Kalpten Gelen İşler RICHARD WU

Kalpten Gelen İşler RICHARD WU

Bugün sizleri Çinli mücevher tasarımcısı ve zanaatkar Richard Wu ile tanıştırmak istiyorum. Bu ismi not almanızı öneririm. Şimdiden uluslararası seçkin platformlarda kendine köklü bir yer edinmiş olan Wu, gelecekte de adını sıkça duyacağımıza inandığım olağanüstü bir sanatçı!

ECE ERMEÇ ÜSTER

@jewelery.muse

Kariyerine Suzhou’da gele­neksel yeşim oymacılığıyla başlayan mücevher tasarımcısı Richard Wu, mücevhere duy­duğu merakın izinde İtalya’ya giderek Milano ve Floransa’da usta zanaatkârlardan mıhla­macılık ve mum yontmacılığı eğitimi aldı; ardından İtalya’da kalarak bilgisini ve el işçiliğini geliştirmeye devam etti.

Edindiği bu değerli zanaatkârlık eğitimlerinin ardın­dan 2019’da Shenzhen’de kendi markası Richard Wu Jewelry’yi kuran Wu, mücevheri, düşünce ve duyguları ifade eden bağımsız bir sanat formu olarak görüyor. Do­ğadan, insanın varoluşundan ve yaşamın kırılganlığından beslenen tasarımlarını, olağanüstü titiz bir el işçiliği ile kavramsal ve aynı zamanda derin duygularla bezeli bir yaklaşımla ortaya çıkarıyor.

2022’den beri kazandığı bir çok ödül arasında, 2024’te ‘Black Veil-Siyah Maske’ adlı tasarımıyla, sektörün en prestijli ödüllerinden olan; ‘COUTURE Design Awards’ta ‘People’s Choice’ ödülünü kazanan ve aynı zamanda bu ödülü, Çin ana karasından kazanan ilk tasarımcı olan Richard Wu ile mücevher, zanaat ve sanat arasındaki sınırları konuştuk.

Çalışmalarınız mücevher, heykel ve mimarlığın kesişim noktasında yer alıyor. Siz yaratıcı kimliğinizi nasıl tanım­lıyorsunuz?

Mücevher üretmeye başlamamın temelinde, giyilebilir sa­nat eserleri yaratma fikri vardı. Bu nedenle yaptığım işi, insanların üzerinde taşıyabileceği sanatsal ve deneysel eserler üretmek olarak tanımlıyorum.

Yolculuğunuza yeşim taşı oymacılığıyla başladınız, ar­dından çağdaş yüksek mücevher tasarımına yöneldiniz. Zanaatkârlıkla kurduğunuz bu erken bağ, bugün sanatsal dilinizi nasıl etkiliyor?

O dönem oyduğum eserler oldukça gelenekseldi; çoğu kültür ve dinle bağlantılı motiflerdi. Bu figürleri ustalık­la işleyebilmek için önce onların anlamını öğrenmeye çalışıyordum. Çalışmalarımın büyük bölümü Taoizm, Budizm ve Konfüçyüsçülükle ilişkiliydi. Bunun yaşam felsefem üzerinde derin bir etkisi oldu. Zamanla duygu­larımı eserlerime nasıl dönüştürdüğümü de şekillendirdi. Ustalık eğitimimde bize her zaman ‘Oyduğun her şeyin bir anlamı olmalı’ denirdi. Bu anlayış bana yalnızca es­tetik açıdan güzel işler üretmeyi değil, anlamın da en az güzellik kadar önemli olduğunu öğretti.

Tasarımlarınız yalnızca birer süs objesi değil; güçlü duy­gular da uyandırıyor. Eserlerinizi takan insanların hangi hislerle ayrılmasını umuyorsunuz?

Bu, eserin üretildiği döneme ve o anki ruh hâlime göre değişiyor. Ancak tüm işlerimde ortak olarak vermek iste­diğim bazı duygular var: cesaret, bağımsızlık ve özgüven.

Tasarımlarınız doğayla güçlü bir bağ kurarken aynı za­manda son derece modern görünüyor. İlhamınızı daha çok doğadan mı alı­yorsunuz, yoksa geleceğin formlarını hayal etmekten mi?

