KSAMIL Balkanlar’ın Yeni Yaz Fenomeni mi, Avrupa’da Ulaşılabilir Lüksün Son Kalesi mi?

KSAMIL Balkanlar’ın Yeni Yaz Fenomeni mi,  Avrupa’da Ulaşılabilir Lüksün Son Kalesi mi?

“Burası gerçekten Avrupa’da mı?” diye düşüneceğiniz kadar Avrupalı olmayıp, konum olarak bu kadar Avrupa’da olması ne büyük çelişki değil mi? Halbuki sosyal medya olmasaydı klasmanda Fransa kıyıları, Cinque Terre, Portekiz, Malta, İbiza gibi yerler bile eli yüreğinde keşfedilmeyi umarken, Arnavutluk Rivierası’nın bu güzel kasabası Ksamil, hiç gelmeyecek olan sırasını tevekkül ile bekleyecekti.

CEREN ALİCAN

@istikametdunya

Ksamil bence hâlâ hak ettiği ala­kayı görmüş değil. Her ne kadar son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle Avrupa’nın en çok konuşulan yaz adreslerinden biri hâline gelse de… Turkuaz denizi, küçük adacıkları, ‘beach club’ları ve hâlâ Akdeniz’in birçok popüler noktasına göre daha ulaşılabilir kalan yapısıyla Arnavutluk Rivierası’nın popüler destinasyonu Ksamil, biraz Bal­kan ruhu, biraz Akdeniz enerjisi, biraz da “keşfedilmeden önce gidilmeliydi” hissi taşıyor. Tekrar söylüyorum, hâlâ yeterince keşfedilmiş değil. Hatta o kadar keşfedilmemiş ki, ismi bile ‘Samil’ olarak değil; ortadaki ‘ı’ harfi üzerine basa basa ‘Kısamil’ diye telaffuz ediliyor.

Ksamil’i ilginç yapan şey sadece güzel plajları değil bana sorarsanız. Asıl mesele, buranın değişim hızında. Bir zamanların sakin Balkan kasabası, bugün Avrupa’nın yeni yaz fenomenlerinden birine dönüşmek üzere. Ve tam da bu yüzden Ksamil’i anlatırken yalnızca denizinden değil, bu dönüşümün yarattığı yeni tatil kültüründen de bahset­mek gerekiyor.

Gitmeye niyetiniz varsa elinizi çabuk tutun. Bazı yerler bozulmaya çok meyilli çünkü.

Herkesin Aradığı Eski Yaz Hissi

“Nerede o eski bayramlar” cümlesiyle başa baş mücadele sergileyecek kadar özlem dolu bir cümleyle açıklamak istedim Ksamil’in farkını. Yoksa herkes aynı denizin aynı suyunu anlatıyor zaten. Halbuki biz deniz suyu arayışında mıyız, yoksa gerçekten bir zamanlar yaşadığımız o çocuk­luk yazlarını mı özlüyoruz?

Beni en iyi, Akdeniz’in ve Ege’nin kasabalarında çocuk­luğunu geçirenler anlar. 90’larda henüz ilkokula bile başla­mamış ya da yeni başlamış olanlar anlar. Yüzmeyi yüzme okullarındaki klorlu havuzlarda değil, sahil kasabalarında dalgaların arasında öğrenenler anlar.

Ben Adana’nın Seyhan ilçesinde, merkezde doğdum. Ancak bütün çocukluğum Akdeniz’in masum ve kendi hâlinde bir sahil yerleşimi olan Karataş’ta geçti. Anlayaca­ğınız sahil kıyısında büyüdüm. Üstelik de öyle beyaz kum­larla, turkuaz sularla kaplı, dışarıdan bakışı bile geceliği 800 USD’den başlayan fiyatlı bir sahilde büyümüş değilim. Gayet mütevazı, temiz, kendi hâlinde bir balıkçı mahal­lesiydi büyüdüğüm sahil mahallesi. Yazlık kültüründe çocukluk geçirenlere de aşinadır bu anlattıklarım.

