Okyanusun Sonsuz Maviliğinde YELKENLİ İLE ONYEDİ GÜN

Okyanusun  Sonsuz Maviliğinde  YELKENLİ İLE  ONYEDİ GÜN

Rüzgarın ve dalgaların eşliğinde oky anusu geçen ‘Ekinoks’ ekibinin yüreğinin ritmine şahit olmak ister misiniz?

SEVCAN AKESİ

@sevcanakesi

Ekinoks, @ekinoksworldcruising, Ara­lık 2021’den beri Ege Denizi’nden İyon Denizi’ne, Adriyatik’ten Akdeniz’e, Karayipler’den Bahamalar’a çok sevgili kaptanımız Derya Bilen ve canım arka­daşım Aslı Çarpar ile birlikte yolculuk yaptığımız harika teknenin adı.

Evet Fashion&Travel Dergisi’nin çok sevgili yayın danışmanı ve editörü Ley­la Melek’in benden okyanus geçişi ile ilgili bir yazı istemesi sonrasında düşündüm ki; sonsuz maviliğin ortasında hiçbir değişik durum olmadan 17 gün süren yolculuğun, her gün aynı rutini yaşamak anlamına gelmediği ve de dar bir alanda tekne mürettebatının paylaştığı duygusal dinamiklere bağlı yoğun bir duygu çemberi olduğu… Ve bu hikayeyi kaleme almak gerçek­ten harika bir fikir oldu.

Okyanus geçişi, günlük hayatın curcunasından sıyrılıp sadece rüzgarın, dalgaların, gün doğumu, gün batımı ve gece nöbet­lerinin hayatımızın şekillenmesine sebep olan yeni, farklı bir gerçekliğe adım atma dönemiydi…

Atlas Okyanusu’nu yelkenli ile aşmak çoğu denizcinin hayallerinin bir parçasıdır. Bu sadece binlerce millik bir mesa­feyi katetmek anlamına gelmiyor. Bu yolculuk, hem insanın iç dünyasına, hem de doğanın inanılmaz ihtişamına doğru yaptığı derin bir yolculuğu kapsıyor. Yaşamla ölüm arasındaki o ince çizginin varlığını da daha anlamlı kılıyor.

Ve Hazırlıklar Başlasın

Tekne hazırlığının belki de en felsefi ve en kritik boyutu, arkadaşlarımızın bu yolculuğa zihnen hazır olmasıydı. Yaşadığımız dünyanın tüm işlerini, ünvanlarını, karga­şasını ve de en önemlisi rahat, güvenli alanlarını geride bırakmaktı.

Okyanusu geçme kararı karada alınır ama geçişin ba­şarısı, henüz palamarlar çözülmeden teknede yapılan o sessiz ve titiz hazırlıkta saklıdır. Felsefi olarak düşünüldü­ğünde, tekne hazırlığı, aslında insanın doğayla yapacağı o büyük yüzleşmeye kendini hazır hale getirme sürecidir, burada en önemli şey teknenin okyanus ortasında bile internet bağlantısının olmasıdır, o dönemde Starlink daha yeniydi ve internet dünyası için yeni bir çığır açılmıştı. İsviçre‘den marin tipi alınıp İspanya’da tekneye taktırıldı. Bu çok büyük bir güvence idi.

Tabii bu hazırlık sürecinde çevreden gelen olumlu veya olumsuz bir çok tepkiyle de karşılaşırsınız. Bu işten vazgeç diyenler de çoğunlukta.

Kaptan Konuşuyor

Kaptanımız Derya Bilen ilk yola çıkışını ve sonrasını şöyle anlatıyor:

“Cebelitarık’tan çıkış herkesin en büyük derdi. Neden derseniz Orka, yani katil balinaların saldırısına uğrama ihtimaliniz çok yüksek. Aslında buna bir saldırı deme­yelim, onların avlanma ve oyun alışkanlıkları. Kesin bir çözüm yok ama denizciler değişik çözümler öneriyorlar.”

