Sanatçı Barış Sarıbaş ile sanatçının “Artist in Residence” sürecinde bu sonbahar yayınlanacak olan “Güzün” adlı şiir kitabındaki şiirlerin her biri için bir resim yapacağı şair Aaron Brooks, Fashion&Travel için birbirleriyle şiir ve sanat üzerine söyleştiler.

Aaron Brooks- Evet Barış, Ayvalık’ta ne işimiz var?

Barış Sarıbaş- Barbara Evi’ne İbrahim Okumuş ile Şerif Kaynar’ın daveti üzerine konuk sanatçı olarak geldim. Benden önce dört ressam daha burada çalışmış. Çeşitli sanat disiplinlerinden sanatçılara açık bir program. Dünyada çok sayıda sanatçı konaklama programı var. Sanıyorum Türkiye’de Barbara Evi bunun en iyi örneklerinden biri, hatta dünya çapında olduğunu düşünüyorum. Eylül sonuna kadar burada çalışacağım, toplamda üç aylık bir süreç oldu benim için. Bu sürede aynı anda neredeyse 300’e yakın resim üzerinde çalıştım. Senin şiir kitabının resimlerine de burada başladım. Bu arada sen de buraya yerleştin.

Aaron- Evet biraz öyle oldu. Sen şiir kitabının resimleri üzerinde çalışırken ben de burada olayım diye geldim, sonra hayatın bazı güzel sürprizleri sonucu buralı olmaya karar verdim. Bu arada Eylül ayında burada bir de sergi var…

Barış- 13 Eylül’de toplam beş sanatçı burada bir grup sergisi gerçekleştireceğiz. Ağırlıklı olarak benden önce burada konuk sanatçı olan Aslı Kutluay’ın ve benim resimlerim olacak. Bunların yanı sıra Fuat Çağatay, Seçil Erel ve Mahmut Celayir’in resimleri de sergide yeralacak. Bence harika birsergi…

Aaron- Nisan ayından bu yana “Kral Yolu” adı altında üst üste üç sergi açtın. Bunlardan bahseder misin?

Barış- Kral Yolu sergilerinin İlki İstanbul’da Bedri Baykam’ın kurucusu olduğu Piramid Sanat Merkezi’nde gerçekleşti. Daha sonra İzmir’de GT Art&lnteriors Gallery’de, son olarak da Bodrum’da Flamm’da açıldı.

Aaron- Ama şimdi burada sergilenecek resimler yeni çalışmalar olacak anladığım kadarıyla. Burada yapılmış resimlerden bir sergi olacak.

Barış- Buradaki resimler Kral Yolu ile hem ilişkili, hem de değil. Çünkü burada yepyeni ve bambaşka resimler çalıştım. İster istemez yeni bir atölyede çalışmanın heyecanı içinde oldum. Sevgili Şerif Kaynar ünlü Fransız şarkıcı Barbara’ya olan hayranlığından dolayı bu atölyenin adını La Maison de Barbara olarak tanımlamış. Ege’nin en güzel ve tarihsel ilçelerinden biri olan Ayvalık’ta ister istemez yeni resimler çalışıyorsunuz.

Aaron- Buradaki sergi satışa açık bir sergi olacak anladığım kadarıyla, ve gelirin bir kısmı da bir restorasyon projesine destek için ayrılacak…

Barış- Burada Ayazma adlı bir Rum Ortodoks kilisesi var. Müzeye dönüştürülmek üzere yapılan restorasyon çalışması Ayvalık Belediyesi, Şerif Kaynarve Muhtar Kent öncülüğünde çeşitli sponsorların desteğiyle sürdürülüyor. Bizim sergimizdeki eserlerin satışından elde edilecek gelirin de bir miktarı da müze restorasyonu için kullanılacak. Birkaç ay içinde de sanırım müzenin açılışı yapılacak.

Barış- Biraz da ben sana sorayım. Şiirlerin çok özgün ve geniş imgelere sahip. Uzun sürdü galiba bu şiirleri yazmak, sanırım birkaç yıldan fazla sürdü…

Aaron- Bu kitap için seçtiğim şiirler son 20 yılda yazılmış şiirler arasından seçildi. Kitabın adı “Güzün” olacak biliyorsun. Şiirler de tamamen tematik olmasa da duygu olarak birbiriyle ilişkili şiirlerden oluşan bir seçki.

Barış- Her şeyin bir coğrafyası vardır, insanlığın, tarihin, ahlakın, resmin… Şiirin coğrafyasında Aaron Brooks hangi bitki örtüsünü, hangi mevsimi, iklimi tercih ediyor?

Aaron- Mevsim dersen kitabın adından anlaşılacağı gibi güz mevsimini, bitki örtüsü dersen maki bitki örtüsünü, daha çokAkdeniz’i hissediyorum. Ben çok çeşitli coğrafyalarda, karlı, buzlu, yağmurlu yerlerde de yaşadım, onların hepsinin de izi vardır bende, ama beni çağıran hep Akdeniz oldu.

