Endonezya, Tana Toraja’da YAŞAM VE ÖLÜM
Endonezya’nın Güney Sulawesi eyaletinde bulunan Tana Toraja muhteşem kültürü, ikonik evleri, hayretler içinde kalınacak ölü gömme törenleri, doğası… Tüm gezginleri olduğu gibi tabii ki beni de gerçekten büyüledi.
SEVCAN AKESİ
@sevcanakesi

Tana Toraja’nın büyüleyici kültürel mirasını keşfetmek için yaz aylarında Endonezya’nın Sulawesi Adası’na gitmek güzel bir seçim olacaktır. En iyi mevsim Nisan- Ekim ayları arasında diyebiliriz.
Avustronezya kökenli etnik bir grubun vatanı olan Toraja, halkın yaşam tarzıyla, fevkalade etkileyici kültürel yapısıyla mutlaka görülmesi gereken bir yer. 19. yüzyılda Hollandalı misyonerlerin bölgeye gelişine kadar Torajanlar, tamamen izole bir şekilde yaşayan Endonezya’nın en vahşi ve en ücra halklarından biriydi. Hatta geçmişte kafatası avcılarıydılar.
Endonezya’nın Güney Sulawesi Eyaleti’ndeki bu muhteşem kültürü, ikonik evleri, hayretler içinde kalınacak ölü gömme törenleri, oldukça gizemli ölülerle yaşama gelenekleri, doğası gezginleri adeta büyülüyor. Tabii ki ben de gerçekten etkilendim.
Geleneksel Tongkonan Evleri
Güney Sulawasi bölgesine özgü, biraz eski Çin Krallığı’ndan esinlenen, biraz da Batı Sumatra bölgesindeki gadang evlerini andıran tongkonan evleri, onun dışında dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan bambudan yapılmış sivri çatılarıyla oldukça ilginç yapılar. Yarım ay ya da eğer şeklinde gökyüzüne bakan çatılar, Tanrı’ya yakınlaşmayı ifade ederken bir yandan da yerel halkın Sulawesi’ye gitmek için Okyanusya’da yol yaptıkları teknelerini sembolize etmekte. Maalesef günümüzde pahalı ve çok emekli olduğu için geleneksel bambu çatıların yapımından vazgeçilmiş, onun yerine galvaniz saçtan (tin roof) çatıların yapımına başlanmış. Tabii bu durum, çok özel ve güzel evlerin görüntüsünü ve estetiğini bozduğu gibi, birçok yerleşim yerinin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesine de engel olmuş.
Her bir evin karşısında ailenin tahıl ambarı, genellikle de pirinç depolamak için alang adı verilen küçük bir yapı daha bulunuyor. Bunların da mimari yapısı aynı evler gibi.
Geleneksel tongkonan evlerinin kısaca felsefesine bir göz atacak olursak, evlerin dış cephelerinin süslemeleri çok özel; çok ince kalemişi gibi soyut ve geometrik desenli bezemelerle boyanmış. Renk olarak kullanılan; kırmızı kanın rengini ve insan yaşamını, sarı Tanrı’nın lütfunu ve gücünü, zenginliği, beyaz kutsallığı temsil eden kemiği, siyah ise ölümü, üzüntüyü betimlemekte.
Evlerin ön cephelerinin bufalo boynuzları ile süslenmiş görüntüleri çok dikkat çekici. Çünkü boynuzlar zenginlik ve statü sembolüdür. Bir tahta sütun üzerine üst üste dizilmiş boynuzlar o ailenin bir cenazede kaç tane su bufalosu kurban ettiğini gösterir. Yine horoz ve güneş çok kullanılan figürlerdir.
Tongkonan evi, insanlığın yaşamındaki dört olayı simgeler. Doğum, yaşam, ibadet ve ölüm. Bu aynı zamanda rüzgarın dört yönünü de gösterir.
Evlerin girişleri yaşamın başlangıcını simgeleyen kuzeye bakar, çünkü ataları kuzeyden, Kamboçya’dan yelkenlilerle Sulawesi Adası’na gelmişler. Bu nedenle kuzey ve doğu hayatı sembolize ederken, evin arka yüzü güney ve batıya bakar ve ölümü sembolize eder. Evin giriş katı, hayvanların barındığı ve tarım aletlerinin bulunduğu yerdir. Orta katta odalar ve mutfak vardır. Ölülerinin saklandığı yer de bu kattadır. Son zamanlarda devlet yangınların çıkması nedeniyle evlerin içinde mutfak olmasını yasaklamış. Zaten insanlar genelde günlerini dışarda geçirir, yatmadan yatmaya evlerine girerler.
