Ateş ve Buz Arasında Viking Mirası İZLANDA
İzlanda, insana kendini sevdirmek gibi bir kaygısı olan coğrafyalardan değil. Ne kendini, ne doğasını, ne de insanını sevimli göstermeye çalışır. Tanısanız seversiniz. Ama bunun için önce tanımaya niyetiniz olmalı. Sonra da ona yaklaşmaya. Çünkü o sizi çağırmayacak. Siz ona gideceksiniz.
CEREN ALİCAN
@istikametdunya
İzlanda, üzerinde yaşadığımız dünyanın kenara ittiği ergenlik çağındaki bir çocuk gibi. Bu benzetmeyi fazla edebi bulduysanız, bilimsel karşılığı da var. İzlanda, dünyanın en genç toprak parçalarından biri. Henüz olgunluğunu tamamlamamış. Hormonlar gidip geliyor. Depremler, volkanik patlamalar, çatlamalar, kaymalar… Bir anlamda, hiç bitmeyen ergenlik sancıları. Dikkat çekmeye çalışan ama ilgi gördüğünde de sıkılan asabi bir ergen gibi. Rüzgârı sert, toprağı sabırsız, sessizliği bile gürültülü. Ama işte, öyle de bir sevdiriyor kendini.
Ateşle buzun yan yana var olmaya çalıştığı bu ülkede doğa, insanı merkeze almıyor; tam tersine, ona yerini hatırlatıyor, haddini bildiriyor. “Ben sana değil, sen bana uyacaksın,” diyen doğa kanunlarının hükümranlığını burada iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Yüzyıllar boyunca Vikinglerin bu coğrafyada nasıl tutunmaya çalıştığını düşünmeden edemiyorum. Savaşmak, denizlerde olmak, uzakları keşfetmek kanlarında vardı; bunu biliyoruz. Ama onları gerçekten burada tutan neydi? Okuduğum her hikâyede bu soruya bir cevap ararken, biraz daha şaşırdım.
Bugün, İzlanda’ya ilk gidişimin üzerinden neredeyse bir yıl geçmişken, ve bir yıllık periyotta İzlanda’nın baharından kışına her halini görmüşken, tüylerimi diken diken eden bu ülkede attığım her adımı bana yeniden hatırlatan Wardruna ezgileri hâlâ kulağımda. Eğer İzlanda sizi henüz yeterince heyecanlandırmadıysa, bu satırları okurken Wardruna’nın Lyfjaberg’ini açıp bir de öyle deneyin. Baktınız hâlâ olmuyor… O zaman yapacak tek şey var: gidip yerinde görmek.
İzlanda’nın Elementleri: Ateş, Buz, Rüzgâr
Dünyanın hiçbir yerinde doğa tek bir formda var olmaz. Ancak söz konusu İzlanda olduğunda, doğanın form çeşitliliği konusundaki cömertliğine hayret etmemek mümkün değil. Burada ne su sadece sudur, ne ateş yalnızca ateş, ne de hava sadece hava.
Su karşınıza bir buzul olarak çıkabilir mesela, ya da bir gayzer olarak. Ateş, şanslıysanız yerin altından püskürerek yükselir, suyla birleşir ve lav tarlalarına dönüşür. Devasa buzulların altında aktif yanardağlar saklı, hatta bu buzulların derinliklerinde donmamış göller bile var. İzlanda’da elementler birbirinden ayrı değil; iç içe, sürekli temas hâlinde. Asi rüzgârlar karadan hiçbir komşusu olmayan bu yalnız ergene, dünyanın geri kalanından haberler taşır. Aynı rüzgârlar, okyanusların ılık akıntılarını bu asabi adanın etrafında dolaştırarak, onu üzerinde konumlandığı soğuk ve sert enlemlerde ısıtır. Tam da bu yüzden İzlanda’nın toprağı kadar havası da gelgitlidir. Sabah gözünüzü parlak bir güneşe açmanızla, kendinizi göz gözü görmeyen bir tipinin ortasında bulmanız arasında geçen süre çoğu zaman göz açıp kapamak kadar kısadır.
