PERFORMANS, STİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

PERFORMANS, STİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Pandemi döneminde dijital bir marka olarak doğan Comeup, dikişsiz üretim teknolojisi ve entegre fabrika altyapısıyla kısa sürede güçlü bir kimlik inşa etti. Marka Direktörü Fatma Kaya, SS’26 koleksiyonunu, sürdürülebilirlik hedeflerini ve global büyüme planlarını anlattı.

 

Comeup kısa sürede güçlü bir marka kimliği oluşturdu. Bu yolculukta sizi en çok geliştiren deneyimler neler oldu?

Markamızı 2020 yılında, oldukça belirsiz bir dönemde hayata geçirdik. Pandemi koşulları birçok sektör için zorluk yaratırken, bizim dijital odaklı bir marka olarak doğmuş olmamız bu sürece hızlı adapte olmamızı sağladı. İlk günden itibaren kullanıcı geri bildirimlerini çok dikkatli dinledik ve ürün geliştirme süreçlerimizi buna göre şekillendirdik. Entegre üretim altyapımız sayesinde tasarım ve üretim süreçlerinde hızlı hareket edebilmek de bizim için büyük bir avantaj oldu. Bu beş yıl hem markamızı hem de ekip olarak bizi çok geliştiren bir dönem oldu.

 

Spor giyim son yıllarda yalnızca spor salonlarıyla sınırlı olmayan bir kategoriye dönüştü. Markanızı bu dönüşümün neresinde konumlanıyor?

Comeup’ı kurarken çıkış noktamız tam olarak buydu. Spor giyimin artık yalnızca antrenman sırasında değil, günlük hayatın da bir parçası haline geldiğini gördük. Bu nedenle koleksiyonlarımızı tasarlarken performans odaklı teknik özellikleri modern ve zamansız bir stil anlayışıyla bir araya getiriyoruz. Dikişsiz üretim teknolojisiyle hazırlanan ürünlerimiz hem yüksek konfor sunuyor hem de günlük kombinlerin bir parçası olabilecek estetik bir görünüm sağlıyor. Böylece kullanıcılarımız spor yaparken de şehir hayatında da kendilerini rahat ve stil sahibi hissedebiliyor.

 

İlkbahar–yaz sezonu için hazırladığınız yeni koleksiyonun arkasındaki yaratıcı süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Yeni sezon koleksiyonlarımız her zaman kapsamlı bir araştırma ve tasarım süreciyle hazırlanıyor. Global activewear trendlerini yakından takip ediyor, ardından bu trendleri markamızın tasarım diliyle yeniden yorumluyoruz. SS’26 koleksiyonunda yazın enerjisinden ve özgürlük hissinden ilham aldık. Teknik kumaşlar, markamızın yalın ama incelikli detaylara sahip tasarım diliyle birleşti. Tüm koleksiyonlarımızda olduğu gibi SS’26’da da renk paletini oldukça geniş tuttuk. Pembe, sarı, kırmızı, mavi, yeşil gibi renklerin Comeup tasarım diline uygun tonları SS’26 koleksiyonunda belirleyici renkler oldu. Kahve ise ton değiştirerek son üç sezondur olduğu gibi yaz koleksiyonunda da varlığını sürdürüyor. Yılın güçlü rengi olan Transformative Teal, mavi ve yeşilin birleştiği modern bir ton olarak koleksiyona dinamik ve çağdaş bir dokunuş kattı. Sezonun öne çıkan trendlerinden biri olan ürünlerin birden fazla katman halinde giyilebildiği parçalar da koleksiyonda yerini alarak kombin çeşitliliğini artırdı. Yaz aylarında konforu artıran hafif ve nefes alabilen kumaşlara da özellikle odaklandık. Taytlar, dikişsiz pantolonlar, sporcu sütyenleri, bisikletçi şortları ve crop üstler ile hem sportif hem de günlük kullanıma uygun çok yönlü bir koleksiyon sunmayı hedefliyoruz.