Bu arada belirtmem gerekir ki tongkonan beraber oturmak anlamına geliyor.
Büyüleyici Ölüm Diyarı Tana Toraja
Tana Toraja’daki kanlı cenaze törenleri, dünyanın en büyük cenaze törenlerinden birine ev sahipliği yapıyor.
Cenaze törenleri, genellikle Temmuz-Ağustos aylarında yapılan, yüzlerce insanın katıldığı ve ailenin sosyal statüsüne ve harcayabileceği paraya bağlı olarak birkaç gün süren önemli sosyal etkinliklerdir.
Dünyanın değişik yerlerinden törene katılan gezginler arasında biz de Tana Toraja’daydık. Variyetli bir ailenin çok ihtişamlı ölü gömme törenine denk gelmemiz bizim için büyük bir şanstı. Ve rehberimiz aileyi tanıdığı için ölen kişinin damadının locasında bizi misafir ettiler. Cenaze töreni ortada cenazenin ve Tau-Tau’nun da bulunduğu büyük bir alan ve çevresinde ev sahiplerinin ve misafirlerin oturduğu localardan oluşuyordu. Cenazenin sahipleri cenazeye en yakın oturanlar olduğu için biz de onların locasından cenaze törenini çok güzel bir şekilde izleme fırsatı bulduk.
Öncelikle palmiye şarabı ile çerez ve bisküvi tarzı atıştırmalıklar ikram edildi. Topluluğun kadınları hummalı bir şekilde bir taraftan yemek hazırlıkları yapıyorlar, bir taraftan alanın süslemeleri ile uğraşıyorlardı. Kurban edilmeyi bekleyen bufalolar ve ayaklarından bambu kamışlarına bağlanmış çırpınarak dört kişi eşliğinde tabutun önüne getirilip bırakılan domuzlar…
Üst sınıfa mensup kişilerin cenazelerinde en az 24 bufalo ve 100 domuz kurban edildiğini öğrendik. Siyah bufaloların yanında bir tane de çok güzel süslenmiş beyaz yani albino bufalo vardı. Bu albino bufalo çok pahalıydı. Maddi değeri onbinlerce dolarla ifade edilen bufalo, ailenin zenginliğini gösteriyordu. Bir taraftan kurban edilen hayvanlar ve pilav pişiriliyor, bir taraftan çaylar demleniyordu. Tüm misafirlere yemek ikram edilecekti.
İnanılmaz geleneklerin sergilendiği, zaman zaman izlemekte zorluk çektiğimiz cenaze töreni, göz önünde kurban edilen bufalo ve domuzlar, ölümü kabullenmeyen bir toplum, ölümden sonra yaşamın var olduğuna dair inanışlar… Ölen aile bireyini fenol ile mumyaladıktan sonra evlerinde hastaymış muamelesi yaparak aylarca hatta yıllarca bakmaları, yaşıyormuşçasına ona her gün yemek ve sigara vermeleri, onunla konuşmaları, zaman zaman kıyafetlerini değiştirmeleri… Evet işte tam da ‘ölülerle yaşama geleneği’.
Törenine katıldığımız kadın 102 yaşında ölmüş, 18 ay evinde bekletilmiş. Bu süre daha uzun yıllar da olabiliyor. Çünkü cenaze sahibinin, bu töreni yapabilmek için yeterince para toplaması gerekiyor.
Tüm konuklar geldiğinde törenin sunucusunun konuşması ile ‘Rambu Solo’ töreni başladı. Meydanın ortasında bambulardan yapılmış bir tahtırevan üzerinde tabut duruyordu ve devamlı hediye gelen domuzlar cenazenin önüne bırakılıyordu.
Tören boyunca birçok hayvan gözlerimiz önünde kurban edildi. Kurbanlar sayesinde ölen kişinin ruhunun öteki dünyaya yapacağı yolculuğun daha rahat geçeceğine inanılıyor.
Korkunç bir manzara ile karşı karşıya kalmıştık. Bir anda boynundan vurularak öldürülen hayvanlar, şakır şakır akan kanlar, kan gölüne dönmüş alanlar… Herhalde bu sahneler hafızamdan ömür boyu silinmeyecek. Maalesef bir katliama şahit oluyorduk ama Toraja halkının gelenekleri böyleydi. İşin ilginç tarafı da bu hayvanları kesebilmek için yıllarca para biriktiriyorlardı.
