Pandemi dönemini hepimiz gibi yavaşlayarak geçirse de, ertelediği pek çok projeyi hayata geçirmeye zaman bulan moda tasarımcısı Özlem Süer, O-Day hazır giyim markasıyla karşımıza çıkıyor. Özlem Siier’le moda, tasarım ve hayat üzerine…

Pandemi dönemini nasıl geçirdin? Yaratıcılık anlamında sana artısı ya da eksisi oldu mu?

Pandemi ilk anlarda olağanüstü şaşkın ve korku karmaşası içinde geçti. Ardından kabulleniş ile sessizlik içinde belki de uzun yıllardır olmadığımız kadar yavaşlayan bir sürece girdik. Bu zor sürecin en ve tek anlamlı yanı da yavaşlama oldu. Zaman durdu sanki. Yetişmek, sıkışık randevular, yoğun toplantılar, art arda provalar birden yerini sakinliğe bıraktı. ‘Durdurun Dünyayı inecek Var’ adlı oyun gibi dünya durdu ve hep beraber öylece kala kaldık. Bu sessizliğin içinde yaratıcılık adına düşünme, yazma çizme şansı, dijital dünyanın açtığı kapılar, müzeler, kütüphaneler inanılmaz serbest edinimler sağladı. Sokaklar ve hayat durunca tabiat kendine geldi, hava tertemiz oldu, kent sokaklarında bile kuş cıvıltıları yükseldi, yunuslarla turkuaz boğaz İstanbul’a çok yakıştı. Ertelediğim birçok proje köklerini toprağa saldı, gelişti. Şimdilerde ise meyvelerini veriyor. Örneğin alternatif hazır giyim markamız O-DAY bu dönemde doğdu. Tenimize ve ruhumuza dost bir marka olan O-DAY koleksiyonlarımız için çok özel doğal materyaller seçiyoruz. Ayrıca bizi saran sarmalayan formları ile O-DAY’de iyilik halinin peşinde koşuyoruz.

 

Pandemi hepimizin modaya bakışını değiştirdi. Seninki nasıl değişti?

Moda olgusu hayatın her alanında bir karşılık bulabilir. Pandeminin sağladığı zaman sayesinde düşünmeyi, hayata geçirmeyi ertelediğimiz konuların nasıl da hayatımızın merkezini oluşturduğunu gördük. Normal yaşamda oradan oraya soluksuzca koştururken durmanın, sağlığın, önceliklerin ne olduğu unutulmuş, ne tabiatın sesini ne de kendi iç sesimizi dinleyemez olmuştuk. Coşkun nehirler gibi durmaksızın ve hızla akan günlük yaşama eşlik ederken moda da tüketim de hiç olmadığı kadar hızlıydı. Pandemiyle birlikte, başlarda belirsizliğin neden olduğu kaotik atmosferi yaşamış olsak da, süreç içinde esnedik, yumuşadık, sağlık odaklı, temel ihtiyaçlara konsantre bir bilince büründük. Post-pandemik süreçte yavaşlık, sürdürülebilirlik, ekoloji gibi kavramlar daha yoğun şekilde gündeme gelmeye başladı. Zaten etkisini önceleri de hissettiğimiz Slow Fashion, Eko-moda, sürdürülebilir tasarım akımları şimdi çok daha önemli. Benim modaya bakışım da bu çevre dostu ve gelecek odaklı akımla bütünleşti. Merkeze sürekli salt insanı koyan antroposentrik bakıştan sıyrılıp, doğaya kulak vermenin ve bu perspektifle ilerlemenin çok önemli olduğunu gördük ve bunu da hepimiz için bir gereklilik, bir görev haline getirdik.

 

Sürdürülebilir modaya nasıl bakıyorsun? Sürdürülebilirlik, moda dünyasının geleceğinde daha önemli bir yere sahip olacak mı?

Yirmibirinci yüzyıl pandeminin de etkisiyle hızlanan teknolojinin şekillendirdiği, tüm yaşam algımızın evrildiği bir geçiş dönemi oldu aslında. Siber ve fizik dünyanın bütünleşmesi, yapay zeka, temiz enerji teknolojileri, genetik, kuantum bilgisayarları gibi birçok büyük değişim söz konusu. Bu sırada doğal kaynakların azalması, atıkların ciddi bir çevre kirliliğine sebep olması, canlı nesillerinin tükenmeye başlamasıyla günümüzde göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaşan ekolojik dengesizlik ise sürdürülebilirlik tartışmalarına hız kazandırdı. Böyle bir dünyada ihtiyaç kavramının tanımı da değişti. Bu çağın moda tanımı artık sürdürülebilirlikten uzak düşünülemez. Doğaya karşı olmak yerine doğa ile iş birliği içinde olmak, derhal farkındalığımızı arttırmamız gereken bir konu. ‘Doğa en iyisini bilir’ anlayışı ile hareket etmek ve hem daha az enerji hem de daha az kaynak harcayarak verimli üretimler yapmak, karbon ayak izi oranımızı düşürerek doğaya verilen zararları minimuma indirmek için harekete geçmek gezegenimizin geleceği için çok önemli. Bu bağlamda hem sürdürülebilir hem de akıllı tekstillere rağbetin giderek artacağını düşünüyorum. Ben de küresel farkındalığı yaratmanın bir parçası olarak, kalıcı, sürdürülebilir, doğa dostu bir yavaş moda anlayışını sahiplenmeye çok önem veriyorum. Sürdürülebilir modayı ilerleyen zamanlarda çok daha fazla konuşacağız.

