Bir Moda Gurusu ÖZLEM SÜER

Nişantaşı’nda kurduğu ve adeta yaşayan bir moda üssü olan Özlem Süer House’da dur durak bilmeden bir arı gibi çalışıyor tasarımcı Özlem Süer. Her an yeni bir koleksiyonun ya da projenin hazırlığında. Kimbilir, belki de onu ayakta tutan budur…

Sevgili Özlem, Nişantaşı’nın ortasında adeta bir vaha olan Öz­lem Süer House’da yeni neler bekliyor bizi?

1928’den kalma bu tarihi binanın duvarları sanki her sezon yeni bir hikâyeye tanıklık ediyor. Burası yalnızca bir moda tasarım/üretim atölyesi değil; sanatın, tasarı­mın ve sohbetin iç içe geçtiği bir kültür alanı. İlkbahar 2026’da bizi daha çok disiplinler arası buluşma bekliyor. Moda, çağdaş sanat ve yaşam stilini bir araya getiren özel davet­ler ve uluslararası misafirlerle gerçekleşecek trunk show’lar planlıyoruz. Özellikle Globa­le/Paris ve Orta Doğu pazarına hazırladığımız yeni koleksiyonun ilk preview’lerini burada, çok özel bir davetli grubuyla paylaşacağız.

Özlem Süer ana şemsiyesi altında Haute Cou­ture, hazır giyim ve gelinlik koleksiyonlarıyla çok zengin seçenekler sunuyorsun bize. Nasıl çılgın bir programın var, paylaşır mısın?

Aslında dışarıdan bakıldığında biraz ‘çılgın’ göründüğünü kabul ediyorum. Ama benim için tüm bu alanlar birbirini besleyen bir bü­tün. Günlerim sabah erken başlıyor. Haftanın dört günü spor yapıyorum, sabah 07:00’ler­de… Ardından işe, atölyede prova saatleri, kumaş seçimleri, kalıp toplantıları… Öğleden sonra, provalar, servisler, sezon ağırlamaları, satış, koleksiyon geliştirme ya da iş birlikleri için planlama görüşmeleri… Haftanın belirli günleriyse üniversitede öğrencilerle birlikte­yim. Ayrıca danışmanlıklar da var yaptığım.

Elbette yorucu oluyor. Ama yorulmak ile tükenmek arasında büyük bir fark var. Ben modayı bir işten çok bir yaşam biçimi olarak görüyorum. O yüzden tempom yüksek ama kalbim sakin. Sanırım sırrım bu dengeyi ko­ruyabilmek.

Ailece gezmeyi çok seviyorsunuz. Yakın za­manda nerelere gittiniz, en çok etkilendiğin yer neresi oldu?

Ailece keşfetmeyi çok seviyoruz; farklı şe­hirlerde yürümek, yerel pazarları gezmek, küçük kafelerde uzun sohbetler etmek… Genelde her yıl üç büyük rota belirleyip uzakları keşfetmeyi seçiyoruz. Kızımız Tacım da beş yaşından beri bizimle gezginliği seçti.

2025’te Çin ve Peru muhteşemdi. 2024’te Azor Adaları, Japonya çok etkiledi. Ama en çok etkilendiklerim listesinde İzlanda, Fiji ve Meksika başı çekiyor. Avrupa’da ise Paris her zaman başka bir yerde duruyor. Ailece Seine kıyısında yürümek ya da küçük bir galeride kaybolmak bana hem sükunet hem de yara­tıcı enerji veriyor. Porto ve Floransa, Avrupa rotalarında çok sevdiklerim… Benim için seyahat, o küçük anların hafızası. Sanırım tasarım dilimin zenginliği biraz da bu gezgin ruhumdan geliyor.

Haute couture trendleri hakkında da bilgi verir misin? Özlem Süer haute couture koleksiyonunda neler var?

