Tatil planlarımızı bir süreliğine ertelemiş olabilirsiniz. Yepyeni deneyimler yaşayacağımız gelecekteki tatillerimiz için turizm sektöründe çalışanların önerilerine kulak verdik

TANZANYA

Özellikle Temmuz-Ağustos aylarında büyük göç zamanı giderseniz, farklı deneyimler yaşarsınız. İster seyahat şirketlerinin organize ettiği turlar ile gidin, isterseniz yurt dışından rezervasyon kabul eden kısıtlı sayıda müşteri kabul eden, daha çok lüks konaklama ve kişiye özel hizmet veren TanzanyalI turizm şirketlerinden desteği ile seyahate katılın… Şunu belirteyim ki, Tanzanya’ya gittiğinizde dünyanız değişecek. Doğa ile iç içe olacak, kuş sesleri, aslanların hırıltıları, maymunların çığlıkları ve zıplayan antiloplar eşliğinde keyif dolu saatler geçireceksiniz. Tavsiye edeceğim rota, Klimanjaro, Arusha, Ngorongoro ve Serengeti şeklinde olacaktır. Klimanjaro dağına son derece rahat bir parkurla yürüyüş turlarına katılıp, Afrika’nın en yüksek dağına tırmanma ve sertifika alma şansına sahip olabilirsiniz. Arusha Milli Parkı’nda binlerce babun maymunu ve gergedanlar arasında keyifli bir safari yapabilirsiniz. Ngorongoro krater bölgesindeki hayvan çeşitliliği ve olağanüstü manzarası ise sîzleri büyüleyecektir.

Konaklamalarınızı savanah olarak adlandıralan safari yapılan bölgenin tam da ortalarında yüksek tepeliklere kurulmuş son derece lüks kısa-yatay yerleşimli tipik Tanzanya otellerinde yapabilirsiniz. Unutmayın oteli tepede kurulu olması, elinizdeki dürbünle tüm olan biteni gece-gündüz izlemenize olanak verecek, otelinizin çevresindeki vahşi yaşama yakınen tanık olabileceksiniz.

Bu arada, hayatımın en iyi deneyimini hala yaşamadım diye düşünüyorsanız, Tanzanya’da size hayatınızın en iyi iki deneyimini yaşama fırsatından bahsetmek isterim. Birincisi gün doğumundan hemen önce, Serengeti Milli Parkı içinde Balon turu. Balona binip, yaklaşık bir saat boyunca hem gün doğumunu yaşıyorsunuz, hem de aslanların üzerine doğru 10 metreye kadar alçalıp, üzerlerinden geçiyor, ağaçların üzerindeki akbabalara elinizi uzatsanız değecek kadar yakınlaşıyorsunuz. Aşağıda zürafalar, antiloplar koşuyor, bir fil sürüsü salına salına sulak alana doğru gidiyor. Ardından balonun kaptanı suyun bulunduğu alana doğru dümeni kırdığında, suya inecekmiş gibi alçalarak üzerinden geçmeye başlayınca altınızda timsahlar ve su aygırlarının yüzlercesini görünce, kendinizi göklerde özgürce uçan bir kuş gibi ancak Serengeti’ye ait özgür bir canlı gibi hissediyorsunuz. Temmuz-Ağustos’ta büyük göç zamanı giderseniz, lüks hizmet veren seyahat acenteleri ile tam da göçün orta yerine 5 yıldızlı lüks çadırınızı sizin için konduruveriyorlar. Birkaç Masai yerlisinin güvenliğinizi sağladığı çadırınızın çevresinden geçen binlerce hayvanı gün boyunca fotoğrafalayabilir, dilerseniz 4×4 aracınıza binip şoförünüzün rehberliğinde VVlidebeast’lerin nehirden geçerken timsahlara yakalandıkları o epik sahneleri fotoğraflayabilir, sıra dışı bir doğa deneyimi de yaşayabilirsiniz.

İTALYA / PUGLİA BÖLGESİ

Yurt dışı turları Türkiye’de satılmaya başladığından bu yana, en çok satan turlar her zaman İtalya seyahatleri olmuştur. Roma- Floransa-Venedik-Milano ve Napoli’ye defalarca giden çok özel de bir seyahat sever kitlesi vardır. Bu kitlenin yanı sıra uçuş noktalarının artışı ve son yıllarda uçuş fiyatlarının da oldukça düşmesi nedeniyle, İtalya’da farklı coğrafyalara da ilgi duyulmaya başlandı. Portofino’dan başlayan Fransız Rivierası Cote D’azur’a uzanan Liguria bölgesi, Venedik’in kuzeyi Trentino bölgesi, orta İtalya’da San Marino, Po Ovası ve Toscana Bölgesi ve Napoli’den başlayarak güneye doğru uzanan Sorrento-Positano-Vietri Sul Mare ve eşsiz Ravello’su ile Amalfi bölgesi keşfedilen bölgeler arasında yer almaya başlamıştı.