Avrupa kıtasının en büyük buzullarına ev sahipliği yapar İzlanda. Ve bu buzullardan devasa parçalar kopar, önce lagünlere ulaşır, ardından okyanusla buluşur. Bu buz kütleleri son derece dirayetlidir; aldıkları onca yola rağmen kıyıya vuran en küçük parçalar bile bazen günlerce erimez. İzlanda, üzerinizde mont ve kar botları, başınızda bere, boynunuzda atkıyla sahile koşturabileceğiniz dünya üzerindeki tek ülke.
Kıtaların birleştiğini bizim ülkemizde de görmek mümkün. Ama İzlanda, iki kıtaya aynı anda dokunabileceğiniz tek yer. Bir elinizin Amerika’da, diğerinin Avrupa’da olduğunu hayal edin. Şimdi de kristal berraklığında, yaklaşık iki derece sıcaklıktaki dünyanın en temiz sularından birine sahip Silfra Yarığı’nda bedeninizi ağır ağır suya bıraktığınızı düşünün. Nefesinizi kesen bu soğukta ilerlerken, iki kıta size aynı anda dokunabileceğiniz kadar yakın olacak. İşte bu deneyimi, İzlanda dışında hiçbir yerde yaşayamazsınız.
Danimarkalıların Kuzenleri: İzlanda Vikingleri
Dokuzuncu yüzyılda Vikingler, Tanrı’nın kaderine terk ettiği bu adayı tamamen tesadüfen buldular.
Dönemin koşulları göz önüne alındığında, yeni topraklar keşfetmenin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğu aşikâr. Donmuş denizlerin üzerinden yürüyerek adaya ulaşan kutup tilkileri dışında, doğru dürüst canlı yaşamının bile olmadığı bu coğrafyada Vikingler sizce neden kaldılar? Yolları buraya düştüğü için mi, yoksa başka çareleri olmadığı için mi?
Çünkü böylesine sert, değişken ve öngörülemez bir coğrafyada yaşamak herkesin harcı değildi. Reykjavík’in tam ortasında, Danimarka–Norveç Krallığı’nın baskısının zirveye ulaştığı dönemde İzlanda’ya tesadüfen yolu düşen ve ardından kendi himayesindeki Vikingleri buraya getirmek için Norveç’e geri dönen Ingólfur Arnarson’un heykelini görürsünüz. Ingólfur, yanlışlıkla keşfettiği bu topraklara daha özgür bir yaşam arayışıyla geri dönmemiş olsaydı, büyük ihtimalle İzlanda bugün hâlâ yalnızca kutup tilkilerinin dolaştığı ıssız bir ada olarak kalacaktı.
Ingólfur’dan sonra Viking reisleri, özgürlük arayışıyla yavaş yavaş bu adaya gelmeye devam etti. Ve İzlanda Vikingleri, modern dünya demokrasisinin temellerini atan Althingi’yi kurdular. Bugün hâlâ faaliyet gösteren dünyanın en eski meclisi olan Althingi, İzlanda’nın tam ortasında; iki kıtanın birbirinden ayrıldığı Silfra Yarığı’nı da içinde barındıran, günümüzün Thingvellir Ulusal Parkı sınırları içerisinde doğdu. Vikingler burada her yıl yaz aylarında bir kez toplandı. Sorunlarını ve anlaşmazlıklarını oy birliğiyle çözdüler. Hıristiyanlığı da yine burada kabul ettiler. Adanın kuzeyinde yer alan Goðafoss Şelalesi’nde, yeni inançlarını benimserken pagan yaşam biçimlerini geride bırakan Vikingler, eski tanrılarının heykellerini sulara bıraktılar.
