluk çağlarımızda rahmetli babam Hacı Bey’e damadım dermiş. O zamanlar işin latifesi tabii ki… Hacı, bayramlarda özel günlerde gördüğüm kuzenden öte değildi benim için… Evlenmek hele hiç aklımda yoktu! Günlerden bir gün gene böyle bir bayram ziyaretinde amcamın babama ‘kızınla Hacı’yı evlendirelim’ demesiyle benim büyük kıymetli aşk hikayemin temelleri atılmış oldu. Hatta annemin ‘sözlendin’ demesiyle aile büyüklerimin kararı ile evliliğe adım atmış oldum. Ölümün bile ayıramadığı bir aşk evliliği oldu sonrasında… İşte bazen tanımadan seviyorsun, bazen severek tanıyorsun, bazen de bir tanıyorsun bir daha seviyorsun ama hep seviyorsun, ölüm ayırsa bile…

 

Hacı Sabancı’yı sizin gözünüzden tanıyabilir miyiz?

O bir misyon insanıydı. Çok önemli işler kurdu. Sanayinin temellerini attı. Çok şeylerle mücadele etti ama bir tarafıyla ailesine düşkün bir Anadolu erkeği olarak kalmayı başardı, ince zevkleri vardı. Sanat bakışına sahipti ve hayatı boyunca kendisini geliştirdi. Disiplinli bir adamdı ve ama sert değildi. Denizin içindeki balıkların denizden haberi yoktur ya, ben de işin açığı onunlayken çok farkında değildim. Birlikte büyüdük, birlikte mücadele ettik. Hiçbir ağırlığını hissetmedim. Kolaylaştırıcı, idare edici bir insandı. Yıllar su gibi akıp geçti. Büyük bir kıymet ve büyük bir aşkla sevdim, çok saygı duydum… Çok özledim.

 

Aileye çok önem verdiğinizi biliyoruz. Çocuklarınızı yetiştirirken en çok nelere dikkat ettiniz?

Sevginin, saygının, güvenin, ailenin en güçlü ve en var edici duygu olduğunu öğretmeye çalıştım. Vatan sevgisi, Cumhuriyet insanı olarak, milli değerlere, eğitime, kültür ve sanata değer vermelerini öğretmeye çalıştım her zaman.

 

Genç yaşta büyük kayıplar yaşadınız. Bu kayıplar hayatınızı nasıl etkiledi?

Eşim, oğlum, annem, babam derken hayatta tatmadığımız acı kalmadı. Allah bir kuvvet veriyor da dayanıyoruz ama inanın bunlar kolay şeyler değil. Ölüm, tamamiyle aciz kaldığımız bir gerçeklik. Büyük bir çaresizlik. Ama biliyorsunuz ki yapabileceğiniz hiç bir şey yok. Ve bu çaresizlik size sabrı öğretiyor. Ölüm anlaşılması zor, olağanüstü bir kavram. Gerçekliğinin kavranması ise, herkesin kendi hikayesi işte… Aradan uzun yıllar geçse de onların yüzlerini, anılarını sevgilerini ölümsüzleştiriyorsunuz. Her aklınıza geldiğinde acı ve yüklü gözyaşları ile onları tekrar tekrar yaşıyorsunuz. Allah gani gani rahmet etsin. Huzur içinde yatsınlar. Yani kayıplarla yaşamak zor.

 

Sizden sonra gelen nesillere, çocuklarınıza, torunlarınıza ne nasihat edersiniz?

Şimdi hayat çok kolaylaştı. Herkes her şeye çok rahat ulaşıyor ve buna alıştılar. Böyle olunca en küçük aksiliklerde bir bakıyorsunuz koca koca insanlar depresyona giriyor, hemen her şeyden vaz geçiyorlar. Bu hayat böyle yaşanmaz. Bize sebat etmenin erdemi öğretildi. Bizim zamanımızda hayatlar inşa edildi. En küçük kazanımlar için büyük mücadeleler verilirdi. Ben şimdinin gençleri de bizim gibi yaşasın demiyorum ama hayata karşı daha güçlü durmak gerekir. Tabii bunun dışında eğitim ve dünyaya entegrasyon önemli. Yerel düşünerek başarıya ulaşmak kolay değil. Çok dilli, çok kültürlü bir mücadeleye hazır olmak lazım. Kendi özel alanlarını yaratmalarını öneririm ayrıca. Tek başına iş verimli olmaz. Hacı Sabancı sanatla ilgilenirdi mesela. O ilgisi onu iyileştirir, güçlendirirdi. Hayat çok güzel ve zaman beklerken yavaş, korkarken hızlı, kederliyken uzun, mutluyken hızlı akıyor. Hayatı kaçırmasınlar, her anı kaliteli yaşasınlar. Sonuçta hayat gerçekten çok kısa… O uzun yılları ne ara yaşadık diye dönüp arkanıza baktığınızda şaşırıyorsunuz inanın bana…

 

Sevgi dolu, iyiliksever ve son derece merhametli biri olduğunuz herkesin dilinde. Yanınızda çalışanların ‘Özcan Annesi’ olarak biliniyorsunuz. Biraz da bu özelliklerinizden bahsedebilir misiniz?

Biz böyle yetiştirildik. Büyük bir ailede doğup büyüdüm. Hep kalabalıkların içinde oldum, içimde hep düzen koruyucu bir güç hissettim. Her şeye yetmeye, her şeye yetişmeye çalıştım. Aile ortamımız, içsel özelliklerim ve hayatın getirdiği sorumluluklar birleşince böyle biri oldum. Halden anlamak önemlidir. Her insan bir hikayedir. Olan biteni bilmeden konuşmak insanı yanıltır. Sevgiyle müdahale ettiğiniz her sorunu çözersiniz. Ama şimdi bu güç içinizde nasıl oluştu, ne zaman gelişti derseniz cevap veremem. Ben idareci bir insanım. Bunun da hiç zararını görmedim. Sevilmek güzel şey, onu biliyorum ama Allah için ben de onları seviyorum. Belki bu yüzdendir…

 

‘Ben Seni Bırakır Gider miyim?’ adını verdiğiniz anılarınız yayınlanalı beş yıl olmuş. Kitaba bugün bir bölüm ekleyecek olsanız neler yazardınız?

inanın güncellemek istemiyorum. Kitabım güzel oldu. Gönlümden geçenleri, aklimdakileri, özlemlerimi, hüzünlerimi, mutluluklarımı aktardım sayfalara. Ben hiç Hacı’sız kalmadım. Evlatlarımız, dostlarımızla hep onu anıyor, yaşıyor, yaşatıyoruz. Tarihe bir not düştüm. Hacı’nın hak ettiği eseri sevgiyle bıraktım.