Türk Hava Yolları’nın Bari uçuşlarını başlatması sonucu, ilgi bir anda çizmenin topuğuna doğru kaymaya başladı. İtalya’nın bambaşka bir yüzünü görebilceğiniz Puglia bölgesi, sadece Bari’den ibaret değil elbette. İtalya’da deniz, güneş tatili yaşayabileceğiniz muhteşem plajlar, seramik atölyeleri ve el işçiliği ile ünlenmiş kasabalar, Alberobello adında Harran evlerine tıpatıp benzeyen konik evlerden kurulu kasabası ile seyahat severlere keyif dolu anlar yaşatabilen bir bölge. Bari, bölgenin başkenti konumunda. Her ne kadar tarihi bir şehir olsa da alışılmışın dışında bir o kadar da modern yapıları ile dikkati çekiyor. Sahili boyunca keyifli yürüyüşler yapılabilecek, gastronomi alanında iddialı restoranları olduğunu da belirtmeliyim. Duro Semola olarak bilinen darıdan yapılmış el yapımı makarnaları, buzdolabında taze ve yaş haliyle tüketicilere sunulurken, restoranlarında bu leziz ürünleri farklı soslarla tatma imkanınız olabiliyor. Ayrıca İtalya’nın güneyinde olmanın güzelliği olarak da zeytin, zeytinyağı ve çeşit çeşit peynirlerin tadına da doyamayacaksınız. Denize girmek isterseniz dünyanın gözdesi olan Polignano a Mare’yi veya Porto Cesareo’yu tavsiye edebilirim. Nerede konaklamalıyım derseniz, lüks oteller Bari şehrinde fazlasıyla bulunmakta. Bunların yanı sıra kırsal kesimlerinde, kasabalarında bulunan Masseria adı verilen organik yemekler tadabileceğiniz, Puglia lezzetleri- gastronomisini yakınen deneyimleyebileceğiniz lüks köy-çiftlik evlerinde kendinizi bambaşka bir dünyada hissedeceksiniz.

NEPAL

Bugüne kadar gördüğüm en ilgi çekici ülkeler arasında diyebilirim. Bahar aylarında gidilmesi daha uygun olacaktır. Son derece mistik, hem Uzakdoğu atmosferini yaşarken, hem de kendinizi Hindistan’da hissediyorsunuz. Halbuki ikisi de değil! Nepal, tarih boyunca geçiş yolları üzerinde bulunduğundan o coğrafyanın en değerli topraklarından birine sahip. Nepal’de Kathmandu, Pokhara ve Chitwan turu yapmalısınız. Kathmandu, tarihten bu yana 3 ayrı eyalete bölünmüş olan bir şehir ve son derece mistik, tarihi yapıların bulunduğu ve Budizm inancını hemne her yerde görebileceğiniz sıra dışı bir şehir. Kumari adı verilen, bazı yarışmalardan geçtikten sonra 5-6 yaşlarında tanrı ilan edilen kız çocuğu için festivaller yapılan, Pahupathinath isimli tapınağında nehrin kenarında her yarım saatte bir ölü yakma törenleri yapılan sıra dışı bir şehir. Sokaklarında tütsü kokusunun hakim olduğu bu mistik şehirde, Budist rahiplere ve yerel Nepal kıyafeti ile dolaşan lokal halka rastlamak mümkün. El yapımı taş ve ahşap oyması ev eşyaları satın alabilirsiniz, uygun fiyatlı bir ülke… Kathmandu iyi güzel de, doğaya yakın olmak isteyenlerin adresi öncelikle Pokhara. Dilerseniz uçakla dilerseniz otobüsle gidebiliyorsunuz. Yollar Nepal genelinde çok çok kötü, bu nedenle ulaşımları uçakla yapmanızda fayda var. Dünyanın en yüksek 10 dağından 3’ü Nepal’de yer almakta. En popüler Nepal aktivitiesi, Pokhara’dan başlayan turlarla Everest Base Camp veya Annapurna Camp yürüyüş turlarına çıkmak… Bu seyahatler 12-17 gün arasında değişen seçeneklerle sunuluyor. Yalnız yürüyüş turuna gidecek olanlara hatırlatmış olayım, dağlık alanda tehlikesiz bir yürüyüş yapacaksınız belki ama yeme-içme imkanlarının kısıtlı menülerden ibaret olduğunu ve konaklanacak yerlerin pansiyon veya birkaç kategori düşük odalardan ibaret olduğunu belirtmeliyim. Trekking yapacaklar o güzelliği gerçekten yaşamayı isteyen kişiler olmalıdır, konaklama için daha iyi seçenek alternatifiniz kesinlikle olmayacak! Bana gelmez derseniz, Pokhara’da kalıp o dağları her sabah uyandığınızda odanızdan veya otelinizin kahvaltı salonundan rahatlıkla görebilirsiniz.

