Didi Arba’nın ZAMANSIZ DÜNYASI
Bazı markalar yarattıkları ürünlerle farklı bir ambiyans yaratır. Bir yaşam tarzı, bir estetik bakış, hatta bazen kendine has bir karakter… Didi Arba da tam olarak böyle bir dünyaya sahip. Dingin ama güçlü, abartıdan uzak ve zamansız. Teri Roditi Aksel ile Ece Ermeç Üster, nam-ı diğer @jewelery.muse görüştü.
Didi Arba’nın yaratıcısı Teri Roditi Aksel’in yaşamını sürdürdüğü iki özel şehir; İstanbul’un enerjisi ve Lizbon’un dinginliği arasında şekillenen marka, bugün modern lüksün yeni tanımını yapıyor: zamansızlık, hikâye ve karakter. Teri ile konuşurken, sohbet kısa sürede mücevherlerin ötesine geçiyor. Seyahatlerden, hafızadan, eski aile objelerinden, hayranı olduğu Hindistan’ın renklerinden ve insanın kendine ait bir şey taşıma arzusundan söz etmeye başlıyoruz. Çünkü onun dünyasında mücevher yalnızca bir aksesuar değil, yaşayan bir anlatı.
Teri’ye göre bir fikrin gerçekten size ait olup olmadığını anlamanın tek yolu, onun sizi bırakmaması. Günlerce, bazen aylarca zihinde dolaşan fikirler… Zaman geçtikçe büyüyen ve derinleşen hisler… Didi Arba’nın ruhu da tam olarak buradan doğuyor. Bu markanın başlangıcı klasik bir iş hikâyesinden çok uzak. Teri, Didi Arba’nın neredeyse içgüdüsel bir yaratma ihtiyacı sonucu doğduğunu ifade ediyor. İnci dizmek, taşları bir araya getirmek, düğüm atmak onun için hâlâ meditatif bir ritüel. Özellikle inci kolyelerde her düğümün tek tek elde atılması, markanın yavaş üretim anlayışını ve detaylara verdiği değeri hissettiriyor ve belki de markanın özgünlüğü tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü dünya artık sadece güzel görünen objeler değil, anlam taşıyan parçalar arıyor. İnsanlar bir ürünün arkasındaki ruhu, neden yaratıldığını ve nasıl bir hikâye anlattığını merak ediyor.
Hikayesi İsminde Gizli
Markanın ruhunu anlamak için önce Didi Arba isminin anlamına ve ortaya çıkış hikayesine kulak vermek gerekiyor. Çünkü ismi de tıpkı tasarımları gibi tesadüflerle, kişisel hikâyelerle ve kültürel katmanlarla dillerin ve kültürlerin insanların ihtiyaçlarına göre nasıl şekillendiğini anlatan bir bölüme rastlıyor. Bu düşünce zihninde dolaşmaya başlayınca kendi isminin kökenini merak ediyor. Aslında Teri’nin ismi hem anneannesinin hem de babaannesinin ismi olan Ester’den geliyor. Bu özel aile hikâyesi, onu Ester isminin numerolojik anlamını araştırmaya yönlendiriyor ve karşısına dört sayısı çıkıyor. Bu detay, hayatındaki başka bir gerçekle de kesişiyor: Kendisi dört kız kardeşin en büyüğü. Merakı derinleştikçe dört sayısının farklı kültürlerdeki ve kutsal metinlerdeki anlamlarını incelemeye başlıyor. Yahudi geleneğindeki dört önemli kadın figürünü keşfediyor. Ardından yaratılışın dördüncü gününde güneşin, ayın ve yıldızların yaratıldığına dair bir anlatıyla karşılaşıyor. Bu düşünce hem şiirsel hem de büyülü tarafıyla Teri’yi çok etkiliyor. Araştırma onu bu kez diller arasında bir yolculuğa çıkarıyor. İbranice ve Arapça’da dört sayısının karşılığını ararken ‘Arba’ kelimesine ulaşıyor. Araştırmasına bu kez farklı dillerde ‘abla’ kelimesinin nasıl söylendiğine bakarak devam ediyor. Hintçe’de karşısına çıkan ‘Didi’ kelimesini gördüğünde ise her şey yerine oturuyor. “İşte bu!” diye düşündüğü o an, ‘Didi Arba’ ismi doğuörülü. Teri Roditi Aksel, markanın isminin bir gecede ortaya çıktığını anlatıyor. Uykusunun kaçtığı bir gece kitap okurken, dillerin ve kültürlerin insanların ihtiyaçlarına göre nasıl şekillendiğini anlatan bir bölüme rastlıyor. Bu düşünce zihninde dolaşmaya başlayınca kendi isminin kökenini merak ediyor. Aslında Teri’nin ismi hem anneannesinin hem de babaannesinin ismi olan Ester’den geliyor. Bu özel aile hikâyesi, onu Ester isminin numerolojik anlamını araştırmaya yönlendiriyor ve karşısına dört sayısı çıkıyor. Bu detay, hayatındaki başka bir gerçekle de kesişiyor: Kendisi dört kız kardeşin en büyüğü. Merakı derinleştikçe dört sayısının farklı kültürlerdeki ve kutsal metinlerdeki anlamlarını incelemeye başlıyor. Yahudi geleneğindeki dört önemli kadın figürünü keşfediyor. Ardından yaratılışın dördüncü gününde güneşin, ayın ve yıldızların yaratıldığına dair bir anlatıyla karşılaşıyor. Bu düşünce hem şiirsel hem de büyülü tarafıyla Teri’yi çok etkiliyor. Araştırma onu bu kez diller arasında bir yolculuğa çıkarıyor. İbranice ve Arapça’da dört sayısının karşılığını ararken ‘Arba’ kelimesine ulaşıyor. Araştırmasına bu kez farklı dillerde ‘abla’ kelimesinin nasıl söylendiğine bakarak devam ediyor. Hintçe’de karşısına çıkan ‘Didi’ kelimesini gördüğünde ise her şey yerine oturuyor. “İşte bu!” diye düşündüğü o an, ‘Didi Arba’ ismi doğuyor. Bu isim; aile hikâyesini, dört kız kardeşi, Hindistan’a duyduğu sevgiyi ve yaşamı boyunca karşısına çıkan anlamlı tesadüfleri ortak bir anlamda bir araya getiriyor. Bu yüzden Teri için bir marka adı olmaktan öte, sanki zamanı geldiğinde kendiliğinden karşısına çıkmış ve onu bulmuş bir isim gibi hissettiriyor. Bu güçlü bağ da onun bu ismi içtenlikle sahiplenmesini sağlıyor.