Katil Balinalara Karşı

Katil balina Orkalara karşı pek çok çözüm üretmiş insanoğlu. Suda çalışan kolonlarla müzik yapanlar mı? Suda yanan çatapat tarzı patlayıcılar mı? Kumsalda kum torbaları hazırlayanlar mı? Bu Orkalar saldırdığında sağdan soldan denize kum dökülünce ekolokasyon yani ses ötesi dalgalar yayamadıklarına inanan denizcilerin şehir efsanesidir. Aslında bilimsel bir geçerliliği yoktur. En doğrusu motoru ve tüm ses kaynaklarını kapatmaktır. Tamamen hareketsiz ve sessiz olmak. Dümeni dahi hiç hareket ettirmemek gerekir ki, palanın hareketini görüp saldırıp palayı kırmasınlar. Tabii bu arada teknedekiler de sakin kalmalıdır, o saldırı sırasında bu nasıl olabilir bilmiyorum. Biz de Cebelitarık’tan patlayıcılar alıp tek­neye koyduk. Daha dükkana girip Orka derken önüne patlayıcıları koyuyorlar. Tabii bunların kullanımı doğaya ve hayvanlara zarar veriyor, uluslararası deniz hukuku ve çevre koruma kanunlarına göre de ağır cezaları var. Ama biraz da can korkusundan insan yine de tedarikli olmak istiyor.

“Okyanusun zifiri karanlığında her gün herkese gece nöbeti düşüyordu. Yukarda binlerce yıldızın aydınlatmaya çalıştığı gökyüzü, aşağıda derinliği bilinmez sonsuzluk denizinden gelen dalga sesleri ile tutulan gece nöbetleri galiba en ürkütücü zamanlardı.”

Genellikle Orkalar, 20-100 met­re arası derinliklerde dolaşıyorlar ve 20 metrenin altında su sığ olduğu için teknenin altında hare­ket etme kapasiteleri azalıyor ve teknelere saldıramıyorlar. Bunun için en başarılı strateji Tarifa’ya kadar kıyıdan gitmek. Biz de öyle yaptık. Sonrasındaki risk Tarifa’dan karşıya geçebilmek. Karşıya geçerken de iki tehlike var. Gemi trafiği ve Orkalar. Biz direkt karşıya orta çizgiye geldik, orta çizgiden biraz giderek Fas açıklarına vurduk. Çok şükür ki başımıza hiçbir şey gelmedi. İstemeyerek aldığı­mız patlayıcıları da kullanmak zorunda kalmadık.

Kasım‘ın 7’sinde Cebeltarık’tan çıktığımız yolcu­luk 11 Kasım’da Kanarya Adaları’ndan kuzeydeki Isla Grasiosa’da ilk etabını tamamlamış oldu. Yaklaşık 650 mil civarında. 100 saatte bu yolu bitirmiş olduk. İkinci günde sert bir hava vardı. Rüzgar 13-28 knot aralığında 12-55 pusula açısında geldi. Dalgalar da 1,5 ile 4 metre arasındaydı. 300-305 açıdan geldi. Hiç yağmur olmadı, yani bunun için her şey kolayımızaydı diyebilirim.

Son Kara Yeşil Burun Adaları

Cebelitarik’tan çıktıktan sonra Kanarya Adaları’na uğra­manın rahatlığı içinde yolculuk başladı. Cape Verde (Ye­şil Burun Adaları) ise artık gördüğümüz göreceğimiz son kara parçası idi. 8,5 günde Cape Verde’ye ulaştık. Son alışverişler ve yakıt ikmali burada yapıldı. Toplam 450 litre mazot ile yola çıkıldı. 250 litre teknenin deposu, 20 litrelik bidonlarda toplam 200 litre de yedek mazot vardı. Son 350 milde mazot kullandık. Cape Verde Mindelo’dan çıktıktan sonra 25’-27’ kuzey paralelinde batıya doğru yol almaya başladık. Birinci günün sonunda tüm tekneler birbirinden ayrıldı. İkinci günden sonra da kaba dalgalar başladı ve iki gün devam etti. Kara kaybol­duğunda ise, insanı tanımlayan bütün ünvanlar, alışkanlıklar ve sınırların suyun yüzeyinde kalaca­ğına herkes hemfikirdi.

Kara Görmeden 17 Gün

Artık hepimiz, karanın bittiği yer­deydik. Barbados karşıya geçişin ilk durağı idi. Karşıya geçtikten sonra 11 tekne Martinik’te buluş­tu. Bu buluşma anları çok heye­canlıydı.

Ortalama 18-21 günlük seyir süresi göz önüne alındığında, Cape Verde’den Karayipler’e or­talama 5-6 knot süratle katedilen mesafe muhtemelen 2000 ile 2200 deniz mili arasında olmalıydı. Bizimse karşıya geçişimiz 17 gün sürdü.

