Peru Amazonları’nda YAŞAM

Peru Amazonları’nda YAŞAM

Geçtiğimiz yıl, bir hafta Haziran’da, bir buçuk hafta Ekim’de olmak üzere, Peru’da bulunduğum zamanın yirmi gününü Amazon Ormanları’nda geçirme fırsatım oldu. Beni konakladığım yere götüren tekneye adım attığım andan itibaren nefesimi kesen Amazonlar, birbirinden apayrı iki sezonda ziyaret edince, katbekat etkileyici bir hal aldı benim için.

ELİF AKIN

@elifakin7

Güney Amerika’nın aşağı yukarı beş buçuk milyon kilometrekarelik bir alanını kaplayan Ama­zon Ormanları, Brezil­ya, Peru, Bolivya ve Ekvador’la birlikte dokuz ülkenin sınırları içinde yer alıyor. Milyonlarca böcek, binlerce bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan Amazonlar, aynı za­manda dünyada bulunan suyun yüzde 20’sini depoluyor ve atmosferimizdeki karbondioksit miktarını azaltmaya yardımcı oluyor. “Amazonlar dünyanın kalbidir” demek pek de yanlış olmasa gerek.

Amazon Ormanları’nın Peru sınırlarında kalan kısmı, Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan And Dağları’nın ardında kalıyor ve Peru’nun kuzeyinden güneyine kadar uzanıyor. Tabii ki bu uçsuz bucaksız ormanın her noktasına ulaşmak mümkün değil. Mesafe­ler ve yoğun bitki örtüsü, ulaşımı oldukça limitli kılıyor. Ancak bazı bölgelerde kurulmuş konaklama yerleri, kısa süreliğine de olsa buralardaki yaşamı deneyimleme olanağı sunuyor. Örneğin Peru’nun kuzey doğusunda kalan ve yalnızca uçak ile ulaşımı mümkün olan Iquitos (İkitos) kentinden nehre açıldığınızda, lüks spa ve yoga seanslarının bulunduğu, internetli bungalovlarda, kuş gözlemleme ve benzeri aktivitelerin bulunduğu araştırma merkezlerinde veya bunlara kıyasla oldukça mütevazi ve ucuz olan aile şirketlerinin kurduğu bungalovlarda konaklayabiliyorsunuz. Yalnız başına gezen ve tanıdığım kültürlerin tadına olabildiğince varmaya çalışan bir öğ­renci olarak, bu son seçenek benim için en ve tek uygun olanıydı.

Allpayacu Adventures isimli konaklama yerini ilk başta turist olarak, daha sonra da köydeki çocuklara İngilizce öğretmek için iki defa ziyaret ettikten sonra Amazon Or­manları, kalbimde asla silemeyeceğim bir iz bıraktı. Bura­da öğrendiğim ve deneyimlediğim şeylerin paha biçilmez olduğunu düşünüyorum. Umarım hislerimi olduğu gibi aktarabilirim.

Yağmur Ormanlarına Varış

Iquitos kenti, Peru’nun diğer şehirlerine karayoluyla bağlı olmamakla birlikte, konaklama yerlerine ulaşma­nın en kolay yolu, Iquitos’a arabayla iki saat uzaklıkta olan Nauta kasabasından ahşaptan yapılma ince uzun teknelerden birine binmek. Nereye gittiğinize bağlı olarak tekne yolculuğunuzun süresi değişiyor. Dola­yısıyla Allpayacu Adventures’a yolculuğum uçakla bir buçuk saat, arabayla iki saat ve en son tekneyle iki saat daha sürdü. Burası May, eşi ve yakındaki köyde edindiği birkaç arkadaş tarafından kurulmuş, kazandıkları parayla köydeki çocukların eğitimini desteklemeyi hedefleyen bir aile işletmesi. Çocuklara geri dönüşüm ve iklim değişik­liği gibi konularda farkındalık kazandırmaya çalışıyorlar. Örneğin; köylerde yaşayan çocuklar arasında, en sevdik­leri spor olan futbol turnuvaları düzenleyip, katılmaları için nehirden plastik toplama şartı koşuyorlar. Böylece çocuklar hem istedikleri bir hedef uğruna ter döküyor, hem de plastik kirliliği ve bunun Amazon Ormanları’na verdiği zarar hakkında farkındalık kazanıyorlar.

