Yunan Adası Rodos’u ziyaret eden bir gezgin, bize Avrupa’nın yoğun nüfusa sahip en eski antik kentinin öyküsünü anlatıyor.

Onu ilk gördüğümden beri neredeyse kırk yıl olmuş. Televizyon ekranımın o günedek görmediğim ölçüde zerafet dolu görüntülerle aydınlanmıştı. Orada, St. John Şövalyeleri Büyük Üstadlar Sarayı’nın görkemli merdivenlerinde en güzel olma ünvanının peşinde olan (miss Europe 1976) 22 Avrupalı güzel duruyordu, ve hepsinin güzelliği de görkemli ev sahiplerinin yanında sönük kalıyordu.

Screen Shot 2015-03-07 at 13.27.53

Işıklarla yıkanan ada bir zamanlar güneş tanrısı Helios’a gönderme yaparak Helias adını taşıyordu, sonrasında yıldızlı gökyüzünden dolayı Asteria olarak adlandırıldı. Makaria ona verilen bir başka isimdi, ve sonrasında da Pelagia. Sonunda onu çevreleyen Akdeniz’in derinliklerinden yükseldi ve zaman içinde dünyanın ücra köşelerine yayılan Rodos adını aldı, öyle bir ada ki ihtişamı beni anında büyüledi.

Yunanistan, Türkiye ve İtalya, antik çağ, ortaçağ ve modern zamanlar, hepsi binalarında, yollarında ve anıtlarında yaşıyor. Zengin tarihinin detaylı bir kaydı insan yapısı ve doğal güzelliklerin mükemmel bir karışımını barındıran adanın dört bir yanına yayılmış.

Screen Shot 2015-03-06 at 23.37.56 copy2

Önüme serilen mimari mozaik adımlarımı yönlendirirken, Avrupa’nın bu hala içinde yaşanan en büyük ortaçağ şehrini yeniden keşfetmeye çıkıyorum. Antik kalıntılar, Bizans kiliseleri, gotik bazilikalar, camiler ve sinagoglar hepsi şaşırtıcı bir şekilde hala sağlam duran kale duvarlarının koruması altında modern dükkan ve restoranların yanında diri bir enerjiyle dikiliyorlar. Rodos’u karargah tutan St. John Şovalyelerinin hizmetinde olduğu günlerde olması gerektiği gibi bugün de ebedi güzelliğiyle peri masallarından çıkma bir kaleyi andıran Büyük Üstadlar Sarayı’na ulaşıyorum.

Tarihi şehir merkezinde yer alan Mandraki’yi çevreleyen ortaçağ ve Belle- époque mimarilerinin eşsiz örneklerini sunan binaların arasında dolaşırken geçmiş zamanların fısıltılarının aklımı çelmesine izin veriyorum. Şehrin Akropol’üne tırmanıyor ve Apollo tapınağının kalıntilarının yanında durup yukarıdan şehre ve denizin ötesinde komşu Türkiye’nin kıyılarına bakıyorum.

Beyaz badanalı evleri ve billur suları ile muhtemelen Ege’nin en çok fotograflanan noktası olan güzel Lindos’u fon alarak ben de fotoğrafımı çektiriyorum. Buranın mütevazi güzelliklerinden Hollywood yönetmenleri tarafından düzinelerce sinema filminin çekimleri için tercih edilmiş bir sahil şeridi olan kozmopolit Kallithea’ya ve onun şifalı sularına yollanıyorum.

Screen Shot 2015-03-06 at 23.37.56 copy1

Gördüğüm insan yapısı güzelliklerden büyülenmiş olarak bu sefer de doğanın yarattığı güzelliklere hayran kalıyorum: önce milyonlarca kanatlı sakininin ağaçları, kayaları ve kovukları kapladığı koruma altındaki Kelebekler Vadisi’ne, oradan da sık çam ormanları ve panoramik manzaralarıyla Philerimos Dağı’na. Daha sonra görkemli ama sıcak ve davetkar Sheraton Rodos Oteli’ne dönmeden önce tarihi son bir kez solumak amacıyla Yunanistan’ın en iyi korunmuş antik kentlerinden olan Antik Kamiros’a uğruyor ve Homer’in İliada’sının ayak izlerini takip ediyorum.

Onunla tanıştığımdan beri cazibesine dayanamayarak tekrar tekrar geri dönüyorum. Ona kendimi yıllar önce teslim ettim ve bir kez bile kararımdan pişman olmadım. Ona baştan çıkarıcı adını taktım. Ona kim teslim olduysa bilir ki sadece bir istikamet vardır: Rodos.