Teri’nin estetik diliyse yıllar boyunca yaptığı yolculuklarla şekillenmiş. Özellikle yaklaşık altmış kez ziyaret ettiği Hindistan’ın etkisi çok güçlü hissediliyor. Kumaşlar, ipekler, taşlar, baskılar, kokular, renkler ve o büyüleyici kaos ve aynı zamanda tüm o yoğunluğun içinde bulunan sessizlik. İstanbul’un tarihi zenginliği ile Lizbon’un sade huzuru arasında kurulan bu denge, Didi Arba’nın tüm parçalarına yansıyor. Bir tarafta hareket ve ihtişam, diğer tarafta yalınlık ve nefes hissi… Bu sebeple marka sessiz lüksü temsil ettiği kadar aynı zamanda o sessizliğin içinde güçlü bir karakter de barındırıyor. Teri de “Bazen odadaki en lüks parça en sessiz olanıdır” diye ekliyor. Bugünün lüks anlayışındaki değişim de burada devreye giriyor; artık ön plana çıkan yalnızca fiyat ya da görünürlük değil; özgünlük, işçilik ve zamana karşı dayanıklılık.
“Bu markanın başlangıcı klasik bir iş hikây esinden çok uzak. Teri, Didi Arba’nın neredeyse içgüdüsel bir yaratma ihtiyacı sonucu doğduğunu ifade ediyor. İnci dizmek, taşları bir araya getirmek, düğüm atmak onun için hâlâ meditatif bir ritüel .”Eşsiz, Tek Olan Tasarımlar
Didi Arba tasarımlarının büyük kısmının tek olarak üretilmesi de bu yaklaşımın en güçlü yansımalarından biri. Aynı parçanın birçok kişide olması yerine, gerçek ayrıcalık olan, yalnızca size ait bir hikâye olması… Markanın tasarım dili geçmiş ile bugünün incelikli bir dengesi üzerine kurulu. ‘Vintage’ ruh korunurken silüetler modern kalıyor. Teri eski aile yadigârlarından, antik parçalardan ve geçmiş dönemlerin işçiliğinden ilham alıyor; ancak geçmişi tekrar etmek yerine onu yeniden yorumlamayı tercih ediyor. Bazen kişiler büyükannelerinden kalan bir parçayı ya da yıllardır sakladıkları özel bir objeyi getirip yeni bir tasarımın parçası hâline getirmesini istiyor. Ve tam da burada Didi Arba’nın en duygusal tarafı ortaya çıkıyor: geçmişe yeni bir hayat vermek.
Didi Arba koleksiyonu gerdanlıklardan oluşuyor. Markanın merkezinde en çok inci, turkuaz ve zümrüt bulunuyor. İnci doğal ve sessiz bir zarafeti temsil ediyor. Turkuaz özgürlüğü, yazı ve denizi çağrıştırıyor. Zümrüt ise derinlik ve asalet hissi taşıyor. Teri her taşın kendine özgü bir karakteri olduğunu düşünüyor ve kendisi için her tasarımın başlangıcının neredeyse sinematik bir sahneyi andırdığını ifade ediyor. Teri bazen tüm taşları, incileri ve objeleri dört metrelik bir masaya yayıp saatlerce yalnızca baktığını anlatıyor. Hiçbir şey yapmadan. Sadece izleyerek. Sonra bir anda fikirlerin oluşmaya başlamasıyla peş peşe yeni kolyeler, yeni kombinasyonlar, yeni hikâyeler çıktığını ve asıl yaratımın o sessiz anlarda gerçekleştiğini bizlerle paylaşıyor. Belki de bu yüzden Didi Arba parçaları yalnızca tamamlayıcı bir aksesuar değil. Daha çok kişinin stilinin doğal bir uzantısına dönüşüyor. Doğal ama güçlü. Sade ama karakter sahibi. Gösterişsiz ama etkileyici.
Bugün Didi Arba parçaları İstanbul’da Çırağan Palace Kempinski İstanbul içerisindeki Azura Jewellery’de ve Portekiz’de Comporta’daki The Life Juice’da bulunabiliyor. Ancak görünen o ki bu yalnızca bir başlangıç. Çünkü Didi Arba’nın dünyası, stilinde hikâye, karakter ve zamansızlık arayan herkes için doğal ve zarif bir alan yaratıyor.