Konakladığım yer, yerden yükseltilmiş ve araları köprülerle bağlanmış sekiz tek katlı bungalovdan olu­şuyordu. İlk gidişim Haziran’da olduğundan, su seviyesi oldukça yüksekti ve ormanın geri kalanına kıyasla biraz daha yüksek bir tepede kalmamıza rağmen, neredeyse köprünün hizasına erişiyordu. Bungalovların altından çeşitli balıklar geçiyor, kurbağalar ve kuşlar sessizliği yok ediyordu. Hayatımda ilk defa ailemden, şehir kalabalı­ğından ve dijital dünyadan bu kadar uzak, saf doğaya bu kadar yakındım.

Nehrin Üstünde Yaşam

Yağmur ormanlarında gün, saat 5:30-6:00 gibi, papağan­lar başta olmak üzere binlerce tür kuşun şarkısıyla ay­dınlanıyordu. Fakat ne kadar ses olursa olsun, asla şehir uğultusunun insanda yarattığı o düşünmeyi engelleyen, kafayı bulandıran boğucu hisse yaklaşmıyordu kuşların ve ağustos böceklerinin gürültüsü. Her an sakindi. Ancak bu sükûnet yalnızca araba ve korna gürültüsünün yoklu­ğundan kaynaklanmıyordu. İnsanlar da sessizdi.

Yakındaki Libertad Köyü’nü ilk önce turist olarak tanımış olsam da, çocuklara İngilizce öğretmek için geri döndüğümde burada oldukça uzun vakit geçirdim. İn­sanları daha yakından tanıma, İspanyolca bilmenin avan­tajıyla daha derin sohbetler edebilme, hayatlarına biraz daha yakından tanık olma fırsatım oldu. Sohbet ederken dikkatimi ilk çeken şey, burada yaşayan insanların Latin Amerika’nın geri kalanından ne kadar farklı olduklarıydı. Partilere bayılan, el kol sallayıp duran ve yüksek sesle konuşarak birbirine sataşan Güney Amerikalılara kıyasla, Libertad yerlileri inanılmaz sessiz ve sakindi. Mutlulardı ve özellikle sormadıkça problemlerinden bahsetmiyorlar­dı. Ancak normalde kısık sesle konuşmamla bilinen ben, burada sürekli “Hmm?”, “Efendim?”, “Bir daha tekrarlar mısınız?” demek durumunda kalıyordum. İnsanlar birbir­lerini duyabileceklerinden daha yüksek sesle konuşmu­yordu. Çocuklar sürekli koşuşturuyor, oynuyor, ama asla bağırmıyorlardı. Hareketler sakin ve akışkandı.

Bunun yaşadıkları ortamın gereksinimlerinden kay­naklandığını düşünüyorum. Orman birbirinden güzel bitkiler ve inanılmaz sevimli hayvancıklar barındırsa da sistem yırtıcılar olmadan tamamlanmıyor. Bir anakonda ya da kayman isimli küçük bir timsah görmek, bir inek görmekten daha olası mesela. Bir yandan da kendini yalnızca ayak izleriyle belli eden, ağaçların arasında ses­sizce süzülen jaguarlar var ki, onlarla zaten karşılaşmak pek istemezsiniz. Buradaki ekosistem, her canlının kendi rolünü üstlenmesiyle dengede kalıyor. Köylerin yerlileri de bunu asırların deneyiminden bildikleri için, gerekme­dikçe bağırmıyor, fazla dikkat çekmiyorlar. Bu hal onlara olağanüstü bir dikkat ve gözlem yeteneği de sağlıyor. Bir seferinde köyün etrafında yü­rürken, benim uzun bir ağaç ve sonsuz bir yeşillik gördü­ğüm yerde, May bizden yirmi metre ötemizde olan ağacın en üst dalındaki yılanı ve kovuktaki üç cep maymununu görebilmişti. Tanıştığım herkes ormandaki her hayvanı tüyü­nün en küçük detayına kadar tanıyor, nerede yaşadıklarını biliyor ve en sık yeşillikte bile saptayabiliyorlardı. Bunca zamandır dikkatli oluşum­la övünürken, bu insanlarla geçirdiğim vakit bir kez daha düşünmeme sebep oldu.

