İstanbul Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi, Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Başkanı ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı TÜDAV’ın kurucusu ve şu anki başkanı olan Prof. Dr. Bayram Öztürk’e müsilaj, denizlerimizin kirliliği, küresel ısınma gibi son zamanlarda çok konuşulan ve merak edilenleri sorduk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben halen İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nde Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı başkanıyım ve bu anabilim dalında Profesör olarak görev yapıyorum. 1975 yılında Beykoz Denizcilik ve Su ürünleri Meslek Lisesi’nde denizleri anlama, koruma ve araştırma için başladığım yolculuğum hala devam ediyor. O zaman tektim, şimdi binlerce öğrencim ve okuyucum var ve onlara denizlerin ve okyanusların yaşadığımız gezegendeki önemini, neden korunması gerektiğini ve sürdürülebilir şekilde nasıl yararlanabileceğimizi anlatıyorum. Biliyorsunuz, denizler sadece yüzmek için değil, insanoğlu için aynı zamanda devasa bir gıda kaynağıdır. Dünyanın bütün okyanuslarında çalıştım, sadece Antarktika’da 2014, 2015 ve 2016 olmak üzere üç yıl araştırma yaptım. İlk Türk araştırma ekibine sefer liderliği yaptım. Biri Türkçe (Neden Antarktika) biri İngilizce (Antarctica) olmak üzere Antarktika konusunda iki kitap çıkardım. Başarılı çalışmalarımdan dolayı 2016 yılı Japonya Antarktika madalyasına layık görüldüm. Ayrıca yeni bulunan bir canlı türüne Sagediopsis Bayozturkii olarak adım verildi. Dalış ve yelken yapıyorum. 2021 yılında yani bu yıl FAO Roma, benim bir kitabımı bastı. Bu Akdeniz ve Karadeniz’e değişik yollarla giren yabancı türler ve bunlarla mücadele yöntemleri üzerine bir kitap, (GFCM Studies and Revievvs 8. Non-indigenous species in the Mediterranean and the Black Sea). 100 kadar makale yayımladım. Ayrıca dünyanın önde gelen kurumlarından, başında Prens Albert’in bulunduğu Akdeniz Bilim Konseyi’nin yönetim kurulu üyesiyim. Bunun dışında evliyim ve iki çocuk babasıyım.

TÜDAV, kurucusu ve başkanısınız. TÜDAV’ın kuruluş hikayesini de dinleyebilir miyiz sizden… Ne gibi bir ihtiyaç sonucu, ne zaman kuruldu? Kimler destek verdi?

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV), Türkiye’de deniz bilimleri konusunda araştırmalar yapmak ve deniz yaşamını korumak amacıyla 1997 yılında kuruldu. Vakfı bir grup arkadaşımla kurdum. Ülkemizde denizlere olan ilginin az olduğunu düşünerek Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nı kurduk. Böyle bir vakfın gerekliliğini hep düşünürdüm, çünkü Türkiye birdeniz ülkesi, İstanbul içinden okyanus geçen bir şehir ama bunun çok azımız farkındayız. TÜDAV bir anlamda Türk insanını denizlerle tanıştırma, koruma ve araştırma temeli üzerine yükselen bir anlayışla kuruldu. Anayasasını yazdım, gerekli olan parayı buldum ve kuruluşu sırasında bankaya yatırdım. Bu konuda benim ve eşimin ailesinden de maddi ve manevi destek gördük. Kendilerine müteşekkiriz. Ama sadece bu değil, bana güvenen bir grup denizci, doğasever bilim insanı da çalışmalarımıza katkıda bulundu. Destek oldu ve kurumu evrensel bilgi üreten, dünya çapında saygı duyulan bir kurum haline getirdik. Dünyada bilim camiasında taranan, İngilizce dergimizi 25 yıldır çıkarıyoruz. Bu bile bizim ülkede zor bir iştir. Ekonomik bunalımlar, krizlerin ülkesi burası ama akademisyenliğin yanında krizlerle baş etme konusunda da bir doktora yaptım diyebilirim. İlk dönemler şimdiki gibi kurumsal destekçilerimiz yoktu. Uluslararası fonlara ulaşmamız zordu ama zaman içinde bu konularda da gelişme oldu. Bütçemizin büyük kısmı uluslararası bilim projelerinden geliyor. TÜDAV, altmış kadar kitap çıkardı, www.tudav.org sitesinden ‘yayınlar’ kısmına girilirse bunlar kolayca görülür, ücretsiz indirilir. Bizim sitemizi 150 ülkeden insan takip ediyor. Büyük bir boşluğu doldurduğumuza inanıyorum.