Kurbanlardan sonra geleneksel Toraja dansları yapıldı, şarkılar söylendi, ağıtlar yakıldı. Ve sonunda tabut bir grup genç tarafından alınarak delice sallanmak suretiyle tüm alanda gezdirildi ve sonunda yine cenaze alanındaki bambu merdivenlerden yapılmış, oldukça yüksek bir platforma çıkartıldı. Artık buradan cenaze defin alanına götürülecekti.
Buradaki törenlerde halkın inançlarına göre ölümden sonraki yaşamın ne kadar önemli olduğunu gördük. Yani Toraja’da ölüm bir son değil, yeni bir başlangıçtı.
Cenaze törenine giderken rehberimiz, cenaze yakınlarına bir hediye götürmek gerektiğini, bir karton sigara almamızın uygun olacağını söyledi. Sigara çok kıymetli bir hediye. Yerel halk da ölülerine ziyarete gittiklerinde mezara sigara, içki veya su bırakıyorlar.
Tana Toraja, yani ‘Tanrısal Kralların Vatanı’ ilginç mezarlarıyla da ünlüdür. Halk Hristiyan olmasına rağmen animist bir din olan ‘Aluk Todolo’ inancının alışkanlıklarını bırakmamışlar. Toraja halkının geleneksel dininde Todolo, ‘geçmişteki insanlar’ anlamına gelir ve ritüeller ataların ritüelleridir. Ölüm bir son değil, ruhun öteki dünyaya geçişidir. Yapılan ritüeller de ölü ruhların huzurlu geçişini sağlamak içindir. Ahiret, yeryüzünün güneybatısında bulunan ‘ruhlar diyarı’ Puya’dır.
Lemo ve Londa iki farklı gömme yönteminin geleneksel olduğu mezarlık alanlarıdır. Bu alanları büyük bir şaşkınlık içinde gezdiğimizi söyleyebilirim. Çünkü dünyanın başka hiçbir yerinde böyle bir ölü gömme ritüeli yok.
Lemo’da soyluların asılı mezarları var. Burada, sıradan insanların tabutları tepenin eteğindeki mağaralara ve yarıklara konurken, daha yüksek rütbeli ve zengin kişiler, yüksek kireçtaşı tepelerinde kayalık duvarlara oyulmuş mezar odalarına yerleştirilir. Ölen kişinin statüsü ne kadar yüksekse, oda da o kadar yüksekte bulunur; yerden 50 metreye kadar yüksekte olabilir. Soyluların mezarlarına, mezarın yakınına yerleştirilmiş adam veya heykel anlamına gelen ‘Tau-tau’ eşlik eder. Yüksek rütbeli kişinin ölümünden sonra Tau-Tau denen heykeli, ekmek meyvesi veya jak meyvesi ağacından yapılır. Daha sonra bu heykele elbiseler giydirilir, kadınsa takılar takılır. Ve daha sonra bu heykelcikler yüksek kireçtaşı kayalıklara oyulmuş balkonlara yerleştirilir. Bu gerçekten çok etkileyici bir manzara ve tüm heykeller bize, gözümüzün içine içene bakıyor. Ve ruhlar diyarı Puya ile iletişimi sağlıyor. Düşünebiliyor musunuz o anda orada nasıl bir ruh hali içinde olabileceğinizi?
Bu tahtadan oyma heykelleri yapan oyma ustaları mezarlıkların bulunduğu yerlerdeki dükkanlarında bu zanaatlerini sürdürüyorlar.
Londa’da ise, iç kısımlara doğru üst üste yığılmış tabutlarla dolu mağaraları görüyoruz. Anlaşılıyor ki gelir seviyesi daha düşük insanların mezar alanları. Mağaranın önünde elinde bir lüks lambası ile bekleyen bekçi bizi görür görmez lambayı yakıyor. Dar, çamurlu kaygan bir dar geçitten geçerek mağaranın içine giriyoruz. İçerisi çok karanlık ve ürkütücü. Her yer kafatasları, vücut kemikleri, tabutlar ve insanların ölülerine getirmiş oldukları değişik hediyelerle dolu. Bazı geçitlerden ben bile geçmekte zorlanıyorum, yer yer sürünerek geçiyorum. Suaya’da ise kral ve ailesine ait mezar alanları var.