Lüks oteller bulunan Pokhara’da gölün çevresinde keyifli yürüyüşler yapabilir, dilerseniz bisiklet kiralayıp gezebilirsiniz. Nepal mantısı Mo-Mo’nun vejeteryan versiyonunu hem haşlama hem de kızartma ayrı ayrı denemenizi öneririm. Dünyanın en güzel, dinlendirici ve keyif verici gün doğumu için Pokhara’daki otelinizden 20 dakika mesafede yer alan Sarangkot’a mutlaka gidin, bir saat gündoğumunun keyfini çıkarın. Gün batımını yaşamayı sevenlerdeniz derseniz, VVorld Peace Stupa adı verilen şehrin bazı yerşlerinden gözle görülebilen yüksekte inşaa edilmiş olan Dünya Barış Tapınağı’na gidip, gün batımının tadını çıkarabilirsiniz. Her iki yere de en az 30-45 dakika önceden gidin, yoksa trafikte kalır yetişemezsiniz! Unutmayın bu iki yer hem yerlilerin hem de turistlerin gün batımı ve doğumunu Pokhara’dan en iyi seyredebilecekleri tek alternatifler! Biraz da milli park ziyareti yapalım derseniz, beş saat kadar mesafede yer alan Chitwaan National Park’a uğramaksınız. Milli Park ile oteller bölgesini bir nehir ayırmaktadır. Sabah erkenden uyanıp, bu nehirde kano safari yapar, doğanın sesini dinler, bol oksijeni ciğerlerinize çekersiniz.

Kahvaltıdan sonra, önce Jeep ile millli parkı gezersiniz, öğleden sonra da Fil üzerinde ormanın derinliklerine dalarsınız. Buarada ana amacınız Asya kaplanını görebilmektir. Hatta ertesi gün yanınızda silahlı iki ranger eşliğinde kaplanın görülebileceği yerlerde yürüyerek milli parkın içinde sıra dışı bir deneyim yaşarsınız. Biraz ürkütücü gelmiş olabilir ancak yaşadığım en keyifli deneyimlerden biri olduğunu belirtmeliyim. Şansım yaver gidip kaplanı göremesem de su aygırları, geyikler, ceylanlar, kuşlar ve maymunları görme şansım oldu.

KÜBA

Mümkünse bahar aylarını geçirmeden, en geç Mayıs başlarına kadar Küba’yı ziyaret etmenizi öneririm. 100’ün üzerinde ülke görmüş bir turizm profesyoneli olarak, gördüğüm en karakteristik ülkelerden biridir. Sadece tarihi yapıları, klasik otomobilleri değil, ona ayak uyduran insanları, yaşam biçimleri, hayatın akışı, her şeyiyle zaman durmuş ve hala eskileri yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz. Küba’da mutlaka yapmanız gereken rota; Havana, Varadero, Cienfuegos, Vinales Vadisi, Trinidad, Santa Clara… Havana’da eski otomobiller, deniz boyunca uzanan kornişi sîzleri karşılayacak. Havana’da klasik otomobilleri taksi gibi kullanabilir veya günlük kiralama yapabilirsiniz. Havana’da kaliteli tarihi-lüks otellerde konaklama yapabileceğiniz gibi casalarda (Ev pansiyonculuğu) konaklayabilirsiniz. Lüks elbette güzeldir, dünyanın hemen her yerine bulunabilir. Ancak Küba için bence en büyük lüks casalarda konaklamaktır. İçinde iki, üç oda bulunan koloniyal dönemden kalma evlerinin odalarını kiralarlar. Sabah yapacağınız kahvaltıya siz karar verirsiniz, saat kaçta yersiniz, kahvaltınızda meyve-yummurta- omlet vs. neler olsun. Ev sahibinizle Küba’yı öğrenebilmek için koyu sohbetlere girebilir, bu karakteristik ülkeyi bizzat lokal insanlardan öğrenebilir, şehri özümseyerek keşfedebilirsiniz. Böylece Pazar yerleri ve antikacılara rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Havana’da deniz kenarı korniş bölgesi, yeni havana ve eski Havana olmak üzere üç bölge yer alır. Mutlaka hepsini gezin ancak en çok zamanı Old havana dediğimiz eski Havana’da geçirin. Küba’nın gerçek karakteristiği, orijinal yaşam stilleri, esnaf-kahve kültürü, insanların buluşma toplanma mekanları, ayak üstü Jazz clublar, boks-MMA klüpleri, emekli sohbet mekanları, marangozlar, araba tamir atölyeleri, sokakta okey oyanayanlar, el arabasında mango- meyve satanları ve klasik otomobillerin en güzel karelerini bu sokaklarda çekebilirsiniz.