Barış- Maki bitki örtüsü her daim yeşil ve diri duruyor ya, biraz da hayata karşı güçlü olmayı mı anlatıyor?

Aaron- Tabii, hatta kitapta sardunyalarla ilgili birşiirvarki tam da bunu anlatıyor.

Aaron- Bu projeyi beraber yapacağımıza göre şunu sormak isterim, resimle şiir arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsın?

Barış- Benim için şiirde ve sinemada imgeler sembollerle ortaya çıkıyor. Resim de kesinlikle birimge meselesi. Bir ressamın resmini sanata dönüştürebilmesi için şiir, sinema, toplumbilim, felsefe, sanat tarihi, edebiyat gibi dünyayı ve insanlık tarihini ilgilendiren konular üzerinde yoğunlaşması ve bir sonuca ulaşması gerekir.

Aaron- Ben peşinen şunu söyleyebilirim, bence şiirle resim birbirlerine en yakın iki sanat dalı. İkisi de senin dediğin gibi imgeler üzerine kurulu, ve duyguları kestirme, net, çarpıcı biryoldan aktaran sanat dalları. Bazen bir şiirin bir ya da birkaç kelimesi resimdeki renkve imgelergibi çalışıyor. Oğuz Atay’ın “Tehlikeli Oyunlar” romanında “Bazı kelimeler bazı anlamlara gelmiyor” gibi bir cümle var. Şiirde her kelime her anlama gelebilir.

Barış- Ben de bu yüzden senin şiirlerini resimleyeceğim için çok mutlu oluyorum. Bu senin ilk şiir kitabın. Ahmed Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabı edebiyatımızın en önemli şiir kitapları arasında yer aldı ama İkincisini kimse bilmez. Arthur Rimbaud çok erken yaşta ölmesine rağmen dünya şiirinin en büyük şairlerinden. Sen kendini dünya şiirinde nereye koymak istiyorsun, ne hissediyorsun?

Aaron- Ben uzun yıllar aslında bir nevi direndim bir kitap yayınlamakla ilgili. Şiirlerimi bir çok mecrada paylaştım, ama bir kitap olarak toplama hedefim olmadı. Ben şiirin yanı sıra çeviri, akademik editörlük gibi işler de yapıyorum, ancak şiir benim kendimi ifade şeklim. Yani yazmak zorundayım, yazmazsam olmaz gibi. Sen bunu anlarsın eminim. Bir dostumun romanının çevirisiyle ilgili görüşürken gündeme geldi kitap işi, o önayak oldu ve bu noktaya geldik.

Aaron- Peki, Eylül sonunda burası bitiyor. Sonra nereye gideceksin ve neler yapacaksın?

Barış- Önce İzmir’deki atölyede birsüre çalışacağım. Eylül ayında da IC İstanbul ContemporaryArt Fair’de Piramid Sanat standında eserlerim yeralacak. Galeri F’de de KadirAkyol ve Yahya Bağcı ile birsergi gerçekleştireceğiz. Daha sonra 2018 yılında sevgili dostum Navid Azimi Sajadi ile ortak çalışmalarımızı Roma ve Tahran’da çeşitli projeler ile birlikte sergileyeceğiz.

 

LA MAİSON DE BARBARA

Ayvalık’lı olan sanatsever ve koleksiyoner Şerif Kaynar, 2007 yılında yıkılmış, harabe olan eski bir Rum tabakhanesini satın alır (bugünkü sanatçı evi). 2009’da ise arka parselde olan küçük ev ve bahçeyi satın alır (bugünkü sanatçı stüdyosu ve avlu bahçe), izinlerin alınması, Anıtlar Kurulu onayları ve yapım aşamaları nerdeyse dört sene alır. Proje konseptini Şerif Kaynar bizzat kendisi tasarladı. Türkiye’de çok az kullanılan çelik konstrüksüyon ile minimal katların yaratıldığı ve 12 metre tavan yüksekliğinin olduğu tarihi dokusu korunan bu iki yapı, ciddi bir uğraştan sonra birleştirilmiş. Sonuç olarak ortak bahçe ile iç içe geçmiş bir sanatçı evi ve sanat atölyesi meydana getirildi ve yapı bugünkü halini aldı. Bu projede iki mimardan faydalanılmış; FıratAykaç ve Tulya Madra. Ortaya çıkan bu yapıya fransız şarkıcı Barbara’nın adı verilmiştir. 2016 yılında Barbara Residency sanat ve sanatçıların kullanımına açılmış ve ‘Artist in Residency’ programı başlatılmıştır. La Maison de Barbara’ya davet edilen beşinci konuk sanatçı, ressam Barış Sarıbaş.