Böyle uzun uzun anlatıp belki de sizi tam olarak o duyguya bile sokamadığım çocukluk yazları vardı ya… İşte Ksamil’de o yazlar hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Bu sade­ce sabahıydı. Daha bunun ikindisi var, akşamı var, gecesi var. Siz düşünün artık, çocukluğunuzun o tatlı yazlarına dair daha ne anılar yaşıyor orada hâlâ.

Denizin Değil, Eski Yazların Peşinde Bir Tatil Arayanlara

Sanırım Ksamil’in sosyal medyada bu kadar popülerleşme­sine rağmen hâlâ hak ettiği ilgiyi görmeyişinin sebebi bura­da yatıyor. Aynı şekilde benim gibi çocukluğuyla, özellikle de çocukluğunun yazlarıyla derin bağ kuran insanlarda bu kadar hızlı karşılık bulmasının sebebi de bu.

Çünkü artık insanlar yalnızca güzel deniz aramıyor. Güzel deniz zaten dünyanın her yerinde var. Hatta bazen o kadar fazla ‘güzel’ var ki, insan bir noktadan sonra hiçbir şey hissetmemeye başlıyor.

Ama eski yaz hissi öyle değil. O his artık sayılı yerde kaldı. Turkuaz sular, beyaz sahiller size çok güzel fotoğraf kareleri vaat eder. Ama gerçek bir yaz deneyimi sunamaz­lar. O ruhu yaşatamazlar.

Bu anlattıklarımı yaşamayan bilemez. O yüzden de bir noktadan sonra sıkılırlar bu tip yerlerde. Çünkü modern tatil anlayışı bize dinlenmeyi değil, sürekli bir şey yetiştir­meyi öğretiyor. En iyi beach’e gitmek, en popüler resto­ranı yakalamak, doğru fotoğrafı çekmek, rezervasyonu kaçırmamak, sıra beklememek, en güzel açıyı ve en doğru ışığı yakalayıp en iyi pozu vermek, en iyi ‘Reels’ı editleyip etkileşim saatinde paylaşmak, az okunmuş kitabı, çoktan soğumuş kahveyi ve en pahalı marka güneş koruyucuyu aynı kareye sığdırıp adına ‘yaz tatili’ demek… Ama denizin karşısında otururken bile gerçekten tatilde hissedememek.

Ksamil’de ise hâlâ küçük yazlık kasabaların o eski ritmi hissediliyor. İnsanların birbirine günaydın dediği, sabah denize girip öğlen eve tuzlu saçlarla döndüğü, evinin te­rasının serinliğinde dalga sesleri eşliğinde ikindi uykusuna yattığı, akşamüstü herkesin yeniden sokağa karıştığı o eski yaz temposu… Belki de bu yüzden burada geçirilen birkaç gün, insana yalnızca tatil yapmış gibi değil; çocukluğundan bir parçayı kısa süreliğine geri almış gibi hissettiriyor.

Arnavutluk Rivierası

Yazlık kültürünü ve yavaş yaz etrafında dönen bu konsept sizi yanıltmasın. Arnavutluk Rivierası, bizim yazlık kül­türümüzü Avrupai normlarla oldukça dengeli bir şekilde birleştirmeyi başarmış. Sahil kıyısında çocukluğunuzun geçtiği; beton merdivenli, asmalı teraslı eski deniz evlerini görebileceğiniz gibi, lüks B&B otelleri ya da her şey dahil resortlar da mevcut.

Denizin ne kadar güzel olduğunu anlatmaya lüzum gör­müyorum artık. Zaten sosyal medyada önünüze düşen her kare bunu yeterince anlatıyor. Ama ‘beach club’ olgusunun burada diğerlerinden farklı işlediğini özellikle belirtmek istiyorum. Genelde bu tip bölgelerde denizin ve sahilin  en güzel noktaları, en pahalı oteller ve ‘beach club’lar tarafından çoktan parsellenmiştir. En güzel manzaraya ulaşmak için belirli bir bütçenin üzerinde harcama yapma­nız gerekir.