Denize girmek isterseniz, Havana’ya bir buçuk saat mesafede yer alan Varadero güzel bir alternatif. Maldivler gibi bembeyaz bir kumsal, muhteşem bir deniz… Deniz altı faunası bu bölgede aynı zenginlikte olmasa da tropik plaj ve deniz keyfini yaşayabileceğiniz plajlara sahiptir. Lüks ve standart birçok otel konaklama alternatifi de bulunur, genelde her şey dahil konaklama sunulan bir bölgedir. Cienfuegos, Küba’da gördüğüm en şirin en keyifli kasabalardan biriydi, mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Vinales Vadisi’nin efsane manzarası, tütün işçiliğinin geçmişi ve geleceğini görebileceğiniz tipik tütün çiftlikleri seyahatinize anlam katacak. Trinidad’ı gördüğünüzde Küba’ya bir kez daha aşık olacaksınız. At arabaları, Arnavut kaldırımlı yolları, karakteristik yapıları ile son derece güzel bir şehir. Che Guavara’nın mozelesinin ve müzesinin olduğu Santa Clara’yı da mutlaka güzergahınıza dahil edin, Küba’nın tarihini müzede adım adım yaşayacaksınız.

GÜNEY AFRİKA

Mümkünse bahar aylarında tercih edebilirsiniz. Pek çok insan Afrika dendiğinde fakir ve imkanları sınırları düşünmektedir. Güney Afrika ise bu coğrafyada en sıra dışı, birçok ekonomisi düzgün ülkeden aşağı kalır yanı olmayan Afrika’nın belki de en modern ülkesidir. Cape Town, Johannesburg ve Kruger National Park mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerler arasında. Cape Town dünyanın en modern şehirlerinden biridir. Teleferikle Table Mountain (Masa Dağı)’na çıkar, eşsiz bir manzarayı fotoğraflar, keyifli manzara eşliğinde kahvenizi yudumlarsınız. Cape Town’un birbirinden güzel restoranlarında leziz yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz. Modern caddelerinde yürüyebilir, VVaterfront bölgesinde yat limanı manzarasında, lüks restoranlarda seyahatinize zevk katabilirsiniz. Dilerseniz VVaterfront bölgesi başta olmak üzere, modern alışveriş merkezlerini de ziyaret edebilirsiniz. Clifton bölgesine giderek Camp’s Bay’de, Güney Afrika’nın St.Tropez sahillerini yakından görebilirsiniz. Dilerseniz balina seyretme turlarına veya Beyaz köpek balığına kafesle dalış turlarına katılabilirsiniz. Boulder’s Bay’de penguenleri yakından görebilir, yumurtlama alanlarına giderek yaşamları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Yol boyunca sizi muhteşem manzaralar da bekliyor olacak. Ayrıca Cape Town’da Müslüman mahallesi olarak bilinen, intagramda sıklıkla göreceğiniz rengarenk evleri ile ünlenmiş Bo-Kaap semtini de mutlaka gezmeksiniz. Nelson Mandela’nın şehri olan Johannesburg’u da çok seveceksiniz. Nelson Mandela’nın evini ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca Gold Reef City’de eski altın madenlerinin içine asansörlerle inip, altın madeninin içini rehberler eşliğinde keşfedebilirsiniz. Apartheid Müzesinde ise ülkenin tarihini, ırkçılık ve ülkede bıraktığı izleri yakından gözlemleyebilirsiniz. Kruger National Park Güney Afrika’da vahşi yaşamın en iyi yaşandığı Milli park olsa da, daha ekonomik seçenek isteyenler Johannesburg’a yakınlığı nedeniyle Pilanesberg Milli Parkı’na gitmektedirler. Bunun amacı hem Johannesburg’a yakınlığı hem de ekonomik olmasıdır. Ancak ben size gerçek bir safari deneyimi yaşayabilmeniz adına Kruger National Park veya Sabi Sabi Special Game Reserve’ü önereceğim. Özellikle Sabi Sabi’deki lüks konaklama imkanları en üst seviyededir. Her iki deneyimde de vahşi yaşamı en güzel şehirde gözlemleyebilirsiniz.