Bir dönem hayal gücünün kaynağını sorguladım. Şuna inanıyorum ki insan, beş duyusuyla deneyimlemediği hiçbir şeyi gerçekten hayal edemez. Yani il­ham mutlaka bir yerden gelir. Ben do­ğaya büyük bir hayranlık duyuyorum. Doğadaki formların ardındaki mantığı anlamaya çalışıyorum. Her şeklin ha­yatta kalmaya hizmet eden bir avantajı var; doğa onları bugüne ulaşabilecek şekilde tasarlamış. Benim tasarımlarım da bu düşüncenin bir yansıması. Her formun bir anlamı vardır. Aynı zaman­da takılabilirlik, ağırlık, denge, hare­ket, dokunuş hissi ve konfor gibi tüm olasılıkları değerlendiriyorum. Bunların hepsi zihnimde bir şekle, bir gerilime, bir ışıltıya dönüşüyor. Tasarım zihnimde evrilmeye devam ediyor; her ayrıntının çözül­düğüne inandığım anda ise onu kâğıda aktarıyorum.

Mücevherlerinizde dikkat çekici bir hareket hissi ve hafiflik var. Özgürlük kavramı yaratı­cı felsefenizde önemli bir yer tutuyor mu?

Kesinlikle. Bir mücevheri takarken kendini­zi rahat hissetmeniz, seçtiğiniz gibi hareket edebilmeniz benim için çok önemli. Çünkü vermek istediğiniz duyguyu doğru şekilde yansıtabilmeniz buna bağlı. Özellikle cesaret ve özgüven gibi hisleri aktarmayı amaçlıyor­sanız… Rahatsız hissettiren bir mücevher sizi gergin veya huzursuz yapabilir. Elbette ba­zen bu bilinçli bir tercih olabilir; ancak amaç bu değilse, tasarlarken sürekli şu soruları sorarım: Takarken nasıl hissettiriyor? Hareke­ti doğru mu? Ağırlığı uygun mu? Bu yüzden her parçayı üretmeden önce defalarca kendim denerim. Böylece ağırlığından boyutuna, formundan ergonomisine kadar her detaydan emin olurum.

Çalışmalarınız uluslararası alanda büyük takdir gördü ve birçok prestijli tasarım ödülü kazandı. Bu başarılar yara­tım sürecinizi etkiledi mi?

Evet, birçok açıdan etkiledi. Öncelikle işlerimin izleyi­ciyle bir bağ kurmasını istiyorum. Bu nedenle geri bildirim benim için çok değerli. Böylece vermek istediğim mesajın ya da aktarmaya çalıştığım duyguların gerçekten karşı tarafa ulaşıp ulaşmadığını anlayabiliyorum. Ayrıca insanların yorumları ve tepki­leri bana hangi yönlerin daha güçlü etki yarattığını gösteriyor. Bu da hem kendimi geliştirmeme hem de sonraki işlerim için yeni ilhamlar bulmama yardımcı oluyor.

Bir eseriniz ödül aldığında sizi en çok mutlu eden şey hangisi oluyor: sanatsal tatmin, sektörün takdiri yoksa koleksiyonerlerin duygusal tepkisi mi?

Sanırım sanatsal tatmin. Çünkü bu, verdiğim emeğin görüldüğü, anla­şıldığı ve yaptığım işin anlam taşıdığının kabul edildiği anlamına geliyor. Aynı zamanda bana sınırları zorlamaya ve giyilebilir sanatın nereye kadar ulaşabileceğini keşfet­meye devam etme gücü veriyor.

‘Black Veil Mask’ adlı eseriniz cesur sanatsal ifadesiyle uluslararası ilgi gördü. İnsanların bu parçayla bu kadar güçlü bir bağ kurmasına şaşırdınız mı?

Evet, gerçekten şaşırdım. İnsanların bu kadar yoğun tep­ki vereceğini beklemiyordum. Özellikle göz hizasındaki küçük gözyaşı detayının birçok kişinin kalbine dokundu­ğunu söylemesi beni çok etkiledi. Açıkçası insanların bu ayrıntıyı fark edeceğini bile düşünmemiştim. Birçok kişi de maskenin üzerindeki yüzlerce küçük deliğin tamamen elle açılmış olmasına hayran kaldı. İnsanların eseri bu kadar derinlemesine okuyabilmesi beklentilerimin çok ötesindeydi.

Yenilikçi işler farklı yorumlara da açık oluyor. İzleyicile­rin bakış açısı sayesinde eserlerinizde sonradan keşfetti­ğiniz yeni anlamlar oldu mu?

