İlkbaharda KIBRIS BAŞKADIR

İlkbaharda  KIBRIS BAŞKADIR

Yazın deniz ve güneş tatili için tercih ettiğimiz K uzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), ilkbahar ve sonbahar ay larında adanın tarihi güzelliklerini keşfetmeniz için çok daha uy gun bir iklim sunuyor. Size KKTC’nin dört kentinden, ‘landmark’ olarak tanımlayabileceğimiz dört tarihi eser tanıtıyoruz.

Yazı : YASEMİN SABAN

sabanyasemin8@gmail.com

 

Kapalı Maraş / GAZİMAĞUSA

Akdeniz’in ortasında, lüksün, şatafatın, Hollywood ünlü­lerinin gizli tatillerinin, dünya jet sosyetesinin duyulma­dık dedikodularının adresiydi Maraş, Rumca kullanımıy­la Varoşa. 1950’li, 60’lı yıllarda dünyada çok az rastlanan yedi yıldızlı otelleriyle, çılgın gece hayatıyla ve tabii ki Kıbrıs’ın cennet doğasıyla, deniziyle, güneşiyle ünlüydü.

Sadece Türklerin ya da Rumların değil, dünyanın birçok yerinden üst düzey yatırımcının otelleri, resto­ranları, butikleri, her yıl yüz binlerce turiste ev sahipliği yapıyordu. Bu renkli hayat, 1974 yılının yaz mevsiminde bir anda duruverdi. Kıbrıs Türklerini kurtarmak için Mut­lu Barış Harekâtı ile adaya çıkan Türk askerinin hâkim olduğu bölgelerden biri de burasıydı.

Çok uluslu şirketlerin yatırımları olması nedeniyle yasal statüsü uzun yıllar boyunca muğlak kaldı. Kapan­dı, askeri koruma altına alındı ve yıllar geçtikçe Kapalı Maraş adıyla bir hayalet şehre dönüştü. Tam 46 yıl boyunca.

2020 yılında kısmen ziyarete açılan Kapalı Maraş, ilk dört yılda iki milyondan fazla ziyaretçi ağırladı. Elli yıldır kullanılmayan lüks binaların arasında dolaşmak, geç­mişin mistik hikâyelerini merakla keşfe çıkmak, Kapalı Maraş’ı gezen her ziyaretçinin en büyük hevesi. Terke­dilmiş binaların arasında yürüyüş yaparken, zamanın durduğunu hissediyor, tarihin derinliklerine dalıyorsu­nuz istemsizce.

 

Yaz sıcağında gezmek zor olsa bile, ziyarete açık böl­genin içindeki belediye plajında, elli yıldır içinde yaşam olmayan bir tatil cennetinde, masmavi sularda yorgunluk atıp serinlemek paha biçilemez. Ancak Kapalı Maraş’ı gezmek için serin ilkbahar günleri, daha da iyi bir seçe­nek olabilir. Her mevsimde, Kuzey Kıbrıs’a gelip görme­den kesinlikle dönmemeniz gereken bir adres olduğunu not düşelim.

 

Bellapais Manastırı / GİRNE

Beşparmak Dağları’nın eteklerinde, 12. yüzyıldan kalma bir mimari şaheser… Sadece Girne’nin de­ğil, Kıbrıs’ın en güzel manzarasını izleyebileceği­niz efsanevi pencereler… Bellapais Manastırı’nın mistik atmosferi, Kıbrıs tarihini keşfetmek isteyen ziyaretçinin vazgeçilmez durağıdır.

Manastır ve çevresindeki Bellapais Köyü, sessiz patikaları, beyaz badanalı evleriyle huzuru, din­ginliği, tarihin ve doğanın birbirine karışan birçok güzelliğini temsil ediyor. Zaten adını da bu güzel­likten alıyor: Belle Pais, Fransızca Güzel Yer veya Belle Abbey, yine Fransızca Güzel Manastır…

Gotik mimarinin Kıbrıs’taki en önemli örneği olan manastır, Roma dönemindeki kalıntıların üzerinde Orta Çağ’da inşa edilmiştir. Yüzü dağ tarafına dönmüş yapının arka pencerelerinden izlenen Akdeniz manzarası, kelimenin tam anla­mıyla nefes kesicidir.

Dokuz yüzyıldır bütün ihtişamıyla dağları ve denizi kucaklayan manastır, günümüzde sa­nat festivallerine, klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapıyor. Özellikle yaz aylarında konser salonu olarak kullanılan eski yemekhanede klasik müzik konserlerine katılıp, serin taş avlularda içkinizi yudumlayarak bu Orta Çağ şaheserinde muhteşem bir gece geçirebilirsiniz.

 

Apostolos Andreas Manastırı / DİPKARPAZ

Kıbrıs’ın en doğusunda, adanın Türkiye’ye doğru uza­nan ince ucunun en sonunda, Hıristiyan dünyasının en önemli hac merkezlerinden biri yer alır, Apostolos And­reas Manastırı.

Ortodoks inancına göre Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Andrew gemiyle Kudüs’e giderken, Kıbrıs açıkların­da su sıkıntısı baş gösterir ve Karpaz Yarımadası’nın en ucunda karaya çıkarlar. Andrew, yani Andreas’ın gemi­den inerek bastonunu vurduğu yerden su çıkar. Hatta efsane bu ya, geminin bir gözü kör olan kaptanı da bu olayın ardından görmeye başlar! Ve buraya, suyun hala aktığı bu kaynağın etrafına onun anısına önce bir şapel, ardından da manastır inşa edilir.

