A.WIN SIU’NUN RÜYA GİBİ EVRENİ
Bugün sizleri Uzak Doğu ’nun zarafetini ve estetik anlay ışını eserlerine yansıtan Çin’den bir mücevher sanatçısı A . Win Siu ile tanıştırmak istiyorum…
ECE ERMEÇ ÜSTER
@jewelery.muse
Lüks anlayışının çarpıtılarak hız, gösteriş ve tekdüzelik etrafında şekillendiği bir çağda, A. Win Siu adeta başka bir evrenden süzülüp gelmiş hissi uyandıran tasarımlar yaratıyor. Eserleri hem samimi hem kozmik hem oyunbaz hem de felsefi! Onun mücevherleri sizi adeta hafızanın, hayranlığın, bilinçaltı duygularının ve çocukluk merakının şekillendirdiği paralel bir evrene ışınlıyor…
Win Siu’nun dünyasıyla karşılaşmak, bilim kurgu ile masallar arasında asılı kalmış bir rüyanın içine adım atmak gibi. Şeker makineleri duygusal iyileşmenin sembollerine dönüşüyor. Kara delikler insan varoluşu üzerine meditasyonlara evriliyor. Elmaslar ise alternatif gerçeklikleri araştıran küçük göksel gözlemciler gibi dışarıya bakıyor. Ancak tüm bu sürreal estetiğin altında şaşırtıcı derecede kişisel bir hikâye yatıyor; görünmeyen iç dünyayı görünür kılma arzusu. “Fiziksel dünyanın görünür, iç dünyanın ise görünmez olduğunu çok küçük yaşta fark ettim,” diyor, A. Win Siu. “Bu yüzden kalbimin içindeki dünyayı kâğıt ve kalemle anlatmaya başladım.” Duyguları görsellere dönüştürme içgüdüsü, mücevher tasarımından çok önce onun yaratıcı dilinin temelini oluşturmuş.
Kâğıttan Evrenler Yaratan Çocuk
Yaratıcılığın kaderi olup olmadığını sorduğumda, Siu dramatik bir dönüm noktasından değil, çocukluğundan kalan sakin bir sınıf anısından söz ediyor. Beşinci sınıfta sanat dersinde yaptığı Çin kâğıt kesme çalışmasında bir insan profilinin siluetini oluşturmuş; başın içine ise karmaşık desenler ve minyatür sahneler yerleştirmiş. Ulusal bir sanat ödülü kazanan bu çalışmasının Siu için asıl önemli olan tarafı, temsil ettiği fikir olmuş. “Şimdi dönüp baktığımda, yaratıcılığa dair en ilkel ama en doğru anlayışım buydu” diyor. Bugün hâlâ aynı yaklaşım mücevherlerinde hissediliyor. Her parça, parlak yüzeyinin altında saklanan maneviyat dolu bir manzara gibi. Heykelsi formların içine gizlenmiş küçük duygusal evrenler… Çocukluk yıllarında masallara, astronomiye, antik uygarlıklara ve ‘Dünyanın Çözülemeyen Gizemleri’ gibi kitaplara duyduğu ilgi de onun hayal dünyasını besleyen temel kaynaklardan biri olmuş. Diğer çocuklar astronot olmayı hayal ederken, Siu insanlığın evrendeki yerini sorgulamaya başlamış bile. “Arkeolog ya da astronot olmak istiyordum,” diyor gülerek. “Biri geçmişi, diğeri geleceği araştırıyor. Aslında ikisi de insanlığın bu dünyadaki yerini arıyor.” Bu merak hiçbir zaman kaybolmamış, mücevherlerinde form bulmuş.
Duygusal Mimari Olarak Mücevher
Mücevher tasarımına geçmeden önce illüstrasyon ve grafik tasarım alanlarında çalışan Siu, bugün hâlâ o disiplinlerin etkisini taşıyor. Pek çok tasarımcının aksine onun yaratım süreci taşla ya da materyalle değil, duygu ve hikâyeyle başlıyor, hemen bir kalem kağıtla ilk taslak halini alıyor… Önce bir his geliyor. Sonra şu soru: Bu duygu fiziksel olarak nasıl var olabilir? “Dünyaya söylemek istediğim bir şey olduğunda,” diye anlatıyor, “hangi dili kullanacağımı, hangi materyalle, hangi yapıyla ve hangi renkle ifade edeceğimi düşünüyorum.” Onun süreci geleneksel mücevher tasarımından çok sinematik bir dünya kurulumunu andırıyor. Bir taslak önce tam bir illüstrasyon olarak ortaya çıkıyor, ardından giyilebilir bir sanat formuna dönüşüyor. Katmanlar zihninde mimari bir plan gibi şekilleniyor: alt katman, orta katman, yüzey, iç yapı… Ortaya çıkan sonuç ise güçlü bir anlatı hissi taşıyan sanatsal mücevherler oluyor. Örneğin büyük ilgi gören ‘Paralel Evren’ (Parallel Universe) koleksiyonu, farklı materyallerle oluşturulan aynalı formlar aracılığıyla alternatif gerçeklikleri ve öz yansımayı araştırıyor. Koleksiyondaki parçalardan biri, sonsuz olasılıkların kıyısında duran bireyi temsil eden bir elması, katmanlı kozmik bir yapının kenarına yerleştiriyor. Bu hepimiz gibi,” diyor. “Kendimizin başka bir versiyonuna bakıyoruz.” Siu’nun fantezi dünyası felsefi bir sorgulamaya dönüşüyor. Mücevherleri, kullanıcılarını hem kendilerine hem de görünmeyen olasılıklara karşı meraklarını canlı tutmaya çağırıyor.
