Sanat Dünyasında Farklı Rollerin Şekillendirdiği Bir Hayat GÖKŞEN BUĞRA

Sanat Dünyasında Farklı Rollerin Şekillendirdiği Bir Hayat  GÖKŞEN BUĞRA

Son yılların ilgi çeken sanat galerisi Galeri Bosfor’un kurucusu Gökşen Buğra, sanat yazarlığından küratörlüğe ve sanat galerisi yöneticiliğine uzanan sanat yolculuğunu bizimle paylaştı.

Sanat dünyasında farklı rol­lerde edindiğiniz deneyi­min ardından bugün kendi galeriniz Bosfor’u yöneti­yorsunuz. Bu yolculuk nasıl şekillendi, hangi kırılma anları sizi bu noktaya taşıdı?

Kırılma anı dediğinizde hep dramatik bir an bekleniyor ama benim için bu, edebiyattan kültür yönetimine ve görsel sanatlara akan uzun bir tecrü­be süreciydi. Yolculuğum, üniversite ve yüksek lisansta edebiyat alanında başladı. Yazı yazmak ve yayımlamak hayatımın vazgeçilmez bir parçasıydı. Bugün de öyle. Bir taraftan kültür kurumlarında yöneticilik yaparken bir yandan da sergi yazıları yazarak, röportajlar yaparak sanat dünyasıyla ilişkimi sürdürüyordum. Bu diyalog­ların sonunda kendimi galeri yöne­tirken buldum ve sanatçılarla ilişkiler kurmaktan, küratörlükten, yayınlar çıkarmaktan büyük keyif aldım. Sanat galerisi, çok ayrıcalıklı bir yapı, her yönüyle çok dinamik, besleyici ve zengin bir keşfetme alanı.

İstanbul’un çok katmanlı yapısı içinde güncel sanata ve galerilere yönelik ilginin seyrini nasıl oku­yorsunuz? Bu ilgi sizce dönüşüyor mu?

Elbette dönüşüyor. Her şey her yerde müthiş bir süratle dönüşüyor. Sanat izleyicisi de genişliyor. Bu zaman zaman popüler etkinlikler üzerinden olsa da gerçek anlamda meraklı, ilgi duyan bir izleyici kitlesi de var. Genç izleyici­lerin ziyaretleri ve genç profesyonellerin sanat koleksiyo­nerliğine ilgisi artıyor. Benim için asıl umut verici olan, her şeyin aynılaştığı bir dünyada sanatın kolay erişilebilir ilham kaynağı olması.

Son serginiz üzerinden ilerlersek; bu serginin çıkış noktası, kavramsal çerçevesi ve izleyiciyle kurmayı hedeflediği ilişki neydi?

Mithat Şen’in Yeryüzü Gökyüzü sergisi. Şen, kırk dört yıldır bütünüyle tutarlı bir görsel sistem geliştiriyor; beden, doğa, coğrafyanın kültürel mirası, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki karşılıklık. 2022’de sanatçının kapsamlı bir kitabını yayımlamıştık. Benim için bu sergi, usta bir sanatçının düşünce yapısının nasıl yeniye açıldığının, kariyerinin ileri dönemlerinde kendini ve üretimini hala nasıl dinç tuttuğunun görünür kılınmasıydı. Bu sürece eşlik etmek, bir galerici için müthiş bir gurur.

Galerinizin estetik ve düşünsel hattını nasıl tanımlarsınız? Temsil ettiğiniz sanatçıların bu yapı içindeki yerini biraz açar mısınız?

Galerinin odağında, malzemenin düşünce ile dönüşmesini ele alan sanat pratikleri var. Bu yüzden Bosfor’un temsil ettiği sanatçıları bir arada gördüğünüzde müthiş bir üslup ve medyum çeşitliliği keşfedebilirsiniz; her biri kendi sesini korurken doğal bir kürasyonla ortak bir sözleri de oluyor. Ayırt edilebilir bir sanatçı seçkisi ve sergi programı ile üst üste gerçekleşen etkinliklerin kendine has tutarlı bir dil yaratmasına özen gösteriyorum.

Küratöryel üretim geçmişiniz oldukça güçlü. Galerinizde de küratör odaklı projelere yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Bosfor’da küratör ve galerici rolleri zaten iç içe geçmiş durumda, bunu bilinçli olarak koruyorum. Karma sergilerde olduğu kadar solo sergilerin de küratöryal bir süreci oluyor. Bu süreci kendim için sanatçılarla derinlikli diyalog kurma, onları işleriyle ilgili kışkırtma, farklı düşünme biçimlerine davet etme fırsatı olarak görüyorum. Bu her sergiyle ye­niden başlıyor: hangi sanatçı, hangi işler, hangi kavramsal çerçeve, izleyici neyle karşılaşacak? Merak ve heyecanla bütün bu sorular üzerine kafa yormak ve hazırlık yapmak, galerinin ruhunu da dinamik tutuyor.