Bu yüzden İzlanda’da coğrafya yalnızca yer şekillerinden ibaret değil. Burası aynı zamanda, insan hafızasının ve kolektif kararların ilk sürgünlerini verdiği bir mekân. İzlanda’nın hafızası, nefes kesen manzaraların içinde saklı; ve geçmiş, bu coğrafyada hâlâ gözle görülebilecek kadar somut.
Her ne kadar İzlanda’nın fiziksel olarak komşuları olmasa da, kendilerinden fersah fersah uzakta yaşayan Danimarkalılarla olan akrabalık bağlarına karşılıklı olarak hâlâ sahip çıkıyorlar. Danimarkalılar İzlandalılar için, İzlandalılar ise Danimarkalılar için ‘kuzenlerimiz’ diyor. Kan bağları zamanla zayıflamış gibi görünse de, bu coğrafyanın hafızasında hepsi hâlâ aynı kökten geliyor.
Ateşle buzun yan yana var olmaya çalıştığı bu ülkede doğa, insanı merkeze almıyor; tam tersine, ona yerini hatırlatıyor, haddini bildiriyor. “Ben sana değil, sen bana uyacaksın,” diyen doğa kanunlarının hükümranlığını burada iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Modern İzlandalılar
Hâlâ dünyanın en izole coğrafyalarından birinde yaşıyor olmak, her ne kadar modern bir çağda olsak da, beraberinde imkân kısıtlılığını ve iç içe geçmiş akrabalık bağlarını getiriyor. Komşuya sahip olmamanın bunda etkisi büyük elbette. Ama belki de tam bu yüzden İzlanda halkı, dünyanın en barışçıl toplumlarından biri. Çünkü zaten kimseyle alıp veremeyecekleri bir şeyin olabileceği bir konumda değiller. Bu coğrafi hâl, “coğrafya kaderdir” sözünün doğruluğunu bir kez daha kanıtlar nitelikte. Bu izolasyon, adada Vikinglerden bu yana artan nüfus ve modernleşen dünyaya rağmen etkisini hâlâ sürdürüyor.
Komşularının olmaması ve seyahatin dünyanın geri kalanına kıyasla daha zor olması, İzlandalıları akrabalık ve arkadaşlık ilişkilerine daha da sıkı bağlamış. Çünkü zaten birbirlerinden başka tutunacak pek kimseleri yok. Çocuk büyütmeyi gerçekten çok seviyorlar. İzlanda’da doğan bir bebeği yalnızca anne babası değil, neredeyse tüm sülalesi büyütüyor. Zaten bu sülaleler de çoğu zaman toplumun geri kalanıyla bir şekilde kan bağı olan, 10–15 kişilik yapılardan oluşuyor. Vikingler dönemindeki kan karışımları ve nüfus yoğunluğunun azlığı nedeniyle İzlanda’da insanlar, isteseler de istemeseler de bir noktada akraba çıkıyor. Hatta bu durum o kadar hayatın içine işlemiş ki, İzlandalıların “acaba bu kız/oğlan benim kuzenim mi?” diye kontrol ettikleri flört uygulamaları bile var. Fıkra gibi görünen bu toplumsal düzen, aslında Vikingler döneminden miras kalan evliliklerin doğal bir uzantısı.
Uzun ve soğuk kış geceleri ise bu ülke insanını okumaya ve yazmaya yöneltmiş. İzlanda, dünyanın en çok kitap okunan ve yazılan ülkelerinden biri. Birbirine kitap hediye etmek yaygın ve oldukça güçlü bir değer ifadesi kabul ediliyor. Belki de bu karanlık ve ıssız coğrafya, zihinlerin de karanlık dehlizlerine dokunduğu için, dünya edebiyatına oldukça sert ve etkileyici polisiye ile korku romanları armağan etmişler. Arnaldur Indriðason’un ‘Sırlar Şehri’ ve Nobel ödüllü Halldór Laxness’in ‘Özgür İnsanlar’ adlı eserleri Türkçe’ye çevrilmiş ve benim de keyifle okuduğum nadir İzlanda kitaplarından.