Evet, birçok kez. Bir önceki soruda bahsettiğimiz gözyaşı detayı buna güzel bir örnek. İnsanların bu ayrıntıya ver­diği tepki beni o parçayı tasarladığım dönemde hissettik­lerime geri götürdü. O an fark ettim ki yaşadığım duygu başkaları tarafından da hissedilmişti. Buna benzer pek çok deneyim yaşadım. Bana göre bu, insanın hayatını samimiyetle yaşaması ve içinden geldiği gibi üretmesi gerektiğini gösteriyor. Kalpten gelen işler, er ya da geç insanlar tarafından anlaşılır ve hissedilir.

Çalışmalarınız dünya çapında giderek daha fazla tanınır­ken sizi bugün yaratıcı anlamda en çok zorlayan ya da motive eden şey nedir?

Yaratıcılık artık benim için bir sorun değil. Asıl mücade­le, üretim ile yaşamı sürdürebilmek arasındaki dengeyi kurmak. Kısacası, ‘ekmek ile çiçek’ arasındaki dengeyi.

Günümüz lüks tüketicisi artık daha çok bireyselliğe ve kişisel ifadeye değer veriyor gibi görünüyor. Sizce lüks kavramı bugün nasıl bir dönüşüm geçiriyor?

Benim için lüks; insanın keşfetme arzusuna ve başarma tutkusuna yazılmış bir övgüdür. Sanatın ve teknolojinin ulaşabileceği en üst noktadır. İşte bu arayışın kristalleş­miş hâli de lükstür.

Hızla değişen trendlerin ve dijital görselliğin şekillendir­diği bir çağda, işlerinizde özgünlüğü ve zamansızlığı nasıl koruyorsunuz?

Bana göre trendler değişse de temel olan hiçbir zaman değişmez. İnsanların duyguları ve yaşam deneyimleri her zaman kişiseldir; hissedilmeye ve ifade edilmeye ihtiyaç duyar. Sanat ise bu bağı kurmanın ve anlatmanın en güçlü yollarından biridir. Bu yüzden ben daha çok keşfetmeye, daha derin hissetmeye ve tüm bu duyguları mümkün olduğunca doğru bir şekilde eserlerime aktar­maya çalışıyorum.

Eserleriniz Doğu’nun zanaatkârlık geleneği ile Avrupa’nın teknik yaklaşımını oldukça doğal bir biçimde buluştu­ruyor. Sizce çağdaş moda ve mücevher tasarımı giderek daha kültürlerarası bir yapıya mı dönüşüyor?

Evet, buna katılıyorum. Özellikle otomotiv mühendisliği ve robotik teknolojiler baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Bu gelişmeler sayesinde çağdaş moda da hem yüksek kaliteyi hem de hızlı üretimi bir arada sunabiliyor. Bu açıdan bakıldığında iki disiplin artık çok daha kolay iç içe geçebiliyor. Gelecekte bu iki alan arasındaki sınırların daha da belirsizleşeceğini düşünüyorum.

Mücevher çoğu zaman insanların hayatındaki önemli anlarla özdeşleşir. Sizce mücevher en güzel hangi anları ölümsüzleştirir?

Benim için her önemli an buna dâhildir. Yeniden başla­yabilme cesareti, tek başına ayakta durabilme özgüveni, bağımsızlığın sessiz gururu… Kutlamalar kadar hüzünlü zamanlar da… Bence işte bunlar, taşınmaya değer kilo­metre taşlarıdır.

Sizce genç koleksiyonerler bugün değerli mücevhere yatırım yaparken duygusal olarak aslında neyin peşinden gidiyor?

Bence günümüz gençleri değerli mücevheri gösteriş yapmak için değil, kendi hikâyelerini anlatmak için satın alıyor. Hayatlarındaki özel anları simgeleyecek ve kim ol­duklarını gerçek anlamda yansıtabilecek parçalara ihtiyaç duyuyorlar.

Yeni bir eser yaratırken sizi genel olarak neler besliyor?

Kendimi bir elektrik süpürgesine benzetiyorum. Gördü­ğüm, hissettiğim tüm güzel şeyleri zihnimde topluyor ve saklıyorum. Sonra bir gün bunlar bir rüyanın içinde ya da beklenmedik bir olayın tetiklemesiyle yeniden ortaya çıkıyor ve bir tasarıma dönüşüyor.

Farklı kültürler, sergiler ve yaratıcı ortamlar arasında sü­rekli seyahat ediyorsunuz. Son dönemde hayal gücünüzü en çok hangi şehir besledi?