Ksamil’de ise durum tam olarak böyle değil. Halk pla­jında da deniz billur gibi ve kum beyaz. Biraz ilerideki orta segment ‘beach club’da da öyle, en köşedeki lüks olanda da… Yani burada insanlar Allah vergisi bir güzelliğe eriş­mek için değil; gerçekten konsept, konfor ve hizmet için para ödüyor. Bence burayı farklı yapan detaylardan biri de tam olarak bu.

Çoğu ‘beach club’ giriş ücreti almıyor. Genellikle yalnız­ca yiyip içtiklerinizi ödüyor, şezlong kullanmak isterseniz bulunduğu konuma ve tipine göre ekstra ücret veriyor­sunuz. Lüks ‘beach club’larda ön sıra ve en iyi manzaralı şezlong fiyatları ortalama 30–50 Euro arasında değişirken, standart iki şezlong + bir şemsiye kombinasyonları çoğu yerde günlük 15–20 Euro civarında. Üstelik tesislerin büyük kısmı, Avrupa’daki birçok popüler ‘beach’ desti­nasyonunun aksine hâlâ daha sakin ve ‘nefes alınabilir’ hissettiriyor.

Elbette gün boyu DJ performansları ve ‘beach party’ konseptiyle çalışan mekanlar da mevcut. Ama genel atmosfere baktığınızda, yalnızca denizin tadını çıkarmak isteyenler için de hâlâ oldukça fazla alternatif olduğunu görüyorsunuz.

Denizden Sofraya

Bütün günü turkuaz deniz ve beyaz kumla geçiren bir insanın akşamına hakkı şöyle kallavi bir yemektir. Ve Ksamil gibi bir yerde akşam yemeğinin başrolü kesinlikle deniz ürünleri olmalı. Avrupa’nın açık ara en kaliteli deniz ürünlerini burada bulacağınızı söylesem abartmış olmam. Türk halkı olarak midyeye, özellikle de midye dolmaya olan düşkünlüğümüz malumunuz. Ama ben burada öyle bir midye yedim ki, döndükten sonra yediğim hiçbir midye dolmadan aynı keyfi alamıyorum artık. Bazı yemekleri ha­yatınızda sadece bir kere yer ve ömür boyu unutamazsınız ya… İşte Momento’da, sırf meraktan söylediğimiz midye sote tam olarak bunu yaşattı bize. Maydanoz, domates ve sarımsakla sotelenmiş dev bir tencere dolusu midye masa­ya geldiğinde önce porsiyonun büyüklüğü karşısında şoka girdik. Ama asıl şoku, masadaki dört kişinin birkaç dakika içinde birbirimizle tek kelime etmeden bütün porsiyonu bitirmesiyle yaşadık. Ve hepimizin aklında aynı soru vardı: “Bir tane daha mı söylesek?..”

İkinci Ksamil favorim ise kesinlikle Mr. Crabs adlı res­toranda yediğim yengeç oldu. Zaten yengeci çok severim ama buradaki deneyim gerçekten başka seviyedeydi. Konsept olarak restoranın en iddialı ürünleri zaten yengeç­ler. Ama öyle tek kişilik, standart boyutlarda bir tabaktan bahsetmiyorum. Burada yengeç kilo ile servis ediliyor ve çeyrek, yarım ya da tam seçenekleri mevcut. Ben tek başıma bir tam yengeci rahatlıkla bitirebileceğimi düşünü­yordum. Ta ki yengeçlerin iki kilodan başladığını öğrenene kadar… Dolayısıyla mantıklı bir karar verip çeyrek porsi­yonla devam ettim.

Üstelik Ksamil’de güzel yemek deneyimi yalnızca lüks restoranlarla sınırlı değil. Sahil boyunca yürürken karşınıza çıkan küçük aile işletmelerinde bile sabah denizden çıkmış balıkları, tereyağında karidesleri, közlenmiş ahtapotları ya da buz gibi beyaz şarap eşliğinde servis edilen deniz mahsullü makarnaları oldukça iyi fiyatlara deneyimleyebi­liyorsunuz.