 

Türkiye’de kadın spor giyim pazarı oldukça rekabetçi. Sizi diğer markalardan ayıran temel özellikler neler?

Bizim en önemli farkımız, uzun yıllara dayanan üretim gücümüz ve teknolojik altyapımız. Ürünlerimizin tamamını %100 dikişsiz giyim teknolojisiyle üretiyoruz ve üretim sürecinin tüm aşamalarını entegre tesisimizde yönetiyoruz. Bu yapı hem kalite kontrolünü güçlendiriyor hem de tasarım süreçlerinde daha esnek olmamızı sağlıyor. Ayrıca tasarımlarımızda performans, konfor ve estetiği aynı anda sunmaya odaklanıyoruz. Yerel bir marka olarak Türk kadınının yaşam tarzını ve beklentilerini iyi tanımamız da bize önemli bir içgörü kazandırıyor.

 

Kadın spor giyiminde kullanıcı beklentileri hızla değişiyor. Sizce bugün tüketiciler bir spor giyim markasından en çok ne bekliyor?

Bugünün tüketicisi spor giyimden yalnızca performans değil, aynı zamanda çok yönlülük bekliyor. Yani bir ürünün hem spor yaparken hem de günlük yaşamda rahatlıkla kullanılabilmesi önemli hale geldi. Biz de koleksiyonlarımızı bu bakış açısıyla hazırlıyoruz. Taytlar, sporcu sütyenleri, bisikletçi şortları ve üst grupları hem antrenmanlarda yüksek performans sunacak hem de günlük stilin parçası olabilecek şekilde tasarlıyoruz.

 

Üretim yaklaşımınızda sürdürülebilirlik nasıl bir rol oynuyor?

Sürdürülebilirliği yalnızca bir trend olarak değil, uzun vadeli stratejimizin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Dikişsiz üretim teknolojisi, doğası gereği minimum atıkla çalışmamıza olanak tanıyor. Üretim süreçlerimiz kendi entegre fabrikamızda yürütüldüğü için enerji ve su tasarrufu konularında aktif çalışmalar yürütüyoruz. Fabrikamız, Sıfır Atık sertifikasına sahip bir üretim tesisi olmanın gururunu taşıyor. Bunun yanında kumaş geliştirmelerimizde dayanıklı ve uzun ömürlü malzemeleri tercih ederek hem kullanıcı deneyimini hem de çevresel etkileri dengelemeye çalışıyoruz.

 

Dijital kanallar üzerinden satış yapan bir markasınız. Bu model size ne kazandırdı?

Dijital odaklı bir marka olmak bize kullanıcılarımızla doğrudan ve hızlı bir ilişki kurma imkânı sağladı. Dijital kanallar aracılığıyla müşteri deneyimini uçtan uca yönetebiliyor, kullanıcı geri bildirimlerini çok daha hızlı analiz edebiliyoruz. Bu da ürün geliştirme ve hizmet kalitesini sürekli iyileştirmemize yardımcı oluyor. Aynı zamanda dijitalleşmenin sunduğu veri ve analiz imkânları sayesinde kullanıcı alışkanlıklarını daha iyi anlayabiliyoruz.

 

Önümüzdeki dönemde nasıl bir büyüme vizyonu öngörüyorsunuz?

Uzun vadeli hedefimiz Comeup’ı global ölçekte güçlü bir spor giyim markası haline getirmek. Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere İngiltere, Rusya, Kanada ve Avustralya gibi pazarlarda marka tescil süreçlerimizi tamamladık. Amerika için de başvurularımız devam ediyor. Bunun yanı sıra sürdürülebilir üretim, dijital dönüşüm ve Ar-Ge yatırımlarımızı artırarak ürün çeşitliliğimizi genişletmeyi planlıyoruz. Amacımız hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda kullanıcılarımızla daha güçlü bir bağ kurmak.