Özellikle Ortodoks yortularında ziyaretçi akınına uğrayan manastır, hem tarihsel hem de dini bir zenginlik sunan benzersiz bir mekândır. Kuzey Kıbrıs’ın yeşil ve mavi ile sarmaş dolaş olmuş kıyılarında, huzur dolu bir atmosferde yükselen bu manastır, derin bir keşif alanıdır.

Sadece Hıristiyan hacılar değil, her dinden, milletten, yaştan turist, Dipkarpaz gezilerinde mutlaka manastıra uğrar ve herkes kendi dileği için bir mum yakar. Apos­tolos Andreas Manastırı’nda dua edip mum dikenlerin mumları ne kadar çabuk sönerse, dileklerinin o kadar çabuk gerçekleşeceğine inanılır.

Manastır, etkileyici mimarisi ve muhteşem konumuyla dikkat çeker. Taş duvarları, özgün Kıbrıs mimarisinin güzel bir örneğidir. İç mekân, ziyaretçilerini sıcak bir samimiyetle karşılar; freskler, ikonalar ve el yapımı süs­lemelerle doludur. Manastırın çevresindeki doğa ise bir başka güzelliktedir; yemyeşil zeytin ağaçları ve denizin huzur verici sesi, ziyaretçilerin ruhunu dinlendirir.

Apostolos Andreas Manastırı, Kıbrıs’ın tarihi ve kültü­rel dokusunu hissetmek isteyenler için bir vazgeçilmez­dir. Ruhsal bir yenilenmeye ihtiyacınız varsa ve Kıbrıs’ta geçireceğiniz bir günün unutulmaz anılarla dolmasını istiyorsanız, bu manastır mutlaka rotanızda olmalı.

 

Mavi Köşk / GÜZELYURT

Beşparmak Dağları eteklerinde saklı, sırlarla dolu bir yer var: Mavi Köşk. Sadece Kıbrıs’ın değil, aynı zamanda Akdeniz’in en dikkat çekici yapılarından biri olan köşk, 1956 yılında Pablo Pavilides adında İtalyan asıllı Rum bir avukat tarafından yaptırılmıştır. Avukat olarak da bilinir, iş adamı olarak da; ama aslında Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçılarından biridir.

Pablo Pavilides’in ve çevresindekilerin bu köşkte neler yaşadığının tam olarak açıklanamaması, köşkün gizemini ve cazibesini daha da artırmaktadır. Bugün bile köşkün hikâyeleri Kıbrıs’ın dört bir yanına dağılmış efsaneler ola­rak yaşamaya devam ediyor. Ziyaretçiler köşkün karanlık tarihi ve ihtişamlı geçmişi arasında büyüleniyor, her oda­sında yeni bir sır arıyorlar.

Dış görünüşüyle huzur veren bu Akdeniz villası, barın­dırdığı tarih ve hikâyelerle büyüleyici bir atmosfer sunu­yor. Siyasilerle güçlü bağları olan ve adı silah kaçakçılığı ile anılan ev sahibinin sadece lüks yaşamı değil, karanlık sırları da bu güzel köşkte saklı hala. Mavi Köşk’ün konu­mu bir tesadüf değil. Köşk, dağların arasındaki stratejik bir noktaya yerleştirilmiş, deniz ve kara arasındaki geçiş yollarını rahatça izleyebilecek şekilde tasarlanmış. İddia­lara göre, Pavilides burayı hem yaşamak, hem de işlerini yönetmek için bir üs olarak kullanmış. Köşkün pence­relerinden göz alabildiğine uzanan muhteşem Akdeniz manzarası, aslında bir sığınağı saklıyor.

Mavi Köşk’ün içi, 1950’lerin ihtişamlı yaşam tarzını ve sahibinin zevkini yansıtıyor. Modern bir güvenlik sistemiy­le donatılmış olan bu evde, dönemin ötesinde bir tek­nolojinin varlığı göze çarpıyor. Kapılar, şifreli sistemlerle açılırken, evin içinde gizli geçitler ve kaçış yolları mevcut. Pavilides’in iş görüşmelerini yaptığı odalar özel olarak tasarlanmış; misafirlerin rahat etmesi için lüks mobilyalarla döşenmiş bu odalar, aynı zamanda ev sahibinin konukla­rını gözetlediği gizli bölmelere sahip.

Ancak belki de en ilginç olanı, evin renklerle dolu odaları ve her birinin farklı bir anlam taşımasıdır. Örneğin, mavi oda sakinliği ve dinginliği temsil ederken, kırmızı oda daha dramatik ve heyecanlı duygulara hitap ediyor. 1974’te yükselen siyasi gerilim ve çatışmalar sırasında evinden kaçan Pavilides, bir daha geri dönemedi. Köşk ise geride kalan eşyalar ve anlatılan hikâyelerle bir tür “haya­let ev” gibi kaldı. Bugün köşk, Türk ordusunun himayesi altında ve ziyaretçilere açık. Köşkü gezenler, sadece ihti­şamı değil, aynı zamanda Pavilides’in karanlık geçmişine dair ipuçlarını da hissedebiliyorlar.

 

 

FOTOĞRAFLAR: KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHUR IYETİ TURİZM TANITIM VE PAZARLAMA DAİRESİ, LEYLA MELEK