Heykelsi silüetler ve mimari hacimler… 2026 couture’ünde tasarımlar adeta ‘giyilebilir sanat’ anlayışıyla ele alınıyor. Abartılı hacimler, balon etekler ve mimari formlar insan silüetini yeniden tanımlayan dramatik bir etki yaratıyor.

Yeni romantizm… Tarihsel referanslara dönüş; 1920-30’ların zarafeti, Viktoryen ve Edwardian dönemlerin korsaj, dantel ve yapı anlayışı modern tekniklerle yeniden yorumlanıyor. Bu nostaljik yaklaşım, kusursuzluktan çok ‘zanaat hissini’ öne çıkarıyor. Dokunun gücü… Yüzey tasarımının üç boyuta evrilmesi. Nakış artık yalnızca süs değil; inci, püskül, kabartma çiçek ve farklı materyallerle yüzeyler heykelsi bir derinlik kazanıyor. Çiçekler baskı olmaktan çıkıp yapısal bir elemana dönüşüyor.

Transparan katmanların rafine yorumu… Ultra ince kumaşlar ve katmanlı transparanlık couture’de sofistike bir teknik olarak kullanılıyor; şeffaflık artık gösterişten çok zanaat ve konstrüksiyon vurgusu taşıyor.

Modern etki ve altın çağ ışıltısı… Altın işlemeler, yoğun boncuk işçilikleri ve metalik dokular modern bir ‘kraliyet estetiği’ yaratıyor. Amaç ihtişamı teatral değil, güçlü ve zamansız bir şekilde sunmak.

Sürdürülebilir lüks ve zanaat hikâyesi… Couture dünyası bile etik malzemeler, vintage kumaşların yeniden kullanımı ve uzun ömürlü tasarım anlayışına yönelmiş durumda. Gerçek lüks artık sorumlulukla birlikte tanımlanıyor.

Moda ile sanat arasındaki sınırın silinmesi… 2026’da couture yalnızca giyim değil, anlatı ve kimlik taşıyan eserler üretmeye odaklanıyor. Koleksiyonlar birer kültürel hikâye anlatımı gibi kurgulanıyor.

Özlem Süer White gelinlik koleksiyo­nunda ne gibi yenilikler var?

2026 gelinliklerimiz, Özlem Süer’in zaten kurduğu kültürel ve artisanal couture dilini küresel trendlerle aynı eksene yerleştiriyor. Ve geçmişe saygı duyan, geleneğini cesurca büyüten, yüzeyi üç boyuta taşıyan, zanaati görünür kılan ve anlam odaklı lüksü yeniden tanımlayan bir zamansız ro­mantizmi çağdaş bir sadelikle yeniden yorumladığımız bir koleksiyon olarak şekillendi. Bu sezon gelinliği yalnızca bir günün kıyafeti değil, gelinin karak­terini taşıyan güçlü ve kişisel bir ifade alanı olarak ele alıyoruz. Silüetlerde abartıdan uzak ama etkisi uzun süren bir zarafet ön planda.

Kumaş seçimlerinde hafiflik ve akışkanlık belirleyici oldu. İpek tüller, organzeler, ince dokulu jakarlar ve nefes alan doğal kumaşlar hareket ettikçe yaşayan bir yüzey etkisi yaratıyor. Gelin yürüdüğünde elbise onunla birlikte akıyor; yapı ile yumuşaklık arasında dengeli bir mimari kuruyoruz.

El işçiliği koleksiyonun kalbinde yer alıyor. Üç boyut­lu aplikeler, elde yerleştirilen çiçek dokuları ve katmanlı yüzey çalışmaları süsleme amacıyla değil, tasarımın for­munu güçlendiren unsurlar olarak kullanılıyor. Her detay yakından bakıldığında zanaati, uzaktan bakıldığında ise sade bir bütünlüğü hissettiriyor.