Türkiye’de koleksiyoner profilinin son yıllarda nasıl değiş­tiğini gözlemliyorsunuz? Yeni kuşak koleksiyonerler neye odaklanıyor?

Koleksiyoner profili kesinlikle değişiyor; hem de olumlu anlamda. Eski profil büyük ölçüde “değer kazanır mı?” kaygısıyla hareket ediyor ve risk almıyor, keşiflere önem vermiyordu. Yeni kuşakta farklı bir merak var, bir kimlik arayışı var; aldıkları işle kendilerini de tanımlamak istiyor­lar. Bu benim açımdan daha ilginç ve verimli bir diyalog zemini. Genç koleksiyoner profilinin ihtiyacı olan altyapı ve rehberlik de galerinin işlevini öne çıkarıyor.

Sanat piyasasında ticari kaygılar ile sanatsal ifade arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Galericiliğin bu gerilimi kalıcı olarak çözdüğünü söyleyen birine inanmam. Her sergi, her karar bu gerilimin yeniden müzakere edildiği bir an. Benim için belirle­yici olan şu: ticari kaygı, sanatçının işini hangi yönde geliştireceğini belirlememelidir. Galeri yaşamak zorunda, evet ama bu yaşamı sanatçının özgürlüğünü daral­tarak sağlamak kabul edilemez. Bu dengeyi kurmak sürekli bir dikkat ve cesaret istiyor.

Bugünün sanat üretimini şekillendiren ana dinamikler sizce neler? Hangi kavramlar öne çıkıyor?

Sanat üretiminde tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi rağbet gören trendler var: Kimlik siyaseti, ekolojik kırılganlık, bel­lek ve arşivleme pratikleri, küresel ölçekte ilgi çeken konu­lar. Ama ben bu eğilimlerden çok sanatçıların bu temalarla ne tür bir özgünlük ve derinlikle ilişki kurduğuyla ilgileni­yorum. Konu, bir işi iyi yapmaz, konu sadece bir kapı açar. Asıl soru o kapıdan girilip yeni bir önermede bulunuluyor mu sorusu.

“Sanatçılarla ilişkiler kurmaktan, küratörlükten, yayınlar çıkarmaktan büyük keyif alıyorum. Sanat galerisi, çok ayrıcalıklı bir yapı, her yönüyle çok dinamik, besleyici ve zengin bir keşfetme alanı.”

Dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde galericilik pratiği sizce nasıl evriliyor? Fiziksel mekânın rolü yeniden tanımla­nıyor mu?

Fiziksel mekânın işlevini değerli buluyorum. Dijital plat­formlar görünürlük sağlıyor ama deneyim sağlamıyor. Bir işin önünde durmanın, o işin boyutunu, yüzeyini, titreşimini hissetmenin yerini hiçbir ekran alamaz. Galeri mekânı, bu anlam­da giderek daha bilinçli bir tercih haline geliyor; oraya gitmek için bir neden olması gerekiyor. Bu bizi sergi yapmayı daha ciddiye almaya zorluyor, ki bu aslında iyi bir şey.

Sanat izleyicisini galerilere çekmek bugün her zamankinden daha zor mu? Siz bu bağı canlı tutmak için neler yapıyorsunuz?

Zor, bu doğru çünkü insanın zama­nına talip olan sınırsız seçenek var. İnsanlar anlam arıyor, belki her zamankinden daha fazla. Galeri bu arayışa gerçekten karşılık veriyor­sa, izleyici geliyor. Benim yaptığım şey büyük ölçüde alanı kurgulamak, üretimi bir mıknatıs gibi galerinin ortasına bırakmak. Sonrasında kurduğumuz iletişim, meraklısını galeriye çekiyor.

Geleceğe baktığınızda galeriniz için nasıl bir vizyon çiziyor­sunuz? Kısa ve uzun vadede sizi en çok heyecanlandıran hedefler neler?

Kısa vadede temsil ettiğim sanatçıların uluslararası arenada daha görünür olması için somut adımlar atmak istiyorum. Uzun vadede Bosfor’un kendi coğrafyasında düşünce üreten, sanatçısına ve izleyicisine alan açan bir yapı olarak tanınmasını istiyorum. Büyük değil, derin ve sürekli olmayı, kalıcı bağlar kurmayı önemsiyorum.