Bebek Mezarları
Kambira, Sangala’daki mezar alanı beni bir kez daha şok ediyor. Tana Toraja’nın yine tüyler ürperten gizemli bebek mezarı geleneği. Burada bebeklerin ağaç mezarlarını görmek mümkün. Evet inanılır gibi değil, ölen bebekler ‘Tara Ağacı’nın gövdesine oturur vaziyette yerleştiriliyor. İşte bu bebek mezarları da en az diğerleri kadar ilgi çekici ve inanılmaz etkileyici. Henüz dişi çıkmadan ölen bebekler ‘Hayat Ağacı’ da denen bu ağacın içine gömülüyor. Bebek altı aylıktan önce öldüğünde günahsız ve saf kabul ediliyor. Bebeğin ruhunun ağaçla birlikte büyümeye devam edeceğine, ve ağacın öz suyunun anne sütü yerine geçerek bebeği besleyeceğine inanılıyor. Anne kucağı gibi bir şey, yani bebeğin yeni annesi… Bebek ağacın içine yerleştirildikten sonra açık kısım palmiye ağacı yaprakları ile kapatılıyor. Ve zaman içinde ağaç kendini onarıyor ve açılan delik kapanıyor. Bu ağacın ölen bebeğin annesinin evinin yönünde olmasına dikkat ediliyor. Son ağaca gömme ritüeli 1950’lerde olmuş, artık ağaca gömme yapılmıyor.
Ya Bori Kalimbuang bölgesindeki monolitlere ne demeli? Bölge volkanik, bu arazideki devasa monolitleri kullanarak mezar yerlerine doğadan çıkarttıkları dev kayaları yerleştirmişler, bir kısmının üzerine ölen kişinin iki boyutlu yüzünü çizmişler. Burada ayrıca yine tau-tau’lar ve tongkonan evleri var.
Üst sınıfa mensup kişilerin cenazelerinde en az 24 bufalo ve 100 domuz kurban ettiklerinden bahsetmiştik. Bir bufalonun yaklaşık 1500-2000$ olduğu düşünülürse, gelir seviyesi çok da yüksek olmayan Toraja halkının, yaşamları boyunca tüm kazançlarını ölülerine yatırım yaparak geçirdiği anlaşılıyor. O nedenle de genç nesil Tana Toraja’da kalmak istemiyor ve büyük şehirlere göç ediyor. Tana Toraja’da cenaze törenleri maalesef defin işlemleri ile son bulmuyor.
İkinci bir ritüel daha var ki o da Ma’nene. Bu tören için belirli aralıklarla mezarlar açılır, cesetler çıkartılır, temizlenir, yeni kıyafetler giydirilir ve tekrar yerlerine yerleştirilir. Bu sıklıkla yapılan bir tören değildir. Bu törenlerde aile bireyleri tekrardan bir araya gelmiş olur. Buna benzer ritüeller Madagaskar’da da var.
Yine, Ke’te Kesu’, Kuzey Toraja bölgesinde hiç bozulmamış Tongkonanların (geleneksel Toraja evleri) olduğu en güzel yerlerinden biri. Bu köyün bambu oymaları ve geleneksel el sanatları da çok ünlü.
Güney Sulawasi’de, tüm bu ilginç kültürel etkinliklerin dışında; çarpıcı kireçtaşı dağlarla çevrili karst alanları ile, yeşilin her tonu ile bezenmiş muhteşem Batutumonga Platosu’nun vadisini kaplayan huzurlu pirinç tarlaları ile, megalitik irili ufaklı dramatik kayalıklarla dolu doğasıyla, iç içe geçmiş muhteşem manzaralı pastoral köyleri ile gerçekten büyüleneceksiniz.
İLGİNÇ BİR BİLGİ
Sarawak’ta elle yemek yemek yaygın ve geleneksel bir davranış biçimi. Müslümanlıkta olduğu gibi, sol elin kirli kabul edilmesi nedeniyle yalnızca sağ elin kullanılması görgü kurallarına uyulması bakımından önemli.
Yemek yerken sol eli kullanmak saygısızlık göstergesidir.
Özetle, Sarawak’ta yemek masasında bıçak bulunmaması, yiyecekleri lokma büyüklüğünde porsiyonlarda hazırlama geleneğinden kaynaklanan ve elle yemek yemenin kültürel önemiyle tamamlanan bir uygulamadır. Bu konuda hiçbir batılının eleştirisini kabul etmiyorlar ve kendi kültürlerine saygısızlık olarak görüyorlar.