Balık haricinde çok başarılı et ürünleri de denedik. Ki zaten Balkan coğrafyasında et kültürü olmadığını düşün­mek söz konusu bile olamaz. Balkan köftelerinin yanı sıra, oldukça başarılı ‘steak’ bulabileceğiniz salaş ama karakterli restoranlar da mevcut.

Çocukluğumuzun Yaz Geceleri

Çılgın bir gece hayatından bahsetmem bekleniyorsa böyle bir beklentiyi karşılayamıyorum maalesef. Elbette Ksamil’de oldukça başarılı gece mekanları var. Ama bizim derdimiz zaten yetişkinliğimizde Çeşme’de, Bodrum’da ya da dünyanın başka yerlerinde defalarca deneyimlediğimiz çılgın gece hayatının Balkan uzantısını bulmak değil.

Datça’da, Göcek’te ya da benim gibi daha kendi hâlinde sahil kasabalarında büyüyenler için mesele başka. Arka­daşlarla sahil havasında içilen biraları, gece pazarlarında gezinirken iştahla yenen dondurmaları, uzaktan gelen müzik seslerinin sahil kenarındaki evlerin teraslarında edilen sohbetlere ve okey taşlarının çıtırtısına karışmasını özlüyoruz biraz.

Ve evet, Ksamil’de hem merkezde hem de sahil şeri­dinde geceyi dibine kadar eğlenceyle geçirmek kesinlikle bir seçenek. Ama ben burada çocukluğumun Karataş yazlarının akşamlarını yaşamayı tercih edenlerdenim. Tıpkı gündüzünü de aynı şekilde yaşamayı seçtiğim gibi.

Son Bir Şey Daha

Ksamil’i anlatırken yalnızca denizinden, plajlarından ya da restoranlarından bahsetmek bana hiçbir zaman yeterli gelmeyecek. Çünkü Ksamil size yalnızca güzel bir tatil vadetmez. Uzun zamandır unuttuğunuz bir hissi hatırlatır. Eğer bu hissi gerçekten bilenlerdenseniz, Ksamil’den dö­nerken gerçekten “yaz tatili yaptım” dersiniz. Ksamil bana tam olarak bunu söyletti. Çocukluğumun yazlarını, sahil kasabalarının yavaş akan günlerini, terasta uyuyakalan bü­yükleri, akşam serinliğinde sokağa taşan hayatı, denizden tuzlu saçlarla dönülen o uzun günleri yıllar sonra yeniden yaşattı bana. Ksamil’de geçirdiğim süre boyunca kendimi yeni bir yer keşfediyormuş gibi değil, yıllardır unuttuğum bir yere geri dönmüş gibi güvende hissettim.

Ama dürüst olmak gerekirse, Ksamil’in bugün hâlâ bu kadar güzel olmasının sebebi biraz da henüz tam anlamıy­la ‘tüketilmemiş’ olması. Çünkü Ksamil, kalabalıklaşmaya fazla dayanabilecek kapasitede bir yer değil. Bu yüzden ne zaman ve hangi noktada “Ksamil de bitmiş” denmeye başlanır, bunu kestirmek güç.

Hâlâ vakit varken Arnavutluk Rivierası’na yolunuzu düşürün. Ama bunu yalnızca en güzel beach’i ya da en po­püler restoranı arama telaşıyla yapmayın. Bir sabah erken kalkın. Henüz herkes uyanmamışken sahilde yürüyün. Uzaktan gelen çatal bıçak seslerini, terastaki kahvaltı hazır­lıklarını, denizden dönen insanları izleyin. Belki o zaman siz de fark edersiniz. Aslında bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir tatil değil, eski bir yaz hissidir.

 

 

 

Ksamil’de güzel yemek deneyimi yalnızca lüks restoranlarla sınırlı değil. Sahil boyunca yürürken karşınıza çıkan küçük aile işletmelerinde bile sabah denizden çıkmış balıkları, tereyağında karidesleri, közlenmiş ahtapotları oldukça iyi fiyatlara deneyimleyebiliyorsunuz.”