Her şehir bana farklı bir ilham veriyor. En son Cenevre’yi ziyaret ettiğim için, son dönemde beni en çok etkileyen şehrin Cenevre olduğunu söyleyebilirim.

 

“Bir mücevheri takarken kendinizi rahat hissetmeniz, seçtiğiniz gibi hareket edebilmeniz benim için çok önemli. Çünkü vermek istediğiniz duyguyu doğru şekilde yansıtabilmeniz buna bağlı. Özellikle cesaret ve özgüven gibi hisleri aktarmayı amaçlıyorsanız… Rahatsız hissettiren bir mücevher sizi gergin veya huzursuz yapabilir.”

Güzelliğe, zanaatkârlığa ya da tasarıma bakışınızı kökten değiştiren bir şehir oldu mu?

Bu soruya ise Milano ve Suzhou diye cevap veririm. Mücevher yapımını Milano’da, yeşim taşı oymacılığını ise Suzhou’da öğrendim. Her iki şehir de mimariden sanat eserlerine, operadan kültürel yaşama kadar sanatla iç içe. Bu nedenle üzerimde çok derin izler bıraktılar.

Seyahat ederken; dokulara, mimariye, ışığa ya da manza­ralara bir tasarımcı gözüyle farklı mı bakıyorsunuz?

Kesinlikle. Mücevher alanında çalıştığım için çoğu insa­nın fark etmediği ayrıntılar dikkatimi çekiyor; desenler, köşeler, kenarlar, farklı malzemeler, yüzey dokuları, ağır­lık hissi ya da sıra dışı formlar… Milano’daki Duomo’yu gezerken örneğin herkes genel yapıya bakarken ben kapının önünde uzun süre durup onu nasıl oyduklarını anlamaya çalışıyordum. Kaç katmandan oluşuyor? Hare­ket hissini nasıl vermişler? Kumaş kıvrımlarını, kasları ve tüm o detayları bronza nasıl aktarmışlar? Floransa’daki ünlü ‘Cennet Kapısı’nda ise döküm yerine repoussé ve chasing tekniklerinin kullanıldığını görmek beni büyüle­mişti. Bu tekniklerin nasıl uygulandığını ve birbirlerinden nasıl ayrıldığını anlamaya çalışıyordum. Bazen ise en sıradan görünen anlar bile ilham verebiliyor. Cenevre’de fondü yerken ekmeği peynire batırıp kaldırdığınızda eriyen peynirin akışını izledim. O yumuşak hareket bile zihnimde yer etti.

“Bir dönem hayal gücünün kaynağını sorguladım. Şuna inanıyorum ki insan, beş duyusuyla deneyimlemediği hiçbir şeyi gerçekten hayal edemez. Yani ilham mutlaka bir yerden gelir. Ben doğaya büyük bir hayranlık duyuyorum. Doğadaki formların ardındaki mantığı anlamaya çalışıyorum. Her şeklin hayatta kalmaya hizmet eden bir avantajı var; doğa onları bugüne ulaşabilecek şekilde tasarlamış.”

Yeni bir yere vardığınızda dikkatinizi ilk çeken şey ge­nellikle ne oluyor?

Renk. Çünkü renkler çoğu zaman bir coğrafyanın manzarasını ve kültürünü yansıtır. Yeni bir şehirde mutlaka gitmeye çalıştığım dört yer vardır: 1. Müzeler. Çünkü bir şehrin hikâyesi en iyi orada anlatılır. 2. Sanat galerileri. Bir medeniyetin saklı hazinelerini ve o şehrin ruhunu keşfetmenin en güzel yollarından biridir. 3. Kütüphaneler. Müzelerde ve galerilerde gördüklerimi anlamlandırmamı sağlar. 4. Yerel pazarlar. İnsanların yaşam alışkanlıklarını, kültürlerini ve gündelik hayatla­rını anlamanın en doğal yoludur.

Mücevher koleksiyonlarınız gerçek ya da hayali bir yere ait olsaydı, nasıl bir dünya olurdu?

İnsanların birbirine gerçekten değer verdiği, birbirini gözet­tiği bir dünyaya ait olmasını isterdim.

Tarihte yaşamış ikonik bir kişilik için bir eser tasarlaya­cak olsaydınız, size en çok kim ilham verirdi?

Açıkçası aklımda belirli bir isim yok. Beni daha çok cesareti, sevgiyi ve başkaları­na duyduğu derin merhameti temsil eden ruhlar etkiliyor. Böyle biri için tasarım yapacak olsam, bana ilham verecek şey insan ruhunun dayanıklılığı ve kalbin şefkati olurdu.