“Düğün sezonu yaklaşırken gelinlik seçimi yalnızca güzel bir model bulmak değil, gelinin kendini en iyi hissettiği tasarımı keşfetme sürecidir. Gelinliğin sizi ‘taşıması’ değil, sizinle birlikte yaşaması gerekir.

Silüetlerde ise modern bir arınma söz konusu. Net korsajlar, doğal bel vurgusu, kontrollü hacimler ve akıcı etekler… Gös­terişli olmak yerine güçlü duran, modası geçmeyen bir feminenlik öneriyoruz. Minimal ile romantik arasında kurduğu­muz bu denge, 2026 gelininin özgüvenli duruşunu yansıtıyor.

Renk paletinde klasik beyazın yanına eklenen kırık beyazlar, yumuşak ekrular ve çok hafif pudra alt tonları gelinliğe derinlik katıyor. Amaç, ışıkla birlikte de­ğişen, fotoğrafta ve gerçek hayatta farklı nüanslar veren yaşayan bir beyaz yarat­mak.

Kısacası 2026 koleksiyonumuz; hafiflik, zanaat ve modern zarafetin birleştiği, ge­lini taşıyan değil gelinle birlikte var olan gelinliklerden oluşuyor.

Düğün sezonu yaklaşıyor. Gelinlik alacak­lara önerilerin neler? Gelinlik seçerken nelere dikkat etmeliler?

Düğün sezonu yaklaşırken gelinlik seçimi yalnızca güzel bir model bulmak değil, gelinin kendini en iyi hissettiği tasarımı keşfetme sürecidir. Gelinliğin sizi ‘taşıma­sı’ değil, sizinle birlikte yaşaması gerekir. Bu yüzden seçim yaparken modadan çok kendinize odaklanmanızı öneririm. Vücut tipinizi değil, duruşunuzu tanıyın. Her gelinin vücut ölçüsü farklıdır ama asıl belirleyici olan beden dili ve duruştur. Ayakta nasıl durduğunuz, yürüyüşünüz, omuzlarınızı taşıma biçiminiz gelinliğin formunu belirler. Provalarda yalnızca aynaya değil, hareket halinize bakın. Gelinlik içinde rahatça nefes alabiliyor ve doğal davra­nabiliyor olmalısınız.

Fotoğrafta beğendiğiniz bir model üzerinizde aynı etkiyi yaratmayabilir. Bunun nedeni çoğu zaman form değil kumaştır. İpek, organze, tül ya da jakar… Her kumaş ışığı ve hareketi farklı taşır. Teninize dokunan kumaşı sevmeniz çok önemli; çünkü o gelinliği saatlerce taşıyacaksınız.Trendler hızla değişir ama düğün fotoğraf­ları ömür boyu kalır. Bugünün modası yerine sizi yıllar sonra da mutlu edecek bir sadelik ve denge arayın. Zamansız bir gelinlik her zaman güçlü görünür.

Gelinliği seçerken düğünün yapılacağı yeri mutla­ka düşünün. Bahçede yapılacak bir düğünle tarihi bir mekânın ihtiyacı aynı değildir. Gelinlik mekânın atmos­feriyle uyum kurduğunda bütünlük oluşur ve fotoğraflar çok daha etkileyici olur.

Prova sürecini aceleye getirmeyin; her zaman söy­lerim ilk prova terzinindir. Sonra oluşmaya başlar… Çok keyifli bir süreç. Gelinlik bir alışveriş değil, birlikte oluşturulan bir tasarım sürecidir. İlk denemede karar vermek yerine birkaç prova ile formun size oturması­na izin verin. Gerçek couture hissi bu süreçte ortaya çıkar. Kendiniz olmadığınız hiçbir tasarımı seçmeyin. En önemli kriter şu sorudur: Bu gelinlik benim mi, yoksa sadece güzel mi?

Eğer içinde kendinizi tanıyorsanız doğru seçimdir. Çünkü en unutulmaz gelinlikler, gelinin kişiliğini taşı­yanlardır.