Günümüzde denizlerin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri küresel ısınma. Türkiye’nin denizleri küresel ısınmadan nasıl etkileniyor ve etkilenmeye devam edecek?

Evet iklim değişikliği hızla görülmeye başlanan bir olgu. Vakıf, ‘Türkiye’de iklim Değişikliği ve Denizlere Etkisi’ konulu bir Türkçe kitap çıkardı. Bu konuda bilgi edinmek isteyenler bu kitabı indirebilirler. İklim değişikliği nedeniyle son elli yılda deniz suyu sıcaklıkları bizim bölgemizde (Doğu Akdeniz) 1.5, bazı yerlerde 2 °C arttı. Bu ise bazı deniz canlıları için tehlike demek, daha şimdiden Akdeniz’de endemik (Sadece bu bölgeye özgü) taş mercan türleri beyazlaşmaya başladı. Sadece bu değil tabii ki, Karadeniz’de bile Balon balıkları görülmeye başlandı. Karadeniz’de çok hızlı bir Akdenizleşmeyle karşı karşıyayız. Yani Akdeniz’de yaşayan türler Karadeniz’e göçmeye başladı. Bu besin döngüsü, besin zinciri ve biyolojik çeşitlilik için ciddi bir tehdit. Muhtemelen elli yıl sonra ne Akdeniz ne de Karadeniz böyle bir biyoçeşitliliğe sahip olmayacak. İklim değişikliği deniz ve okyanuslarda artık bir gerçek ve geç algılanmış bir gerçek. Yapılması gerekenlerin en önemlileri uyum sağlama, tedbir alma, durumu izleme, halkı bilinçlendirme ve İklim sözleşmesine taraf olmaktan geçiyor.

Müsilaj konusu geçtiğimiz yaz çok konuşuldu. İşin doğrusunu sizden dinleyebilir miyiz? Sebebi nedir? Temizlendi mi? Nereler etkilendi? Sadece Türkiye’de mi var? Önümüzdeki yıllarda aratarak devam mı edecek?

Müsilajın veya deniz salyasının bizim denizlerimizde başta da Marmara Denizi’nde sıkça görülmeye başladığı yıllar 2006,2007 ve 2008. Daha önce de görülüyordu ama bu şekilde değildi. Keza Kuzey Ege Denizi’inde de öyle 2010’dan sonra görülmeye başlandı. Bu kısaca kirlenme işareti, hatta ileri derecede kirlenme demek. Oluş sebebi de arıtılmadan denizlere veya Marmara’ya bırakılan, deşarj edilen azot ve fosfat gibi maddelerin deniz suyunda adeta gübre görevi yaparak tek hücreli fitoplanktonların aşırı üremelerine neden olmaları. Azot ve fosfatın ilk çıkış yerleri ise evler, evsel atıklar. Bu nedenle atıkların Marmara veya başka bir denize atılmasını önlemek, yeterli ve ileri tekniklerle çalışan ki buna biyolojik arıtma denir, sistemler kurmak gerekir. Esasen denize atık atmak boşaltmak yasaktır ve suçtur, cezası vardır ancak yeterli denetleme de yapılamamaktadır. Zaten yeterli arıtma da yapılmamaktadır. Bu konulardaki eksikliklerimizin giderilerek Marmara’yı tekrar yaşayan bir deniz haline getirmek zorundayız. Bizim iç denizimiz adeta yatak odamız. Bu büyük bir sorumluluk ve başarmak zorundayız. Ayrıca ‘kirleten öder’ ilkesini de hayata geçirmeliyiz. Deniz Salyası’ndan tüm Marmara ve Kuzey Ege etkilendi. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda da bekliyoruz. Çünkü kirlenme kaynaklarını kurutmak, para bulmak ve arıtma için yatırımlar yapmak zaman alacaktır. Akdeniz ve Adriyatik Denizi’nde de olan budur ve zaman zaman tekrar etmektedir.

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Biri iç deniz olmak üzere dört denize sınırımız var. Bu denizlerin farklı sorunları olmalı. Karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlar neler?