Dünyanın İhtiyaç Duyduğu Tatlılık
Siu’nun en ikonik koleksiyonlarından biri olan ‘Tatlı Bir Şey’ (Something Sweet), pandemi döneminde, büyük yankı uyandıran lolipop temalı mücevherlerden oluşuyor. İlk bakışta koleksiyon canlı mine renkleri, oyunbaz formlar ve nostaljik bir neşeyle dikkat çekiyor. Ancak bu estetiğin altında dönemin ruhuyla kusursuz biçimde örtüşen duygusal bir zamanlama yatıyor. Siu bu koleksiyonunu tam da dünyanın yorgun ve teselliye ihtiyaç duyduğu 2020 yılında piyasaya sürmüş. “İnsanlar bilinçaltında umut ve mutluluğu temsil eden şeylere yöneliyordu,” diyor. “Bu koleksiyon insanların tatlılığa en çok ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıktı.” Şeker teması zamanla sadece estetik bir unsur olmaktan çıkıp duygusal bir rahatlama sembolüne dönüşmüş; lüksün aynı zamanda şefkat de taşıyabileceğinin bir kanıtı olmuş. Özellikle dönüştürülebilir şeker makinesi broşu ise sanatçı için çok özel bir anlam taşıyor. Gerçek şeker makinelerinin aksine bu tasarımda madeni para yuvası yok. “Hiçbir bedel ödemeden şeker alabilirsiniz,” diyor yumuşak bir ses tonuyla. “Eskiden dünyanın tamamen eş değer takas üzerine kurulu olduğunu düşünürdüm. Sonra bir anda fark ettim ki hayır! Dünya hem güvenli hem de bereketli bir yerdir!” Bu farkındalık onun sevgiye, değere ve kabullenmeye bakışını değiştirmiş. “Bir sonraki şeker,” diyor gülümseyerek, “kesinlikle yine şeker olacak.”
Bilim Kurgu ile Duygusallık Arasında
A Win Siu’nun evrenini bu kadar büyüleyici yapan şeylerden biri, zıtlıklar arasında seçim yapmayı reddetmesi. İşleri hem fütüristik hem nostaljik. Hem lüks hem oyunbaz. Hem tek-nolojik hem duygusal. Üstelik Siu bu dengeyi bilinçli olarak kurmadığını söylüyor. “Mücevherin ihtişamı zaten taşların doğasında var,” diyor. “Oyunbazlık ise benim eklediğim şey. Bu, doğa ile benim aramdaki bir iş birliği.” Kullandığı materyaller adeta duygusal bir sözlüğe dönüşüyor. Titanyum bilim kurgu hissi yaratırken, mine neşeyi temsil ediyor. Paraiba turmalin saflığı, spinel ise ateşli yapısıyla merakı simgeliyor. Kullanılan renkler de psikolojik birer işleve sahip. “Renkler bilinçaltında farklı enerjiler taşır,” diye açıklıyor. “Yeşil ekşi elmayı çağrıştırır. Kırmızı; çileği, kirazı ya da ateşi…” Siu için mücevher hiçbir zaman yalnızca bir aksesuar değil. O, duygusal bir rezonans alanı. Tasarımlarını fiziksel aynalar olarak değil, duygusal aynalar olarak görüyor. “Kullanıcının eserde kendine ait bir şey bulmasını istiyorum,” diyor. “Bir düşünce, bir his ya da saklı bir karakter özelliği…”
Hız Çağında Zanaatkârlık
İşlerinin rüya gibi estetiğine rağmen Siu, zanaatkârlıktan neredeyse bilimsel bir titizlikle söz ediyor. Her yapı, anlatmak istediği hikâyeyi desteklemek için kusursuz biçimde kurgulanıyor. Bazı parçalar aylar süren denemeler gerektiriyor. En teknik çalışmalarından biri olan ‘Geleneksel Çin Tıbbı’, kulak akupunktur noktalarından ilham alan bir broş. Tasarım, yedi ay boyunca tekrar tekrar taş kesimi yapılarak tamamlanmış. Farklı taşlar, doğru renk etkisini verebilmek için farklı kalınlıklarda işlenerek uyarlanmış. “Zorluk sadece teknik değildi,” diyor. “Duyguyu ve görsel etkiyi tam olarak doğru hale getirmekti.”