“Düğün sezonu yaklaşırken gelinlik seçimi yalnızca güzel bir model bulmak değil, gelinin kendini en iyi hissettiği tasarımı keşfetme sürecidir. Gelinliğin sizi ‘taşıması’ değil, sizinle birlikte yaşaması gerekir.”

Hazır giyim markan O-Day pandemide start almıştı. O-Day koleksiyonunda ‘staple’ dediğimiz herkesin gardırobunda bulunması gereken temel parçalar var. Üstelik bu parçaları farklı kumaş seçenekleriyle sunuyorsun. O-Day’in arkasın­daki felsefeyi anlatır mısın?

O-Day aslında çok özel bir dönemin içinden doğdu. Pandemi hepimize hayatın hızını yeniden düşünme fırsatı verdi. O günlerde şunu çok net hissettim: İnsanlar gardı­roplarında ‘çok’ parça değil, doğru parça arıyor. Günün her anına uyum sağlayan, zamansız, konforlu ama este­tikten ödün vermeyen tasarımlar… O-Day’in çıkış noktası tam olarak bu fikirdi: Günlük hayatın gerçek ritmine eşlik eden, sade ama güçlü bir tasarım dili. İsmi de buradan geliyor zaten; ‘O gün ne gerekiyorsa’ ona eşlik eden parçalar.

Koleksiyondaki her tasarım bir temel yapı taşı gibi düşünülüyor. İyi kesilmiş bir gömlek, kusursuz oturan bir pantolon, akışkan bir elbise ya da gün boyu taşınabilecek bir ceket… Bunlar modanın gürültüsünden uzak, uzun ömürlü parçalar. Trend odaklı değil, yaşam odaklılar. Farklı kumaş alternatifleri sunmamızın nedeni de herkesin kendi gününü, kendi iklimini ve kendi temposunu yaşa­ması. Aynı silüet; birinde pamukla daha gündelik, diğe­rinde ipeksi bir dokuyla daha şehirli, başka bir kumaşta ise seyahat dostu bir karakter kazanabiliyor. Yani tasarım sabit, yaşam biçimi değişken.

Ben O-Day’i bir koleksiyondan çok bir ‘akıllı gardırop’ yaklaşımı olarak görüyorum. Az parçayla çok kombin yapılabilen, sürdürülebilir, zamana direnen ve kullanıcıyla birlikte yaşayan bir yapı. Haute Couture’un teknik bilgi­sini gündelik hayata tercüme etmek gibi… Çünkü bugün lüks, artık sadece gösterişli olmak değil; iyi düşünülmüş, iyi üretilmiş ve uzun süre kullanılabilen bir şeye sahip olmak.

2026 moda trendlerinden bahseder misin?

 Renklerde yumuşak ama iddialı bir dönem… 2026’da renk paleti hem doğaya yaklaşan tonları hem de serin pastelleri bir arada taşıyor. Özellikle buz mavileri, ultramarin ve yumuşatılmış pastel tonlar sezonun yükselen renkleri arasında gösteriliyor. Butter-yellow gibi kremsi sarılar ve vanilya tonları ise yeni ‘ modern nötr ’ olarak güçlü bir yükseliş yaşıyor. Ayrıca moss green gibi doğadan gelen yeşiller, yılın en dikkat çekici renklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Doğaya dönüş ve ‘ replenish’ estetiği… Trend raporları 2026’yı yenilenme ve doğayla bağ kurma yılı olarak tanımlıyor; botanik etkiler, organik formlar ve sürdürülebilir kumaşlar tasarım dilini şekillendiriyor. Linen, pamuklu dokular ve doğal tekstürler özellikle yaz koleksiyonlarında güçlü şekilde varlığını sürdürüyor.