Ama İzlandalıların yalnızca kitap okuyup akrabalarıyla vakit geçirdiğini sanmayın. Başkent Reykjavík’te şaşırtıcı derecede canlı bir eğlence hayatı ve güçlü bir gastronomi kültürü var. Reykjavík kadar küçük bir başkentte bu kadar çok mekân ve bu kadar eğlenceli bir cumartesi gecesiyle karşılaşacağımı ben de beklemiyordum.
Bu şehirde hayatı ilginç kılan bir diğer detay ise — her ne kadar yerliler için sıradan olsa da — aynı insanı aynı gün içinde şehrin farklı noktalarında tekrar tekrar görmeniz. Bir noktadan sonra insana “galiba deliriyorum” hissi verse de, bu İzlanda’da son derece gerçek bir durum.
İzlanda Gezi Rotası
İzlanda’yı tek bir şehirle ya da tek bir durakla anlamak mümkün değil. Bu ada, gezildikçe değil; katman katman ilerledikçe kendini açan bir coğrafya. Süreniz kısa da olabilir, uzun da. Zamanın bir önemi yok. Mevzu bahis, sizin İzlanda’da ne kadar derinleşmek istediğiniz.
Başlangıç Noktası: Reykjavík
İzlanda yolculuğunun kalbi başkent Reykjavík. Küçük, yürünebilir ve şaşırtıcı derecede canlı. Renkli evleri, liman çevresi, müzeleri ve kafeleriyle İzlanda’nın doğasıyla bizim alışık olduğumuz hayat arasında yumuşak bir geçiş sunuyor. Reykjavík aceleye gelecek bir şehir değil; İzlanda’nın ritmine alışmak için iyi bir geçiş alanı.
Altın Çember (Golden Circle)
Bu rota, İzlanda’nın elementlerini ilk kez ziyaret edenlere ülkeyi net şekilde hissettiren duraklardan oluşuyor. Tek bir günde bile tamamlayabileceğiniz, İzlanda yolculuğunun bel kemiği olan bir rota. İzlanda’da takip edebileceğiniz birden fazla kült rota var ancak bunların en popüleri ve olmazsa olmazı kesinlikle Golden Circle. Ayrıca vaktiniz kısıtlıysa bile, İzlanda’da yapılması gereken her şeyi yapmış kabul edebileceğiniz en verimli rota.
Thingvellir Ulusal Parkı’nda iki kıta arasında yürüyerek başlayacağınız güne, Geysir bölgesi ile devam edeceksiniz. Geysir bölgesi dünya üzerinde örneğini sayılı yerde görebileceğiniz gayzerlerin yayıldığı eşsiz bir bölge. Karşılarına geçip sabırla püskürmelerini beklerken bir bakacaksınız saatler geçmiş. Devamında Gullfoss Şelalesi’nde suyun ne kadar hoyrat ve kuvvetli olabileceğini görebilirsiniz.
Eğer konfor yerine merakı, hızlı tüketim yerine durup bakmayı seçebiliyorsanız; doğanın merkezinde olmak bir yana, onun umurunda bile olmadığımızı kabul edebiliyor ve rüzgârla inatlaşmak yerine onunla yürümeyi tercih ediyorsanız, İzlanda sizi zaten çağıracaktır
Güney Kıyıları
Siyah kumlu plajlar, dev şelaleler ve buzullar… Seljalandsfoss ve Skógafoss, insanın karşısında bir süre susup kalmasına neden olan şelaleler. Reynisfjara Plajı’na doğru devam ettiğinizde karşınıza ucu bucağı olmayan okyanusun bittiği yere serilmiş, el dokuması bir halı asaletinde siyah kumlu kıyı şeridi çıkacak. Rüzgârın şekillendirdiği devasa bazalt bloklar bu asalete eşlik edecek. Biraz daha devam ettiğinizde ise buzullar ve buzul lagünleri manzaraya eklenecek.