Milyonlarca böcek, binlerce bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan Amazonlar, aynı zamanda dünyada bulunan suyun yüzde 20’sini depoluyor ve atmosferimizdeki karbondioksit miktarını azaltmaya yardımcı oluyor.

Libertad’da Büyümek

Libertad köyünde çocuk olmak, nehirlerin hareketli ritmiyle büyümek demekti. Çocuklar, yeşilin bin bir to­nuyla çevrili, kıvrılarak akan kahverengi suların ortasında doğdukları andan itibaren doğanın kucağındaki yaşam­larına başlıyorlardı. Yağmur ve çamura rağmen, günleri­nin çoğunu dışarıda geçiriyorlardı; ayakları çoğu zaman çıplak, yüzleri ya güneşle ışıl ışıl ya da yağmurla ıslaktı. Ancak burada yaşam hiçbir zaman sabit değildi. Islak se­zonda yükselen nehir bir anda yaşam tarzını değiştirerek hayatın merkezine yerleşiyordu. Ekilen mısırlar hasattan sonra sular altında kalıyor, tavuklar yüzen kümeslere yerleştiriliyor ve çocuklar serin sulara atlayıp tekneden tekneye zıplayarak kahkahalar içinde yarışıyorlardı. Evden eve yüzerek gidiyorlardı. Kuru sezonda ise sular çekiliyor, geriye geniş çimenlik alanlar kalıyordu. Mısırlar bir kez daha ekiliyor ve çocuklar bu kez çim sahalarda saatlerce futbol oynuyorlardı.

Tanıştığım hiçbir çocuğun yüzünden gülümseme eksik değildi. Evet, belki son model tabletleri ya da en pahalı futbol ayakkabıları yoktu, ancak kovala­yabilecekleri binlerce kuş ve saklambaç oynayabilecekleri kilometrelerce arazileri vardı. Bu hareketli hayatlarının bir parça­sı olarak da öğrenmeye çok meraklılardı. Genel olarak köylerde okul sayısı pek az ve öğrenmek isteyen çocuk sayısı olduk­ça fazla. Libertad gibi daha şanslı köyler de okullarına çevredeki köylerin çocuk­larını da misafir ediyor doğal olarak.

Eylül’de verdiğim İngilizce derslerinde sekiz yaşından 19 yaşı­na kadar birçok öğrenci vardı. Bir gün dersten sonra beni alacak tek­neyi beklerken 9do­kuzyaşındaki Ricardo peşime takıldı. Güneşin yakıcı sıcağında nere­deyse bayılacakmış gibi görünüyor olmamdan kaynaklı olsa gerek, evinden kıpkırmızı bir dilim karpuz getirip elime tutuşturdu. Ben dilimi iştahla mideye in­dirirken, benden sürekli İngilizce yirmiye kadar saymamı istiyordu. Yaklaşık bininci sayış­tan sonra, “gel biraz yürüyelim” dedim. O hiç de sıkılmışa benzemiyordu. Kendi kendine “thirteen” (on üç) kelimesini tekrarlayıp duruyordu. Köyde birkaç tur attıktan sonra beni Allpaya­cu Adventures’a götürecek James’la (Hames) karşılaştık. Ricardo, James’ın kenara bıraktığı pala bıçağını kaptı ve güçlü bir şekilde az öteye fırlattı. 9 yaşında bir çocuğun kendinden büyük bir bıçağı sallamasından panik olan ben, bıçak yere mükemmel bir açıyla düşüp çimene dik saplanınca küçük bir şok geçirdim. Ricardo da halime kıkırdamadan edemedi. Bu köyde çocuklar “thirteen” kelimesini akılda tutmakta zorlanıyor olabilir, ancak pala bıçağını sanki annelerinin karnında öğrenmiş gibi kullan­mayı biliyorlar.

5.5 Milyon Kilometrekarelik Eczane

Modern tıpta, özellikle endüstriyel devrim ve bilimsel metodolojinin yaygınlaşmasıyla hastaneler ve eczaneler çok büyük bir önem kazandı. Endüstriyel devrimi takip eden kurumsallaşma tıbbı daha organize, sistematik ve hasta­lıklara spesifik çözümler bulmak amaçlanıyordu. Sistema­tikleşme ve tekrarlanabilirlik bir yandan da hız ve daha fazla teknoloji gerektirdiği için, ilaçlar da elde hazırlanan kişiye özel tariflerden ziyade, önceden paketlenmiş, hazır kutularda satılan bir hale evrildi. Bu tıbbı ve sağlığı görü­nürde daha hızlı ve daha kolay bir hale getirse de, tıbbın asıl kaynağı olan doğa ve insan arasına bir perde çekiyor olabilir mi?