Hafiflik ve şeffaf katmanlar… İlkbahar Yaz 2026 sezonunda organze, şifon ve voile gibi uçuşan, yarı transparan kumaşlar öne çıkıyor. Bu materyaller silüete nefes alan, romantik bir hareket kazandırıyor. Bu yaklaşım, feminen ama rahat yaz elbiseleri ve k atmanlı kombinleri sezonun ana karakterlerinden biri yapıyor.

Silüetlerde rahat terzilik ve günlük lüks… Podyumlarda yumuşatılmış tailoring, akışkan ipekler ve yapılandırılmış blazer ’ların bir arada kullanıldığı ‘ rahat şıklık’ dikkat çekiyor. Gündelik parçaların rafine edilmesi ve zamansız minimalizm de 2026’nın ana tasarım yaklaşımlarından biri olarak tanımlanıyor.

Romantik hacimler ve feminen detay lar… Kat kat fırfırlı etekler ve hacimli formlar yeniden yükselişte. Bu parçaların Avrupa ve ABD ’de güçlü büyüme göstermesi bekleniyor. Puantiye, hayvan desenleri ve modern rom antizm yorumları da podyumlarda dikkat çeken detaylar arasında.

Renk blokları, güçlü kontrastlar ve maksimalizm dokunuşu… 2026’da kırmızı, kobalt mavi, zümrüt ve sarı gibi canlı renkler özellikle blok kullanımda öne çıkıyor; monokrom kombinler de paralel şekilde varlığını sürdürüyor. Moda dünyası birkaç sezon süren sade nötrlerden sonra daha cesur ve maksimal paletlere doğru yöneliyor.

Nostalji ve günümüz karışımı… Y2K etkileri ve retro referanslar, modern yorumlarla geri dönüyor. Örneğin; skinny-flare denim gibi hibrit silüetler yeniden sahnede. Genel eğilim, geçmişten gelen kodları bugünün rahatlığı ve işlevselliğiyle birleştirm ek.

Kısaca 2026 modası; doğaya yaklaşan renkler, hafif ve akışkan kumaşlar, rahat terzilik, romantik hacimler ve geçmişten gelen referansların modern yorumuyla tanım lanan dengeli ama karakterli bir sezon sunuyor.

Yakın zamanda Tayland’ın Türkiye Kreatif Tanıtım Elçisi seçildin. Bu nasıl oldu?

Tayland Turizm Otoritesi (TAT) Türkiye Ofisi, Özlem Süer’i, ‘Creative Ambassador for Amazing Thailand (Tür­kiye)’ olarak resmen duyurdu. Bize büyük gurur oldu. TAT Türkiye Temsilcisi sevgili Fatma Güner Üstüner Pala bu yaratıcı performans dolu 2026 için harika rotalar oluş­turdu. ‘Türkiye’de Tay kültürünü derinleştirmek ve daha fazla insanı Tayland’ın benzersiz atmosferini yerinde keş­fetmeye davet eden yeni bir yaratıcı yolculuğa başlıyoruz.

2026 yılı boyunca geliştireceğimiz kreatif projeler; Tayland’ın görsel, kültürel ve ritüel temalarını çağdaş tasarım perspektifiyle yeniden yorumlayarak iki ülke ara­sında yeni ve ilham verici bir estetik köprü kuracak. Bu program, Türkiye’de ilk kez Tay kültürü ile moda dünya­sının bu ölçekte bütünleştiği özgün bir yaratıcı sürecin de habercisi niteliğinde.

Amazing Thailand, önümüzdeki dönemde bu işbirliği­ni farklı disiplinlere taşıyarak hem moda hem kültür-sanat sahnesinde Tay estetiğine yeni ifade biçimleri kazandır­mayı hedefliyor. Bu buluşma, yaklaşan projelerin yalnızca başlangıcı.

Aslında her şey yaratıcılığın kültürler arasında kurdu­ğu doğal köprüyle başladı. Yıllardır koleksiyonlarımda seyahatlerin, farklı coğrafyaların dokularının ve renk hafızalarının izleri var. Tayland da özellikle doğası, el işçiliği geleneği ve duyusal zenginliğiyle beni etkileyen ülkelerden biri.