Jökulsárlón ve Diamond Beach
Buzulların okyanusla buluştuğu yer. Lagünden okyanusa doğru ilerleyen buz kütleleri, ardından kıyıya vuran ‘elmaslar’… Şanslıysanız dünya tatlısı fok balıkları. Devasa buzullardan kopup gelen irili ufaklı buz parçaları. Siyah kumsallara serilmiş bu elmaslar arasında doğanın kendi elleriyle şekillendirdiği kısa ömürlü pek çok sanat eseri bulacaksınız.
Doğu Fiyortları
Artık turist kalabalığından azad oluyoruz. Çünkü İzlanda’nın derinliklerine gerçekten dalmaya başlıyoruz. Kıvrılan yollar, sisli dağlar ve küçük balıkçı kasabalarıyla İzlanda’nın en sakin yüzlerinden geçerek derinleşiyoruz. Yol o kadar güzel ki, kaç saat süreceği sizin kaç yerde fotoğraf molası vereceğinize bağlı.
Kuzey İzlanda
Akureyri ve çevresi artık daha gerçek bir İzlanda deneyimi sunuyor. Goðafoss Şelalesi, Myvatn Gölü ve jeotermal alanlar kuzeyin sert ama dengeli doğasını gösteriyor. Burada İzlanda’nın hem Pagan hem Hıristiyan geçmişiyle iç içe geçtiğini hissedeceksiniz. Doğanın aklımızın erdiğinden daha fazlasını sunduğuna şahit olacaksınız. Eğer sezonunda giderseniz, kuzey ışıklarının en nefes kesici renklerini göreceksiniz. İsveç, Finlandiya ve İzlanda’da defalarca izleme şerefine nail olduğum bu fenomen, bana en güzel hâlini İzlanda’da gösterdi. Hem de sadece bir sefer değil, her gittiğimde.
Rota İçin Küçük Bir Not
İzlanda sıkı planlara gelmez. Plan yapmış olmak, plana sadık kalmak anlamına gelmez. Hava bir anda değişir, yollar kapanıverir, manzara sizi durdurur. İzlanda’da doğru rota, doğanın izin verdiği rotadır. Doğaya rağmen değil, doğa ile uyumlanarak yol almaya kendinizi hazırlamalısınız.
Hangi Mevsim Gidilmeli?
İzlanda her mevsimin ülkesi. Kışın çok soğuk olacağını düşünüyorsanız, düşünmeyin. Okyanusların ılık akıntıları, İzlanda’nın sert havasını çok güzel yumuşatıyor. Ve etraf alabildiğine kar beyaza bulanıyor. Yaz aylarında ise yeşilin beki de daha önce hiç görmediğiniz tonları gözlerinizin önüne seriliyor. Her ikisi de gözlere şölen yaşatırken hangi dönemde gideceğinize karar veremiyorsanız, kesinlikle bahar aylarını tercih edin. Çünkü yeni açmış yeşillerin üzerini yer yer kaplayan beyaz örtüyü sadece Mart-Nisan aylarında görebilirsiniz.
Doğanın güzellik uykusundan uyandığı en güzel yerlerden dünya üzerinde İzlanda. Nazlı nazlı eriyen karlar ile aynı nazda açan çiçekleri bir arada gördüğünüzde yaptığınız seçim sizi çok mutlu edecek.
Eğer konfor yerine merakı, hızlı tüketim yerine durup bakmayı seçebiliyorsanız; doğanın merkezinde olmak bir yana, onun umurunda bile olmadığımızı kabul edebiliyor ve rüzgârla inatlaşmak yerine onunla yürümeyi tercih ediyorsanız, İzlanda sizi zaten çağıracaktır. Bir gün mutlaka yolunuz ona çıkacaktır. Ve o yolun sonunda, başlangıçtaki insanla aynı insan olmayacaksınız. Hele ki olur da benim gibi birden fazla kez gitme şansınız olursa, her bir İzlanda seyahati sonunda eve biraz daha değişmiş, biraz daha derinleşmiş biri olarak dönersiniz.