Yelken dünyasında bu rota, ‘Ticaret Rüzgârları’ (Ali­zeler / Trade Winds) rotası olarak bilinir. En çok tercih edilen de 18–21 gün civarı süren klasik rotadır.

“Okyanusu geçme kararı karada alınır ama geçişin başarısı, henüz palamarlar çözülmeden teknede yapılan o sessiz ve titiz hazırlıkta saklıdır. Felsefi olarak düşünüldüğünde, tekne hazırlığı, aslında insanın doğayla yapacağı o büyük yüzleşmeye kendini hazır hale getirme sürecidir.”

Ufuk çizgisinin her yönde tamamen kaybolduğu ve karanın sadece bir anıdan ibaret kaldığı o noktaya vardı­ğınızda, dünyanın bambaşka bir yere dönüşüyor olması gerçekten çok düşündürücüydü. Atlas Okyanusu’nun kalbinde geçirilen 17 gün boyunca, hayatı birkaç metrekarelik bir güver­tede, herkesin ortak ritmiyle yaşamak… Doğanın ihtişamı karşısındaki o küçüklük hissi, yerini korkuya değil; birbirimize duyduğumuz sarsılmaz bir güve­ne bıraktı.

Okyanusun zifiri karanlığın­da her gün herkese gece nöbeti düşüyordu. Yukarda binlerce yıldızın aydınlatmaya çalıştı­ğı gökyüzü, aşağıda derinliği bilinmez sonsuzluk denizinden gelen dalga sesleri ile tutulan gece nöbetleri galiba en ürkütücü zamanlardı. Gecenin karanlığında okyanusun ortasında, o muazzam sonsuzluk hissi içinde ve doğanın gücü karşısında ne kadar savun­masız kalabileceğimizin derin hissi ve doğaya duyduğumuz saygı ile geçen geceler… Tekne­de uyuyan diğer arkadaşlarımızın varlığının verdiği derin güven duygusu ve birbirimize hayatımızı emanet etme hissi… Karada iken yapılan her kontrolün aslında gece nöbetinde uykuda olan arkadaşlarımızın hayatını koruma sözü olduğunun bilincinde olmak.

Herhalde bu konuda en büyük hassasiyet de kaptanımız Derya’ya aitti.

Tabii Derya Kaptan tedirginlik yaşamıyordu. Onun için ne geceler ne de gündüzler zor değildi. O yıllarca Ege, Akde­niz, İyon Denizi ve Adriyatik’te geçirdiği deneyimli yılların ar­dından artık Atlas Okyanusu’nun keyfini çıkarıyordu. Çünkü herşeye çok hakim ve kontrollü idi. Ne zaman nasıl davranacağını çok iyi biliyordu. Kendini göçebe, hayallerinin peşinden koşan bir denizci olarak değerlendirdiğinde, bu işin çok disiplin gerektirdiğinin bilincindeydi.

17.günün sonunda kara görün­dü diye bağırabilmek hoş bir duygu olurdu herhalde ama artık tekne ne zaman karanın görüneceğini, ne za­man karaya çıkılabileceğini söylü­yor. Seyir halinde hiç içki içilmeyen katı tekne kuralı son 1000 mil kala bir şişe şarapla kutlandı.

17 gün boyunca 4,5 kilo balık tutup güzel balık yemekleri yapıp yemek, okyanusun ortasında Antep fıstıklı Adana kebap yapmak kap­tanın yemek yapmayı ve yemeyi sevdiğini gösteriyor, ne dersiniz?

Evet… Zamanın dalga boylarıy­la ölçüldüğü, rüzgârın hikâyeler anlattığı bu 17 günlük transatlantik serüveninde, insan hem kendini hem de yanındakileri yeniden keşfediyor.

“Katil balina Orkalara karşı pek çok çözüm üretmiş insanoğlu. Suda çalışan kolonlarla müzik yapanlar mı? Suda yanan çatapat tarzı patlayıcılar mı? Kumsalda kum torbaları hazırlayanlar mı? Bu Orkalar saldırdığında sağdan soldan denize kum dökülünce ekolokasyon yani ses ötesi dalgalar yayamadıklarına inanan denizcilerin şehir efsanesidir.”