“Tam olarak doğru” ifadesi onun yaratıcı felsefesini de özetliyor. Bir parçada, artık ne çıkaracak ne de ekleyecek bir şey kalmadığında onu tamamlanmış sayıyor. “Ne fazla dolu, ne de yapay şekilde minimalist,” diyor. “Her şey dengede gibi hissettirmeli.” Moda dünyasının algoritmalar ve hız üzerinden ilerlediği bir dönemde Siu’nun özgünlüğe olan bağlılığı sessiz ama güçlü bir duruş yaratıyor. Ancak o, özgünlüğü korumaya çalışmadığını özellikle vurguluyor. “Sadece kendim oluyorum,” diyor. Eğer amacı para kazanmak olsaydı, tasarımlarını farklı şekillendirebileceğini söylüyor. Ancak onun hedefi miras bırakmak; kendi iç dünyasını gerçekten temsil eden işler üretmek. “Çünkü yalnızca özgün tasarımlar gerçekten sizi temsil edebilir.”
Lüksün Yeni Tanımı
Siu’nun lüks anlayışı, çalışmalarının neden özellikle genç kuşaklarla bu kadar güçlü bağ kurduğunu da açıklıyor. Onun için lüks yalnızca statü anlamına gelmiyor. “Yaratıcılık bir lükstür. Zaman bir lükstür. Merak da bir lükstür,” diyor. “Seri üretilemeyen her şey değerlidir.” Bu yaklaşım, geleneksel prestij anlayışından çok duygusal bağ ve bireyselliğe önem veren yeni nesille kusursuz biçimde örtüşüyor. Siu’ya göre bu değişim daha derin bir dönüşümün sonucu. İnsanların sonunda kendi gerçek benlikleriyle yüzleşmeye başlaması. “İnsan kendini gerçekten tanıdığında,” diyor, “ne ile bağ kurduğunu da daha net anlıyor.” Belki de tam bu yüzden işleri bugünün ruhuna bu kadar aitmiş gibi hissettiriyor. Dış görüntüye saplantılı bir dünyada, A.Win Siu önce içe bakan mücevherler tasarlıyor.
“A. Win Siu ’nun dünyasıyla karşılaşmak, bilim kurgu ile masallar arasında asılı kalmış bir rüyanın içine adım atmak gibi. Şeker makineleri duygusal iyileşmenin sembollerine dönüşüyor.”
Küçük Bir Sürpriz
Nasıl bir miras bırakmak istediği sorulduğunda Siu kısa bir duraksamadan sonra her zamanki mütevazılığıyla cevap veriyor: “Çağdaş mücevher dünyasında küçük bir sürpriz olmak istiyorum.” Küçük bir sürpriz… Bir imparatorluk değil. Bir trend makinesi değil. Bir güç gösterisi değil. Sadece birinin beklenmedik bir anda onun tasarımlarından biriyle karşılaşıp şunu düşünmesi: Mücevher böyle düşünebilir miymiş? Mücevher böyle hissettirebilir miymiş? Mücevher bu kadar eğlenceli olabilir miymiş? Ve belki de en önemlisi: Merak hâlâ güzel olabilir!
A.Win Siu’ya Nereden
Ulaşabilirsiniz?
A.Win Siu’nun dünyasını daha yakından keşfetmek isteyen koleksiyonerler ve moda tutkunları, sanatçının çalışmalarını ve yeni projelerini şu anda ağırlıklı olarak Instagram: https://www.instagram.com/a. win_siu/ bir de Çin’in önde gelen yaşam stili platformlarından Xiaohongshu üzerinden takip edebiliyor: https:// xhslink.com/m/71nMuCRjGLs
Tasarımcının resmî marka sitesi ise hâlâ hazırlık aşamasında. Ancak Siu, “Herkesle yakında buluşmayı umuyorum,” diyor ve yakında çok daha kapsamlı ve sürükleyici bir dijital dünya ile buluşacaklarının sinyalini veriyor. A. Win Siu’nun tasarımlarını keşfederken, klasik bir lüks mağazasına girer gibi değil de başka bir evrene açılan gizli bir portal bulmuş gibi hissedeceksiniz.