Türkiye Denizleri’nin en acil sorunu kirlenmenin önlenmesidir. Her şey buna bağlı ve bundan sonra gelir. Turizm, balıkçılık, mavi ekonomi, mavi büyüme, deniz ulaşımı her şey temiz ve sürdürülebilir denizlere bağlıdır. Bu sorunun da araştırma, koruma, yatırım gibi ana başlıkları bulunur. Temiz bir deniziniz yoksa ne turizmde mukayeseli üstünlük elde edersiniz, ne de sürdürülebilir balıkçılık yapabilirsiniz. Onun için şimdi ‘Okyanus Onyılı’ isimli programlar başladı. Daha fazla deniz, daha çok okyanusların korunması için birleşmiş Milletler üye ülkelerle bu konuyu ele alıyor. Tabi bunun dışında iklim krizi, yasadışı balıkçılık, koruma alanlarındaki azlık ve biyolojik çeşitliliğin tehdidi öne çıkıyor. Hiç unutmamamız gereken başka bir şey ise denizlerin dünyamızdaki iklimi düzenlemede ana rol üstlenici olmasıdır. Okyanus akıntılarının değişmesi, azalması, incelmesi veya yön değiştirmesi dünyamızı yaşanılır kılmaktan uzaklaştırır.

TÜDAV’ın denizlerimiz için yürütmekte olduğu ulusal ve uluslararası projeler hakkında bilgi verir misiniz?

Bizim yıllar içine yürüttüğümüz birçok proje oldu. Bunlardan sürdürülebilir balıkçılık, deniz kirlenmesinin önlenmesine yönelik olarak yürüttüğümüz projeler ile biyoçeşitlilik ve korunması temel hedeflerimiz oldu. Denizlere göre yürüttüğümüz projelerin başında Avrupa Birliği Ufuk kapsamında projeler gelir. Halen Karadeniz’de yürüttüğümüz, 32 ortaklı projemiz ‘Bridge-BS’ mavi ekonomi ve mavi büyümeyi içeriyor. ANEMONE ve CeNoBS belli başlı uluslararası projelerdir. Yayakarsa en çok ziyaret edilen projelerimizden biri. Denizanaları ve diğer yabancı türlerin denizlerde görülmesi halinde yapılacak şeyleri anlatıyor. Akdeniz’in birçok bölgesinden siteye girip veri girenler var.

Bizler, özellikle de gençler denizlerimiz için neler yapabilir?

Denizlerin korunması için gençler ve özellikle çocuklar için bazı çabalarımız var. Mesela bastığımız ‘Bizim Denizlerimiz’ isimli kitabı gençler ve çocuklar için ve okullara dağıtıyoruz. Yine basıp okullara dağıttığımız ‘Tombiğin Yaşamı’ gibi kitaplar genç kuşaklara denizleri sevdirmek ve korumayı amaçlıyor. Bu kitaplar web sitemizden de ücretsiz indirilebilir.

Gelecekle ilgili bir projeksiyon yapacak olursanız, denizlerimiz bu hızla kirlenmeye devam ederse, küresel ısınma bizi tehdit ederken bizi neler bekliyor olacak?

Gelecekle ilgili iyimser olmak için çok çalışmak ve çaba göstermek şart. Ev ödevlerimizi yapmak, genç kuşaklara deniz sevgisi vermek, denizi korumak ve sürdürülebilir olarak kullanmak temel hedefimiz olmalı. Esasen Türkiye bir yarımada ülkesi ve denizlerin korunması için diğer ülkelere örnek olabilir, başta Marmara’nın korunması için ulusal bir seferberlik şart. Ege Denizi de bizim için yaşamsal önemde. Deniz ticaretimiz bu deniz üzerinden yapılıyor. Bu denizde karasularının sınırlandırılması konusundaki gelişmeleri takip etmemiz gerekiyor. Bunun dışında Akdeniz bizim turizm için olmazsa olmazımız, bu denize sahip çıkmak ve korunması için bölgesel önderlik etmek gerekiyor. Karadeniz’in durumu daha farklı, balıkçılık açısından önemli ancak kirlenmenin önlenmesi ve biyoçeşitliliğin korunması konusunda yavaş davranıyoruz. Bir tane bile deniz koruma alanımız hala yok. Bizim dışımızdaki bütün ülkelerin var. Bu çok üzücü ama bu konudaki lobimiz ilgili kurumlar nezdinde devam ediyor. Ne olursa olsun sürdürülebilir kullanılırsa denizler büyük bir servet kaynağıdır ve bizim ulusumuza ve gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük armağandır. Bu nedenle de korunmalıdır. Esasen TÜDAV’ın yapmak istediği de budur.