Moda, sanat ve tasarım üzerinden iki ülke arasında bir yaratıcı diyalog kurma fikri beni çok heyecanlandır­dı. Çünkü bu rol yalnızca bir temsil değil; aynı zamanda kültürler arası bir anlatı üretme sorumluluğu. Tayland’ın tekstil mirası, ipek üretimi, zanaatkârlık geleneği ve tropi­kal renk paleti; benim tasarım dilimle çok güçlü bir bağ kuruyor. Önümüzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de uluslararası platformlarda bu kültürel birlikteliği görünür kılacak projeler planlıyoruz. Sergiler, kapsül koleksiyon­lar ve yaratıcı buluşmalar gündemde.

Ben her zaman modanın diplomatik bir gücü oldu­ğuna inandım. Kumaş, renk ve form üzerinden ülkeler arasında bir empati alanı yaratabiliyoruz. Bu görev de tam olarak bunu temsil ediyor: estetik aracılığıyla kültürel bir köprü kurmak.

En yakında Nisan ayında büyük bir belgesel için Tay­land ziyaretimiz var. Bir görsel şölen sizleri bekliyor…

İSTANBUL, SOFYA İKİ ŞEHRİN ORTAK HAFIZASI

Türkiye Sofya Büyükelçisi Mehmet Sait Uyanık ve eşi Eda Ersek Uyanık ’ın ev sahipliğinde, Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği tarihi konutunda 2026 yılının ilk günlerinde özel bir davet düzenlendi . İstanbul ile Sofya arasında yıllara yayılan ortak hafızayı moda aracılığıyla görünür kılan etkinliğe 30 büyükelçi, Bulgaristan Cumhurbaşkanının Kültürden sorumlu Başdanışmanı, çok sayıda m illetvekili ve üst düzey bürokratın yanı sıra iş dünyası, m oda ve basın temsilcileri izledi. Gecede Özlem Süer de ‘İstanbul–Sofya’ temalı özel bir koleksiyonla; çocuklukta başlayan bir dostluğun, göçle ayrılan yolların ve yıllar sonra gerçekleşen yeniden buluşm anın hikâyesini Sofya’da sahneye taşıdı. Koleksiyon, bu ayrılığı yaşamış olan tasarımcının büyükbabasına ithaf edilerek, kişisel bir hatırayı ortak bir anlatıya dönüştürdü.

Defile sonrasında açıklama yapan tasarımcı Özlem Süer ise koleksiyonun ruhunu şu sözlerle özetledi: “İstanbul–Sofya koleksiyonu, yalnızca iki şehrin değil; hafızanın, ayrılığın ve yeniden buluşm anın hikâyesini anlatıyor. Bu koleksiyonda kişisel bir aile hikâyesiyle, iki kültürün ortak duygusunu aynı estetik zeminde buluşturmak istedim. Geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden yorumlarken, zamansız bir zarafetin m ümkün olduğunu göstermek benim için çok kıym etliydi.”

İki kültürün mozaiğinden beslenen koleksiyon, dönemsel referansları zamansız bir estetikle bir araya getirdi. Anlatı; materyallerin dokusu, silüetlerin dili ve detayların güçlü sezgisiyle ilerlerken, ekru ve siyah eksenindeki renk paleti; inciden ivor ye, fildişinden siyahın mat ve parlak tonlarına uzanan rafine bir geçiş sundu. Danteller, ipekler, kurdeleler, taftalar ve kadifeler koleksiyonun zamansız atmosferini tanımladı; ampir formlar, garçonne (flapper) boylar, verev kesimler, A-line silüetler ve korsetler yeni nesil ceket formlarıyla buluştu. Redingotlar, mona yaka kruvazeler ve bomber ceketler ise geleneksel dokunuşlarla çağdaş bir denge kurdu .