Bir tasarımınızın arkasındaki en beklenmedik ya da sıra dışı ilham kaynağı neydi?

Acacia küpelerim. Tasarımın ilhamı kızımdan geldi. Bah­çemizde bulduğu küçük bir tohumu bana getirip, “Bak, tıpkı bir küpeye benziyor. Bundan bir küpe yapabilir misin?” dedi. Tohumun forma dönüşme potansiyeli beni büyüledi. Doğal haliyle bile bir küpeye dönüşebilecek kadar kusursuz görünüyor­du. Böylece o tasarımın yolculuğu başladı.

Bugüne kadar sizin için sanatçı kimliğiniz açısından özellikle kişisel anlam taşıyan bir eseriniz oldu mu?

Birçok eserim duygusal olarak bana çok şey ifade edi­yor. Ancak şu anda diğerlerinden biraz daha fazla bağ kurduğum iki çalışma var. Bunlardan biri ‘Tear Beauty Apart: Teinopalpus aureus’. Bu eser, yanmış görünüm­lü altın bir kelebek kanadını konu alıyor. Kelebeğin gövdesi ise iskelet formundan oluşuyor. Kanat, sanki ameliyat masasına yatırılmış bir kelebek gibi metal bir çerçeveye sabitlenmiş durumda. Diğer eser ise hâlâ atölyemde; henüz tamamlanmadı. Umarım 2027 yılı içinde onu da bitirebilirim.

Sizce bugün zarafeti tanımlayan şey nedir?

Bugünün zarafeti bana göre cesaret ve dayanıklılık­la ilgilidir. Dürüst, kendinden emin, sade, rahat ama asla saldırgan olmayan bir duruş… İşte gerçek zarafet budur.

Çalışmalarınız aracılığıyla sanatsal mücevherle ilk kez tanışan birinin hangi duyguları yaşamasını istersiniz?

İlk hissetmesini istediğim şey merak. Önce parça­nın benzersizliği karşısında merak duysun; ardından bu merak onu üretim sürecini keşfetmeye yöneltsin. Sonrasında ise belki eserin taşıdığı duyguların kendi içinde de bir karşılığı olduğunu fark etsin ya da aynı hisleri paylaşan başka insanların da var olduğunu hissetsin.

Yıllar sonra insanlar çalışma­larınıza dönüp baktığında, güzellik anlayışınız ve ustalığı­nız adına en çok neyi hatırla­malarını istersiniz?

Umarım eserlerime baktıkla­rında onları kimin yaptığını hemen anlayabilirler. Aynı zamanda işçiliğin, kaliteli mücevher anlayışlarıyla ör­tüştüğünü görebilir; güzellik kavramına dair bakış açımla bağ kurabilir ya da en azın­dan onu anlayabilirler.

İnsanlar mücevherlerinizi taktığında içlerinde hangi duyguların uyanmasını istersiniz?

Olduğunuz kişinin en iyi hâliniz olduğuna dair gü­veni… Denemeye cesaret etmeyi… Tesadüflerden ya da bilinmezlikten korkmamayı… En çok bunları hissetmelerini isterim.

Geleceğe baktığınızda, insan­ların çalışmalarınız aracılığıy­la yarattığınız güzellik, duygu ve zanaat dünyasından en çok neyi hatırlamasını umuyorsunuz?

Dilerim ki insanlar 20 ya da 30 yıl sonra eserlerime baktıklarında, zanaatkârlığın ulaştığı seviyeyi göre­bilsinler. Eserlere yüklenen duyguların, yaşadığımız dönemin bir yansıması olduğunu hissedebilsinler. Ve yüksek mücevher sanatının yalnızca taşın nadirliğiyle, metalin ağırlığıyla ya da formun estetiğiyle değil; aynı zamanda başlı başına bir sanat disiplini olarak değer­lendirilmesi gerektiğini kabul etsinler.

Koleksiyonerler ve alıcılar eserlerinize hangi kanallar aracılığıyla ulaşabilir?

Her yıl mart ve eylül aylarında Hong Kong’daki mü­cevher fuarlarına, mayıs ayında ise Cenevre’deki fuara katılıyorum. Benimle bu etkinliklerde buluşabilirler. Ayrıca Instagram üzerinden bana ulaşmaları mümkün. Bangkok’taki W Hotel bünyesinde bulunan galeride de eserlerimin bir bölümü sergileniyor.