Libertad köylüleri için en yakın hastane Iquitos’ta bulunuyor. Buna rağmen bu köy, Amazon Ormanlarının en şanslı ve imkanlı köylerinden sayılıyor. Lakin ormanın daha derinlerinde bulunan köylerden kentlere ulaşmak günler, bazen de haftalar sürebiliyor. Hatta bazıları şehir insanıyla temasa geçmekten tamamıyla kaçınıyor. Peki bu durumda, ailenizden biri ağır hastalandığında ne yapabilirsiniz?

Allpayacu Adventures isimli konaklama yerini ilk başta turist olarak, daha sonra da köydeki çocuklara İngilizce öğretmek için iki defa ziyaret ettikten sonra Amazon Ormanları, kalbimde asla silemeyeceğim bir iz bıraktı.

Bizim alışkın olduğumuz tıp sisteminde, bu senaryo kulağa korkutucu gelebilir. Ancak bizim aksimize, bu köylerin yerlisi beş buçuk milyon kilometrekarelik bir eczanenin içinde yaşıyor. Ormandaki her bitki her derde bir derman sunuyor. Örneğin duş almak ya da sebzeleri­ni yıkamak için nehrin suyunu kullanan köylüler bazen parazitlerle karşı karşıya kalabiliyor. Vücutlarını parazit­ler işgal ettiğinde, doğa yardımlarına koşuyor. Canellila isimli, halk ağzıyla bazen ‘Preciosa’(değerli) olarak hitap edilen bitkinin çayı vücudu parazitlerden arındırıyor. Ancak bu zengin ormanın barındırdığı şifalar, yalnızca fiziksel hastalık ve rahatsızlıkları iyileştirmekle kalmı­yor. Bu köylerin yerlileri, vücutta ortaya çıkan birçok rahatsızlığın ardında, aslında enerjisel bir dengesizliğin yattığına inanıyor. Sağlık, yalnızca iç organların düzenli çalışmasından ziyade, hayati enerjinin beden, ruh ve çevre arasındaki uyumlu akışı, dengesi olarak görülüyor. Bu denge ruhani/spiritüel güçler veya sosyal enerjilerin bozulmasıyla aksayabiliyor ve aşırı yorgunluk, baş dön­meleri, bayılmalar, sindirim sorunları gibi fiziksel semp­tomlarda beden buluyor. Örneğin; bu enerji dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkabilen aşırı düşük enerjiye çözüm olarak Ajo sacha (yaban sarımsak) olarak bilinen Mansoa alliacea bitkisinin yapraklarıyla sıcak suda banyo yapmak öneriliyor. Bu terapi, kişinin bedensel ve ruhsal ilişkisini dengeye sokmakla beraber bu enerjinin çevre­siyle olan etkileşimini de düzene sokacağı söyleniyor.

Tıbba enerjisel yaklaşım, bitkilerin yalnızca kullanıla­cak, yararlanılacak objeler olarak görülmektense, yaşa­yan ve bir nevi bilge ruha sahip olan enerjisel varlıklar olarak görülmesine dayanıyor. İnsan, bu ormanın sahibi olmaya çalışmıyor. Kendini bu ormanın bir parçası olarak görüyor ve kendinden asırlar önce var olmuş dengeyi saygıyla korumayı amaçlıyor. Bu sebeple, bir kişinin enerjisel dengesi ciddi derecede hasar gördüyse, Şamanlar tarafından gerçekleştirilen spiritüel ritüellere de başvurulabiliyor. Ritüellerde kutsal sayılan bitkilerden bazıları tütün, koka bitkisi ve adını duymuş olabileceği­niz ayahuasca isimli bitkisel bir karışım.

Ancak bu dünyadaki herkes Şaman olamıyor ve bu bitkiler her küçük problem için kullanılamıyor. Yerlilerin doğaya duyduğu saygının temelinde, yalnızca ihtiyaçları kadarını almaları gerektiğini bilmek yatıyor.