 

Sonbahar-Kış 2021/22 modasında bizi neler bekliyor? En favori trendlerin, ‘hit’ parçaların neler?

Sonbahar/Kış defileleri genelde hep koyuya doğru bir renk geçişini sahiplenirdi. Fakat yaşadığımız pandemi süreci kollektif bilincin de farklılaşmasını beraberinde getirdi desek yerinde olur. Defilelerin ertelenmesi, seyircisiz gerçekleştirilen online sunumlar modada daha demokratik bir ifadenin göz kırpışını sağladı. Bu yıl ki sonbahar-kış koleksiyonunun da havası daha natürel, daha yaşam odaklı olacak. Bu çerçevede koton kumaşlar, ketenler üstünde beyaz renkler, ebrular daha romantik, tutkulu ve doğal bir ambiyansla bizi kuşatacak. Çiçek desenleri, etnik veya folklorik desenler, daha fütürist geometrik etkiler de yer bulacak. Kişisel ifadelere izin veren, rasyonel, inovatif ve ilgi çekici renklere, sağlığı, şifayı, umudu kucaklayan daha hayat dolu tonlar eşlik edecek. Coşkulu renklerin ilham vereceği bu sezonda sıcak renklerdeki hareketliliği net bir şekilde hissedeceğiz.

 

Özlem Süer Sonbahar-Kış koleksiyonlarını bize anlatır mısın?

Hazır giyimde öne çıkan O-Day koleksiyonumuz, pandemi sonrası değişen yaşam alışkanlıklarının iç ve dış mekan ayrımını belirsizleştirmesiyle beliren yeni-şık ihtiyaçlara toplu bir cevap niteliğinde diyebilirim. Daha önce hiç olmadığı kadar şıklığın ön planda olduğu Luxury Leisurevvear ile zamansız çizgilere sahip dailyvvear line, O-Day’de bir araya geliyor. Pudradan toprağa kadar ‘nude’ün tüm tonlarında canlanan ikinci bir ten duygusuna sahip tasarımlar, doğa ile bir olma anlayışının somut hale büründüğü pamuk, ipek ve keten gibi materyallerin kullanımıyla yeni dönemin isteklerine cevap veriyor. Slow fashion hareketiyle lüksün kesiştiği noktada O-Day, sürdürülebilir ve bilinçli şıklığı temsil ediyor.

 

‘Özlem Süer White’ adında gelinlik koleksiyonu da tasarlıyorsun. Bu sezonki White koleksiyonunun hikayesi nedir? Koleksiyonda nasıl gelinlikler var?

Bu sezonki koleksiyon yeni dünyanın yeni konseptlerinden ilham alıyor. Pandemi sonrası gelen bu sezon ertelenen zamanların yaşamlarımıza yeni perspektifler kattığı ve böylece beklentilerimizin de farklılaştığı bir dönem oldu. Bizim için romantizm artık ertelediğimiz değil öncelediğimiz bir yere sahip. Parlak beyazdan inci beje uzanan ton geçişleri, ışık yansımaları ve parıltılarla zenginleşen yarı transparan bir his başını usulca kaldırıyor. Çağdaş bir yaklaşımla retro, romantik, tutkulu, yalın ama yine de görkemli olan sürreal bir masalsılıkta gelinler göreceğiz. Retro çan veya ‘puffy’ kollu gelinlikler, oyuncaklı ışıltılar, pastel silüetler, fiyonklar… Daha pek çok ikonik trend hayatımızda olacak. Dantel de bu sezon modern yorumlarla daha sık karşımıza çıkacak. Pelerin ve kaftan gibi ihtişamı destekleyen etkiler taşıyan gelinlik tamamlayıcıları da bu sezonun karakteristik detaylarından olacak. Renk tonlarında ise uzun sürelerdir hakim olan beyaz yer yer pudramsı, mavi, bebek pembesi gibi tonlarla belirecek. Özel inci tonlamalarıyla gelen hafif pastelsi yaklaşımlarla katlı tüller, düğmeler ve dev fiyonklarla alışılmışın dışında sırt detayları, uzanan kuyruk etkileri, kol ve omuz detaylarında olduğu gibi yaka ve boyunda da alışılmadık heykelsi formlar ile bu sezonun gelinlerini bambaşka görkemli bir zarafet sarmalayacak.